Türk gibi görünerek gözleri boyanmalıdır!
Sabataîlerin bu Âmentü metninde ayrıca şu emir de vardır:
“[18 Emrin] on altıncısı şudur ki Türklerin âdetlerine riâyete îtinâ edilsin; zîrâ bu sûretle onların gözleri kör edilecekdir! Ve Ramazan orucunu tutmak için sıkıntıya girmesinler! Kezâ onların şeytan için kesdikleri kurban hakkında da! Gözle görülen her şey îfâ edilsin! (La seizième est que l’on ait soin à l’égard des usages des Turcs, car par là on leur crève les yeux –on leur jette de la poudre aux yeux-. Et pour le jeûne du Ramazan, qu’ils n’aient, en l’observant, aucun scrupule –de conscience-. Ainsi, le sacrifice qu’ils –les Turcs- font aux diables, peu importe si on ne le fait pas. Toute chose qui se remarque doit être faite.) (Prof. Abraham Galanté, Nouveaux Documents sur Sabbétaï Sévi. Organisation et us et coutumes de ses adeptes, İstanbul, 1935, pp. 45-46; -Edirne Hahambaşısı- Abraham Danon, “Une Secte Judéo-Musulmane en Turquie”, Actes du 11e Congrès International des Orientalistes -1897-, Troisième section, Paris, 1899, p. 65)
Sabataî Emirleri böyleyken, Sabiha Nazmi, ağabeyi Avukat Celâl Derviş’in bu evliliğe râzı olmasıyle murâdına eriyor. Şu sebeble ki ağabeyi, Mehmet Zekeriya’yı tahk̆îk̆ edip onu yakından tanıdıktan sonra, onun, Türk asıllı olsa dahi, Türklükden tecerrüd etmiş bir Mülhid olduğunu görerek bu takdîrde 17. Emrin ihl̃âl̃ edilmediğine kanâat̃ getirmiş olmalıdır. Üstelik, yukarıda da îzâh ettiğimiz gibi, bu izdivâcla, onlar, Zekeriya Sertel’i kendilerine temessül ettirmişlerdir; yoksa, tersi vâk̆î değildir…
Onların hükmü altında artık bütün Türkiye Selânik’dir!
Asırlarca Türklerin koynunda velînîmetlerine nefret besliyerek ve bu Münâfık hayâtıyle yaşıyorlar. “Câmi”lerinden mezarlıklarına, mahallelerine kadar her şeylerini Türklerden ayırıyor, ama onların himâyesinde gelişiyor, kuvvetleniyor ve onlarca yıl süren sinsi bir mücâdeleden sonra, bin bir desîse ve kanlı bir ihtilâlle onların Ulu Hâkan’ını devirip Pâyitahta kuruluyorlar… Şimdi bütün ipler ellerindedir ve çok geçmeden bütün Türkiye Selânik olacaktır…
Selânik… Nice Sabiha Sertel’lerin Selânik’i… Yine kızı Yıldız Sertel anlatıyor:
“Sabiha, Selanik Rüştiyesi’ne gidiyordu. Daha doğrusu bu okulun ‘Sübyan’ adı verilen 3 yıllık ilkokuluna. Mecdi Ağabeyi artık Terakki Rüştiyesi’nin (ortaokulun) son sınıfındaydı. ‘Terakki Mektebi’, Selanik’te ‘Dönme’ cemaatinin kurmuş olduğu bir okuldu.
“ ‘Dönme’ cemaatinin Selanik’in sosyal, kültürel ve siyasal yaşantısında önemli bir yeri vardı. Dönmeler, XV. Yüzyılda, İspanya Kraliçesi İsabella tarafından kovulup Osmanlı İmparatorluğu’na göçen Musevîlerin bir koluydu. Sabetay Sevi adı verilen ve kendisini ‘Mesih’ ilân etmiş olan bir önderin başkanlığındaki bu kol, XVII. Yüzyılda İslam dinini kabul edip Türkleşmişlerdi.
