Arkadaşlık, ömrümüzün duraklarında farklı suretlere bürünür. Kimi zaman aynı sırayı paylaştığınız kişidir o, kimi zaman aynı üniformanın içine sıkıştığınız kader arkadaşınız… Bazen bir yolculukta tanışırsınız, bazen bir ibadetin kalabalığında. Farklı bağlar, farklı zamanlar ve farklı insanlar… Ama hepsinin ortak bir yanı vardır. Hayatın bir döneminde insanı tamamlayan o eşlik duygusu.

İlk büyük sosyal imtihanımız şüphesiz okul arkadaşlığıdır. Hayal kırıklıklarının, ilk başarıların, gizli sırların paylaşıldığı yıllardır. Aynı sırada fotoğraf çektirdiğimiz, aynı sınıfta ter döktüğümüz, aynı teneffüste ekmek arası tost paylaştığımız arkadaşlar… Belki yollar ayrılır, hayat dağıtır; ama yıllar sonra bile bir okul arkadaşının adı duyulduğunda yüzünüzde beliren hafif tebessüm o günlerden kalmadır. Çünkü okul, sadece öğrenme değil; birlikte büyüme yeridir.

Erkekler için hiç şüphesiz asker arkadaşlığı bambaşkadır. Askerliğin ortak bir dili vardır. Aynı koğuşun kokusu, aynı nöbetin ayazı, aynı komutanın sesi… Bu paylaşımın içinde doğan dostluk, belki de en hızlı kurulan ama en uzun yaşayan bağlardan biridir. Bu yüzden asker arkadaşlığı denilince akla hep “kardeşlik” gelir. Çünkü bazı bağları hayat değil, mecburiyet kurar; mecburiyetin içinden de sadakat çıkar.

Bir de Hac ve umre arkadaşlığı vardır ki, gönül coğrafyasının en özel ilişkilerindendir. Hayatta herkesle yolculuk edersiniz ama herkesle dua edemezsiniz. Hac, insana hem kalabalığın içinde yalnızlığı hem de yalnızlığın içinde kardeşliği öğreten bir yolculuktur. Aynı tavafta yanında yürüyen, aynı duada sessizce eşlik eden insanlar, hayat boyu unutulmaz. Orada kurulan bağlar, dünya kalabalığında birbirini bulmuş iki ruhun yakınlığıdır.

Elbette her arkadaşlık parlak değildir. Okul yıllarında kırgınlıklar, askerlikte sürtüşmeler, Hac yolculuğunda sabır sınavları olabilir. Ama yine de bu ilişkilerin ortak bir gücü vardır. Paylaşılan tecrübenin unutulmazlığı. Aynı zorluğu, aynı sevinci, aynı duayı, aynı koşturmacayı yaşamış olmak… Bu birliktelik, yıllar sonra karşılaşınca konuşmayı bıraktığınız yerden devam etme kolaylığını verir.

Modern dünyanın hızında bazı bağlar zayıflıyor gibi görünse de bu özel arkadaşlıkların değeri eksilmiyor. Çünkü onlar günlük ilişki değil; hayatın dönüm noktalarında doğmuş bağlar. Bir okul arkadaşı çocukluğunu bilir, bir asker arkadaşı cesaretini; bir Hac arkadaşı kalbini… Bu arkadaşlıklar, insanın hayat boyunca farklı hâllerini kayda geçirir. Her biri ayrı bir ‘ben’e şahitlik eder. Hayat değişir, mekân değişir, insanlar değişir… Ama o şahitlik duygusu, hiçbir zaman eskimez.

Unutmadan yatılı okul arkadaşlığını öğretmen olarak yaşayan birisiyim. Uzunca bir dönem Ankara’da Laborant Meslek Lisesi’nde öğretmenlik ve idari görevlerimde onların dayanışmasının güzel örneklerini onlar kadar olmasa da yakından takip etmişliğim var. Bazı arkadaşlıkların ömrün sadece bir bölümüne değil; insanın ruhuna temas ettiğini onlarla yaşadım diyebilirim.