Jeffrey Epstein dosyası patladığında dünya bir gerçeği yeniden hatırladı: Güç ve para karşılığında hayatları kararan çocuklarımız yani geleceğimiz. Bu olay yalnızca bir suç şebekesinin ortaya çıkarılması olayı değildi; aynı zamanda küresel elit ağları, siyaset, finans ve medya arasındaki karanlık ilişkilerin deşifre edilmesiydi.
Ancak meseleyi sadece belirli isimlerle sınırlamak, daha büyük resmi görmemizi engeller. Bu olayın çok daha büyük olduğunu bir önceki yazımda değinmiştim. Ancak bugün tartışmamız gereken daha derin bir sorun var: Çocukluğun sistematik biçimde aşındırılması.
Son yıllarda moda endüstrisinde ve dijital platformlarda dikkat çeken bir eğilim var. Çocuklara yönelik koleksiyonlarda yetişkin stilinin küçültülmüş versiyonları yaygınlaşıyor. Crop üstler, ağır makyaj temalı oyuncak setleri, sosyal medyada “mini influencer” olarak pazarlanan çocuklar… Çocuk bedeni ve kimliği giderek yetişkin estetiğinin bir nesnesi haline getiriliyor.
Bu yalnızca estetik bir tercih değil; aynı zamanda kültürel bir yönlendirme. Tüketim ekonomisi, çocukları artık sadece oyuncak müşterisi olarak değil, erken yaşta “görünürlük” ve “beğeni” ekonomisinin aktörü olarak konumlandırıyor.
Çocukluk, oyun ve keşif alanı olmaktan çıkıp performans alanına dönüşüyor. Bu da sapkın kesimlerin iştahını fazlasıyla kabartıyor. Özellikle belirli yayın organları ve sosyal medya platformları bunu özellikle teşvik ediyor.
Sosyal medya algoritmaları, dikkat ekonomisi üzerinden çalışıyor. Görsellik, dikkat çekicilik ve “yetişkin gibi görünme” hali daha fazla etkileşim getiriyor. Bu durum aileleri, markaları ve hatta çocukları bilinçsizce aynı yarışın içine çekiyor. Bu tür giyinme, bu türden makyaj yapma ve ortaya çocuk ergenler çıkıyor.
Psikoloji literatüründe “erken ergenleşme baskısı” olarak tartışılan olgu, çocuğun yaşına uygun gelişim evrelerini sağlıklı biçimde tamamlamasını zorlaştırıyor. Çocuk, henüz kimliğini inşa etmeden yetişkin rolü oynamaya başlıyor. Bu da özgüven sorunlarından beden algısı bozukluklarına kadar birçok riski beraberinde getiriyor.
Pedofili, açıkça tanımlanmış ağır bir suçtur ve hukuki yaptırımı nettir. Ancak kültürel zemin, hukukun ötesinde şekillenir. Eğer toplum olarak çocukları erken yaşta yetişkin estetiğine, cinsel imalara ve performans baskısına maruz bırakıyorsak, suçla mücadeleyi sadece adliyelerde arayamayız.
Burada önemli olan, her eleştiriyi komplo zeminine taşımadan, yapısal soruları sormaktır:
- Moda ve reklam sektöründe etik sınırlar yeterince net mi? Bunun denetimi yeterince yapılıyor mu?
- Çocuk influencer ile ilgili yasal bir düzenleme yapılmalı mı?
- Aileler dijital bilinç konusunda yeterince destekleniyor mu?
- Çıkarılması planlanan sosyal medya yasası ülkemizin sorularına ne kadar çözüm olacak?
Bir toplumun ahlaki seviyesi ne kadar zayıflatılırsa geleceği de o kadar kolay çalınır. Gelenek ve göreneklerimizden çoktan kopmuş gibiyiz. Gelecek nesillerimizi kaybetmeden önce harekete geçmek gerekiyor.
Çocuk, korunması gereken bir bireydir; pazarlanacak bir imaj değildir. Onu erken yaşta yetişkin kalıplarına sokmak, masumiyetini değil; gelişim hakkını ve geleceğini elinden almaktır.
Epstein dosyası bize şunu gösterdi: Güç odakları denetlenmediğinde sınır tanımaz. Ama aynı zamanda şu soruyu da sordurdu: Toplum olarak hangi kültürel akımların etkisinde kaldık? Gerçekten çocuklarımıza güzel bir gelecek ve ahlaki bir gelişim sağlıyor muyuz?
Belki de asıl mesele şudur: Çocuklarımızı ve onların yaşaması gereken çocukluğunu kim savunacak?
Yasa koyucular mı? Aileler mi? Medya mı? Yoksa hepimiz mi?