(http://www.sothebys.com/zh/auctions/ecatalogue/lot.42.html/2015/important-judaica-n09447; 1.4.2019)
(https://www.sothebys.com/en/auctions/ecatalogue/2015/important-judaica-n09447/lot.42.html; 30.7.2026)
Sabatay Sevi’yi şahsen tanımış ve mâcerâsını yakından tâk̆îb etmiş, İzmir’deki ecnebî tüccâr zümresinin hizmetinde bulunan Felemenk Protestan Râhibi Thomas Coenen tarafından têlîf edilip 1669’da, Amsterdam’da, Joannes van der Bergh Neşriyâthânesi tarafından, Yahûdilerin, Sabatay Sevi’nin Şahsında Boşa Çıkan Ümîdleri ismiyle, Levant Trading Company’nin idârecilerine münhasıran 24 nüsha olarak basılan, 157 sayfalık bu fevkal̃âde kıymetli ve nâdir kitabda, Sabatay’ın, -yukarıdaki- sağlığında yapılmış tek resmi münderic bulunuyor. Sabatay Sevi’nin resminin altında evvelâ Felemenkce, sonra Fransızca birer îzâhat vardır. Fransızcası, o devirdeki iml̃âyle, şu şekildedir: “Vray portrait de Sabbathai Sevi qui se dict Restaurateur du Royaume de Juda et Israel: Kendisine Yahûdiye ve İsrâil Krallığının Muhyîsi diyen Sabatay Sevi’nin hak̆îk̆î portresi”… (Tafsîlât için: Yahûdilik-Masonluk Münâsebeti; Milat, 1.12.2024/111; Filistin Cephesi Hezîmetinin İçyüzü -19/20 Eylûl 1918-, İstanbul: Altındağ Ye., Temmuz 2026, 2. baskı -ilk baskı: Kasım 2025-, ss. 111-112)
***
“Selânik’in 150 bin olan nüfûsunun 60-70 bini Mûsevî, 20 bini Dönme, 10 bini Türk idi”
“Selanik’te Dönme cemaatinin, kentin sosyal, kültürel ve siyasal yaşamında önemli bir yeri vardı. 150 bin nüfusu olan bu kentte, 60-70 bin kadar Musevî, 30 bin Yunanlı, 30 bin Türk vardı. Türklerin 20 bini Dönmeydi.
“Bütün topluluklar gibi Dönmelerin de kendi okulları, ibadet yerleri (cami, mescit ve tekkeleri), hastahaneleri, kulüpleri, sosyal yardım merkezleri vardı.
“Bu cemaatin önemli bir kolu ticaretle meşguldü. Avrupa ile ticaret yapan Dönme tüccarlar, Avrupa kültürüyle temas ettikçe, Batı uygarlığına yakınlık duyuyor, şehirde Batılılaşmanın, modernleşmenin öncüleri oluyorlardı.
“Topluluğun aydınları ise, ya devlet kuruluşlarında önemli mevki sahibi ya da doktor, avukat gibi meslek adamlarıydılar. Bazıları da okullarda, Hukuk Fakültesi’nde ‘Müderris’, yani öğretmen veya profesördüler.
