Afganistan ile Pakistan arasında yeniden tırmanan gerilim, ilk bakışta iki komşu ülkenin sınır güvenliği meselesi gibi görünebilir. Ancak bu coğrafyada hiçbir kriz yalnızca iki başkent arasında yaşanmaz.

Kabil ile İslamabad arasındaki bu çatışmayı iyi okumak istiyorsak, bölgesel ve küresel güç dengelerinin satır aralarını gözden kaçırmamız gerekiyor.

Öncelikle sorunun temeline inelim; 19. yüzyılda çizilen ve Afgan tarafınca hiçbir zaman tam olarak meşru kabul edilmeyen Durand Hattı var. Pakistan devleti bu sınırı uluslararası sınır olarak kabul ederken, Taliban yönetimi dâhil olmak üzere birçok Afgan aktör bunu tartışmalı görüyor. Buna bir de Pakistan’ın, Afganistan’daki bazı silahlı grupları; Afganistan’ın ise Pakistan içindeki Taliban yapılanmalarını barındırdığına dair karşılıklı suçlamaları ekleyelim. Yani yüzyıllardır güçlü ülkeler tarafından ekilen güven eksikliği yapısal hâle gelmiş durumda.

2021’de ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinden sonra oluşan güç boşluğu, bu kırılgan dengeyi daha da hassaslaştırdı. Pakistan, kendi iç güvenliği açısından Afgan topraklarından yöneldiğini iddia ettiği saldırıları tehdit olarak görüyor. Taliban ise Pakistan’ın sınır ötesi operasyonlarını egemenlik ihlali sayıyor.

Şimdi bu olaylarda dış güçleri durumunu kısaca analiz edelim.

Amerika Birleşik Devletleri 2021’de Afganistan’dan askerî olarak çekildi. Ancak büyük güçler coğrafyadan tamamen “çekilmez”; yalnızca yöntem değiştirir. ABD her ne kadar buradan çekilmiş görünse de bölgeyi tamamen göz ardı ettiğini söylemek de gerçekçi olmaz. Washington’un; istihbarat, insansız hava araçlarıyla gözetleme ve içeriden elemanları ile hala sahada etkili olduğu biliniyor.

Bu olayları başkan Trump çok iyi kullanacaktır. Olaylar iyice çığırından çıkacak duruma gelince devreye girecek ve kendi gol hanesine yine bir savaşı bitirmiş olma puanını ekleyecektir. Biri çıkıp ona, bir Nobel Barış Ödülü verse de bu tüccar başkanın dünyayı uçuruma sürükleme halini engellese diye düşünmüyor değilim. Eskiden lolipop şekerler çok nadirdi ve bunu alan çocukların keyfine diyecek yoktu. Trump’a çocukluğunda ya kimse bu şekerden almamış ya da biri şekerini elinden almış. O da şimdi hıncını dünyadan çıkarıyor sanırım.

Bu aşamada İsrail’in bu çatışmayı doğrudan yönlendirdiğine dair somut delil olmasa da bölgede çıkacak savaştan karlı çıkacak bir ülke olduğu biliniyor. Bu işi de Hindistan üzerinden kaşıdığı bilinen bir gerçek. Bu nedenle İran’ın etrafını güvensizleştirme ve gücü dağıtma açısından İsrail’in bu savaşta bir parmağının olduğunu düşünüyorum.

İran, Afganistan’daki istikrarsızlıktan doğrudan etkilenen bir komşu. Özellikle Şii Hazara topluluğunun güvenliği Tahran için hassas bir konu. İran, hem Taliban yönetimiyle pragmatik ilişkiler kurmaya çalışıyor hem de sınır güvenliğini sağlamaya odaklanıyor. Pakistan ile doğrudan bir cepheleşme istemez; zira kendi doğu sınırında yeni bir istikrarsızlık alanı Tahran’ın çıkarına değil.

Çin için Afganistan ve Pakistan hattı, Kuşak ve Yol Girişimi’nin güvenliği açısından kritik. Çin–Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC), Pekin’in milyarlarca dolarlık yatırım yaptığı bir hat. Bölgedeki istikrarsızlık, Çin’in enerji ve ticaret güvenliğini doğrudan etkiler. Taliban yönetimiyle temas kurmasının temel nedeni de radikal unsurların Sincan bölgesine sıçramasını önleme arzusudur.

Rusya, Orta Asya güvenlik sorunlarını yakından izliyor. Afganistan’daki istikrarsızlık, eski Sovyet coğrafyasına sıçrayabilecek bir tehdit olarak görülüyor. Moskova, Taliban ile teması tamamen kesmiş değil; ancak radikal örgütlerin Orta Asya’ya yayılmasını kırmızı çizgi kabul ediyor. ABD’nin çekilmesiyle Rusya, bölgedeki nüfuz mücadelesini daha çok diplomatik ve güvenlik iş birliği üzerinden yürütüyor.

Türkiye, Afganistan’da NATO misyonu döneminde aktif rol almış bir ülke olarak süreci yakından izliyor. Ankara’nın önceliği yeni bir göç dalgasının oluşmaması ve bölgesel istikrarın korunması.

Her ne kadar olay şimdilik sınır anlaşmazlıkları, karşılıklı terör suçlamaları, iç güvenlik kaygıları ve devlet dışı silahlı aktörlerin varlığı olduğunu gösteriyorsa da büyük güçlerin parmağı yok da diyemeyiz.

Asıl risk ise şu: Eğer diplomasi devreye girmezse, bu yangın sadece iki ülkeyi değil, Orta ve Güney Asya’nın tamamını içine çekebilir. Tarih bize şunu öğretti: Afganistan’da başlayan savaşlar nadiren yerel kalmıştır. Etkisi hep göle atılan taş gibi yayılmıştır.