Hadise Hanım, Türkiye’yi de yardıma muhtaç ülkeler arasında sıralamış Türkiye’den Gazze’ye Sudan’dan Afrika’nın en uzak köylerine yardım çağrısı yapmış Unicef adına…

Gittim ta çocukluğuma…

60’lı yılların sonu…

Yolsuz, elektriksiz, susuz yıllar…

Kara lastik ayakkabının lüks olduğu yıllar…

Altı ay, bir pantolon bir cekete çalışıldığı çağdaşlık yılları…

Öncesi mi?

Mağara devri…

Hadise Hanım, büyük hadiseleri hatırlattı.

Acı bir tebessümle bakılıyor maziye…

Hastaların hastanelerde rehin kaldığı, bir paket margarinin karaborsa olduğu muasır medeniyet yılları…

Darbeler muhtıralarla milletin ensesinde boza pişirilen, koruma kollama bahanesiyle ülkenin soyulup soğana çevrildiği, demokrasini tanklarla “balans ayarı” yapıldığı, “bizim çocuklar”ın altın yılları…

***

Marshall yardımları vardı.

1980’lere kadar sürdü bu yardımlar…

İlkokulda…

Margarin, un ve süt tozu…

Sırayla yapılırdı…

Çocuk bu malzemeleri evine götürür. Ertesi gün öğleyin beslenme saatinde sınıflarda dağıtılırdı.

Nasıl unuturum?

Bir öğrencini bir tane defteri olurdu.

Okuma-yazma aracı fasulye idi.

***

Akşamüzeri yağdanlıklar kontrol edilirdi.

Gazyağı yoksa erkenden yatılırdı.

7 numaralı lamba şişesi her evde bulunmazdı, varlıklı olmanın en büyük nişanelerinden biriydi

“Alamancıların” geldikleri “löküs” lambasının aydınlığından şapadanak anlaşılırdı.

İzine otomobille gelenlerin havasından geçişmezdi.

Benzin kokusu daracık yolları doldururdu.

Otomobil, uzay aracıydı…

***

Köyde traktörü 1972’de Ankara’daki bir tüccar almıştı.

Çiftte, çubukta bir öküzü varsa yanına eşek koşulurdu ya da sahibi…

İki öküzü olan orta halli idi, atı olan vergi rekortmeni gibiydi.

***

Göbeklitepe ile yaşıt “muasır” medeniyetimiz…

Tarihi filmlerin doğal seti…

50 yıl öncesinin Türkiye’si…

1977’de elektrik bağlandı.

Elektrikli alet yok.

Köyde sadece bir evde kömürlü ütü vardı.

Gerçi ütülenecek elbise de yoktu. O evin de delikanlısı öğretmendi. Birkaç da ortaokul ve lise öğrencisine lazım olurdu.

Elektrik kesintiler mevsimlikti.

Sonbaharda kesilen elektrik hemencecik ilkbaharda geliverirdi.

***

Babam Almanya’dan kesin dönüş yaparken bir de siyah-beyaz televizyon getirmişti. İstanbul gümrüğünden çıkarabilmek için defalarca İstanbul’a gitmek zorunda kaldı, garibim.

Kutusunda 3 yıl bekledi. Çünkü 1974’te elektrik yoktu.

1977’de anten alındı televizyon açıldı açıldı fakat karlamadan başka bir şey görünmüyordu.

Bugün Afrika belgeselleri bir neslin medeniyet nostaljisidir aynı zamanda..

***

Terörsüz Türkiye/Bölge Dünya

3 Eylül 2019’dan bu yana ellerinde çocuklarının fotoğrafıyla bekliyorlar, Diyarbakır’da anneler…

Ayten anne diyor ki :

"Oğlumla beraber oruç açmak, iftar yapmak isterdim. Onu kandırıp götürdüler. Dağda hiçbir evlat kalmayana kadar buradayız."

VE …

Gazze….

Acıların, soykırımların tahammül ve tahayyül edilemediği, dilsiz varlıkların dile geleceğinin habercisi Gazze…

İmanın, direnişin medarı iftiharı Gazze…

“Muasır medeniyet” denilen canavarın maskesini indiren Gazze…

***

İstiklâl Şairi diyor ki:

“Tükürün

Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdarımıza!

Tükürün: Belki biraz duygu gelir ârımıza!

Tükürün cebhe-i lâkaydına Şark'ın, tükürün!

Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün!

Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!

Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!

Tükürün Ehl-i Salîb'in o hayasız yüzüne!

Tükürün onların aslâ güvenilmez sözüne!

Medeniyet denilen maskara mahlûku görün:

Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!

Hele İ'lanı zamanında şu mel'ul harbin,

"Bize Efkar-ı umumumiyesi lazım Garb'ın";

Oda ALLAHI bırakmakla olur herzesini,

Halka iman gibi telkin ile, dinin sesini

Susturan aptalın idrakine bol bol tükürün”