“İleri görüşlü oldukları için, II. Abdülhamid’in baskı rejimine karşı yapılan siyasal savaşa da katılıyorlardı. Örneğin, Dönmelerin kurduğu ‘Terakki Mektebi’, adını, ‘İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden almıştı. Gene Dönmelerin kurduğu Fevziye Mektebi’nin Müdürü Cavit Bey, İttihat ve Terakki eyleminin ileri gelenlerindendi.” (Yıldız Sertel 1995: 24)
Fransa’nın Yunanistan Sefâretinin web sayfasında bu Dönme Câmii hakkında şu mâl̃ûmât bulunmaktadır: “Dönmelerin Müslüman-Yahûdi Cemâati deyince, akla hemen onların Yeni Câmi’i gelir. 1902’de Vitaliano Poselli’nin pl̃anlarına göre inşâ edilen câmiin içi Yahûdi Yıldızlarıyle süslüdür. Câmi, 1923’te İstanbul’a göçen bu cemâat̃in aslını hatırlatmaktadır.” (http://www.ambafrance-gr.org/spip.php?article3506; 26.8.2011) “Yahûdi Yıldızı”: Altı köşeli Dâvud Yıldızı, “Magen David”, Mühr-i Süleymân…
***
“Mason Locaları da mantar gibi bitmişlerdi”
“Kent, din ve etnik gruplar bakımından da tam bir karmaydı. Sokaklarda cübbeli, takkeli hahamlar, fesli, sarıklı müslümanlardan, kara cübbeli, yüksek kara şapkalı ortodoks papazlarından geçilmiyordu. İsyanları bastırmak için Üçüncü Ordu da Selanik’e yerleştirilmişti. Üniformalı subaylar ve askerler de bu çok renkli sokakları zenginleştiriyordu. Hemen her köşede ya bir havra, ya bir tekke, ya da bir cami vardı. Bazen kilise çanlarıyla ezan sesleri birbirine karışıyor, sanki şehrin ne tür bir karma olduğunu halka hatırlatıyordu. Bektaşî ve Mevlevî tekkeleri gibi Mason Locaları da mantar gibi bitmişlerdi. Dönmelerin camii, Sabiha’nın çocukluğunu geçirdiği Pazar Tekkesi Sokağı’nın yakınındaydı. Bu, oldukça görkemli bir camiydi. Dönme cemaatinin cenaze namazları burada kılınırdı. Sabiha daha küçük yaşta pek çok cenaze töreni görmüştü. Buna rağmen, şehrin bir matem havası içinde olduğu söylenemezdi. Aksine, çok canlı, hareketli, hatta neşeli bir şehirdi Selanik. Her cemaatin kendine göre eğlence yerleri vardı ve hatta Mason Localarında ve tekkelerde içki içildiği, âlemler yapıldığı söylenirdi.
“Ticâret daha ziyâde Yahûdilerin ve Dönmelerin elindeydi… Avrupa’yla ticâret yapan zengin adamlardı… Batı kültürünü benimsemiş, İmparatorluk’ta gelişen reform ve hattâ devrim fikirlerinin savunucusu olmuşlardı…”
“Hareketli bir ticaret limanı olması da bir başka renk veriyordu bu şehre. Selanik Avrupa’ya tütün, pamuk, sabun vb satıyor, dışarıdan kumaş, ilâç, makine vb alıyordu. Bu yüzden Avrupalı tüccarların sık sık gelip kaldığı bir şehirdi. Ayrıca Singer fabrikası gibi yabancıların açtığı kurumlar da vardı. [Singer de bir Yahûdi şirketidir…] Selanik tüccarlarının çoğu Avrupa’yla ticaret yapan zengin adamlardı. Bu ticaret daha ziyade Yahudilerin ve Dönmelerin elindeydi. Bu zenginlerin, deniz kıyısında, körfezin Beyaz Kale ile Kara Burun arasındaki bölümünde büyük köşkleri vardı. Sabiha’nın arkadaşları, Atiye Hoca, Seniye ve diğer kızların çoğu bu köşklerde oturuyorlardı. Oralarda oturanlar kültürlü, ileri fikirli, Batı’dan esen rüzgarlara açık kimselerdi. Ya Avrupa’yla ticaret yapıyorlardı, ya da aydın kişiler olarak Batı kültürünü benimsemiş, imparatorlukta gelişen reform ve hatta devrim fikirlerinin savunucusu olmuşlardı. Avrupa’ya öğrenime gidenlerin birçoğu bu zümrenin çocuklarıydı.” (Yıldız Sertel 1995: 35)