Jeffrey Epstein meselesine yalnızca bir “cinsel istismar” ya da “fuhuş ağı” olarak bakmak, çağımızın en büyük yanılgılarından biridir. Çünkü bu dosya, bireysel bir sapkınlıktan çok daha fazlasını anlatır: Gücün ahlakı nasıl bastırdığını, paranın vicdanı nasıl susturduğunu ve modern dünyanın hangi noktada değerlerini kaybettiğini gösteren ibretlik bir tabloyu önümüze koyar.
Bugün mesele Epstein değildir; mesele Epstein’ı mümkün kılan toplumsal iklimdir. İşte asıl mesele de budur: Güç ahlakı yenerse karşımıza çıkacak tablo da budur.
Modern dünya uzun zamandır ahlakı bir “özel alan meselesi” olarak tanımlıyor. Güçlüysen, zenginsen, fayda üretiyorsan; ne yaptığın, nasıl yaptığın, kime zarar verdiğin ikinci plana itiliyor. Epstein tam olarak bu zihniyetin ürünüdür. Bu mesele sistemin dışına düşmüş bir sapkınlık değil; sistemin içinde ve sistem tarafından korunmuş bir figürdür.
Tarihte kendisini “seçkin” olarak tanımlayan her sınıf, zamanla ahlaki ayrıcalık talep etmiştir. Aristokrasiler, imparatorluklar, sömürgeci elitler ve modern finans–teknoloji oligarkları… Biçimler değişmiş, mantık değişmemiştir:
“Kurallar halk içindir, biz istisnayız.”
Epstein dosyasında gördüğümüz tam olarak budur. Yıllarca hakkında söylentiler dolaşmasına rağmen bu elit kesme kapıların açılması, davetlerin sürmesi, ilişkilerin kesilmemesi bir bireysel körlük değil; kolektif bir ahlaki çöküştür. Çünkü bu çevrelerde ahlak, evrensel bir ilke değil; statüye göre esneyen bir kavramdır.
Güç, burada sadece ekonomik ya da siyasi değildir. Güç; medyayı susturabilme, hukuku geciktirebilme, itibarı satın alabilme yeteneğidir. Epstein’ı asıl tehlikeli kılan şey de budur: Onun şahsı değil, onu görünmez kılan ağdır. Bu ağın arkası da çok karanlık. Ve inanın bu işin içerisinde dini ritüeller dahi çıkacaktır.
İşte bundan sonrası da bize düşecek. Nasıl mı?
Bu tür dosyalar yalnızca “elitlerin suçu” olarak okunmamalı. Toplumun sessizliği de bu düzenin bir parçasıdır. Skandal patlak verdiğinde duyulan öfke kısa sürelidir; ardından yeni bir gündem gelir, yeni bir kriz konuşulur. Modern insanın hafızası hızlı, tepkisi ise yüzeyseldir.
Daha da vahimi şudur: Bir noktadan sonra ahlaksızlık şaşırtıcı olmaktan çıkar, olağanlaşır.
“Zaten onlar öyledir” cümlesi, toplumsal teslimiyetin en tehlikeli biçimidir. Çünkü bu cümle, kötülüğü mahkûm etmez; kabullenir. Epstein dosyası, tam da bu normalleşmenin ürünü olarak büyümüştür. Bu olay yıllardır dillendirilmesine rağmen bir türlü küresel tepki ile karşılaşmamış ve hukuk işlememiştir.
Epstein’ın yıllar boyunca hafif cezalarla kurtulabilmesi, hukukun kâğıt üzerinde eşit; pratikte ise sınıfsal işlediğini bir kez daha göstermiştir. Hukuk nedense güçlüye yumuşak, zayıfa ise serttir. Bu yalnızca ABD’ye özgü bir durum değildir; modern dünyanın genel hastalığıdır.
Ve nihayetinde Epstein’ın cezaevinde ölümü… Resmi açıklamalar ne olursa olsun, bu ölüm toplumun zihninde kapanmayan bir dosya olarak kalacaktır. Tek kişilik odada kendisini nasıl astı? Ya da daha doğrusu onu kim astı? Bu olayın arkasında gerçekten ABD’nin eski başkanları ve ünlü kişiler mi var? Bu olay dini içerikli mi işlendi? Kafamda onlarca deli soru…
Epstein dosyası bize şunu sormak zorunda bırakıyor: İlerleme dediğimiz şey yalnızca teknoloji ve servet midir?
Eğer öyleyse, ahlak nereye gitti?
Bugün dünyada çocuk hakları, insan onuru ve evrensel değerler sıkça dile getiriliyor. Ancak hani uluslararası kuruluşlar. Yoksa bu olayda bir ikiyüzlülük mü var?
Ne yazık ki sorun birkaç “kötü insan” değil, kötülüğü taşıyabilen bir sistem ve açıkça çürüyen vicdanlardır.
Buradan söylüyorum Epstein yalnızca buzdağının görünen kısmıdır. Altı daha karanlık…