Sevgili okur, ABD ile İsrail haydutça İran'a saldırdığı için, bazı yazı konularını ertelemek zorunda kaldım. Gündemden fırsat buldukça, bunları birer birer takdirlerinize arz edeceğim.
Şimdi arz etmeye konuların en önemlisi ile başlıyorum. Efendim savaş çıkmadan önce, sosyal medyada gezinirken, Simavlı bir vatandaşın devletten yardım isteyen videosuyla karşılaştım.
Şöyle: O vatandaş, 1967 yılında kurutulan Simav Gölü arazisine bir şeyler ekmiş. Şubat ayında yağan yağmurlarda da Göl Havzasına su birikince, ektikleri zarar görmüş.
Öyle lafı hiç dolandırmayacağım... Bir kere o arazi yakıla yakıla devletten yardım isteyen vatandaşın mülkü değildir. Orası Gölün evidir evi...
Allah aşkına söyleyin... Evleri terk etmek öyle kolay mıdır? Söyleyin bana... Kim evini kolay bırakmış ki, Simav Gölü de bıraksın?
Bu arada, sen gölün evini bozup, kendine mülk edinmeye kalkarsan, aha da sonuç böyle olur. Ortada bile bile "lades" deme durumu var yani...
Yazıyı hazırlamadan önce, internette kısa bir araştırma yaptım. Araştırmaya başladığımda, ilk karşıma çıkan haber başlığı: "Tabiat Simav Gölü'nü Geri İstiyor" oldu.
Hayır efendim, Simav Gölü'nü geri isteyen tabiat değil; Yüce Yaratıcı'dır. Çünkü O (Allah) Gölün yerini oraya münasip görmüş.
Biz buna ne itiraz edebiliriz... Ne de yerini değiştirebiliriz. Hele hele Gölü kurutma işlemini hiç yapamayız. İşte görüyorsunuz... Simav Gölü yıllardır kurumuyor.
Ben hep su havzalarının, gerek doldurarak; gerekse kurutularak arazi oluşturma çabalarını, vücuda estetik yapmak gibi görürüm. Malum estetik te Rabbimizin yasakladığı bir fiildir.
Yazıyı çarpıcı şu soruyla bitiriyorum: Koskoca yeryüzünde arazi yapılacak başka alan kalmadı da su havzalarına mı gözler dikiliyor?
İsterseniz... Bu soruyu biraz düşünün...