g
Son günlerde üç akrabamın vefatının ardından bir dostum daha Hakk’a yürüdü. Şair, yazar, sinema eleştirmeni ve eczacı, edebiyatımızdaki Hisarcılar grubunun en iyi şairi kabul edilen Mustafa Necati Karaer’in büyük oğlu Cem Karaer de dünya defterini kapatıp ahiret yolculuğuna çıktı. Vefatı duyulmadı, zira edebiyat âlemi, kültür sanat dünyası derin bir uykudaydı. Yakın akrabaları, cenazesi sahiplendiler. Vefalı öğretmen Ezel Karamanlıoğlu’ndan haberi aldım.
Cem Bey, 1952 yılında, Bursa Karacabey'de doğdu. İlkokulu Ankara, Konya ve tekrar Ankara’da okudu. Ortaöğrenimine Ankara'da Mustafa Kemal Lisesi’nde başladı, Cumhuriyet Lisesi’nde devam etti, İstanbul’da Vefa Lisesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni 1975’te bitirdi. 1977-1981 yılları arasında Süleymaniye Doğumevi’nde eczacı olarak çalıştı. 1981’de Mecidiyeköy'de ilk eczanesini açtı; bir yıl sonra Harbiye’ye taşıdı. 30 Kasım 2012 akşamına kadar otuz yıl aynı yerde hizmet verdi. Burada kendisini arada bir ziyaret ederdim.
İlk yazısı 1980 yılında Hisar dergisinde yayımlandı. Ayrıca Türk Dili, İnanç, Millî Kültür, Sarmaşık Kültür ve Türk Edebiyatı’nda yazdı. 1995’te deneme ve makalelerini bir araya getirdiği Anlatamadıklarım kitabı yayımlandı. İkinci kitabı Çocukluk Bitmez ise 2014’te yayımlandı. Tiyatro, dil ve sinema üstüne de yazıları bulunan yazar, bunlardan sinema ve dil ile ilgili olanlarını genellikle Tercüman gazetesinde yayımladı. 1986-1991 yılları arasında düzenli olarak burada sinema yazarlığı yaptı. İki kitap olacak şekilde düzenlenen bu yazılar yayımlanamadı. Hatıraları çok güzeldir. Çocukluk Bitmez ile Hazlar ve Hatıralar’da çocukluk, gençlik ve olgunluk yıllarının hüznünü anlattı. Aile çevresinden bahsetti, okul arkadaşlarını, kedilerini, mahalle çocuklarını dile getirdi. Daktilosunu, kitaplığını tasvir etti. 1997’de Olcay Yazıcı Muhsin Karabay, Özcan Ünlü ve merhumla birlikte Mustafa Necati Karaer Armağanı’nı yayıma hazırlamış, kitabın tanıtım toplantısını, kurduğumuz İstanbul Yayıncılık’ta yapmıştık.
Yıllar önce kendisiyle yaptığım mülakatta hayatını ve yazı çalışmalarını anlatmış ve “Geçirdiğim ağır hastalık beni edebiyatçı yaptı.” demişti. Benim gibi sıkı bir kedi severdi. Kediname kitabım çıkınca çok sevinmişti. Olcay Yazıcı ile 1997’de Fındıkzade Çukurbostan’daki evine ziyarete gitmiştik. O akşam Cem Bey’in kedisine nasıl şefkatli davrandığını görmüş, merhamet dünyasına hayran kalmıştık. İlk kedisi Minnoş’tu, sonra Sokulgan ile tanıştık.
Hayatın yazarıydı. Yurtiçinde/dışında yaptığı seyahatleri tatlı ve zarif üslubuyla anlatıyordu. Vefalıydı. Yıllar sonra Ankara'ya ve Konya'ya çocukluk yıllarının izlerini bulmaya gidiyor, hüzün yüklü sayfaları okuyucularına takdim ediyordu. Ailesine bağlıydı. “Sevgili Babam” başlıklı, hatıralardan örülü lirik bir yazı yazmıştı. Önce babası sefere çıktı. Sonra kardeşi Can. Ardından annesi Şükran Teyze. “Edebiyatçılar Çevresi” başlığıyla, babası vesilesiyle yakından tanıdığı şair ve yazarları anlattı. Bu yazılar, edebiyat tarihimizin bir dönemine ışık tutuyor. Arif Nihat Asya, Halide Nusret Zorlutuna, Tarık Buğra, Mehmet Çınarlı, İlhan Geçer, Gültekin Sâmanoğlu, Ahmet Kabaklı, Hüsrev Hatemi, Fahri Oğuz ve Tahir Kutsi Makal hakkında bilmediklerimizi öğrendik.
Cem Karaer popüler kültürün hâkim olduğu günümüzde sahici bir yazar, titiz bir insandı. Bu mizacı kalemine de yansımıştı. Çok az yazıyor, nadir hâllerde evden dışarı çıkıyordu. Mükemmeliyetçi bir edipti. Yazıp kenarda demlendirdiği yazıları olduğunu biliyorum. Tiyatro, dil, sinema hakkındaki bu kıymetli yazıların da bir an önce kitaplaşması, yürekten temennimdir. Cem Karaer iyi bir edebiyat ve sinema takipçisiydi. Hayatı ve hatıraları zengin, naif, mütevazı, kibar ve hakikaten bir gönül insanıydı. Bir doktora teziyle bütün birikiminin günışığına çıkması, kültür/edebiyat hayatımıza ciddi katkı olacaktır.
Babası Mustafa Necati Karaer çok iyi bir şairdi. Bu mısralar onundur: “Bu dünyadan biz de bir gün gideriz,/Sürgün geldik ey dost, sürgün gideriz.” Cem Bey ise nesirde ustaydı. Kitaplarını okuyan Mehmet Çınarlı, İlhan Geçer, Muzaffer Uyguner, Hüsrev Hatemi ve Ayhan Hünalp gibi meşhur edebiyatçılar onun hakkında övücü yazılar kaleme aldılar. ESKADER olarak 23 Mayıs 2013 perşembe gününde Cağaloğlu’ndaki “Bâbıâli Sohbetleri”nde düzenlediğimiz Hisar dergisi toplantısına Cem Karaer de katılmış ve babası ile arkadaşlarını anlatmıştı. İkinci bir toplantıyı, Yeni Dünya Vakfı’nın hizmet verdiği Cağaloğlu’ndaki tarihî Hasanpaşa Medresesi’nde gerçekleştirmiştik. Cem Bey buraya da iştirak etmiş, konuşmuştu. Koronavirüs yıllarında herkes gibi pek dışarı çıkmadı, salgının ardından inzivaya çekildi, kapandı. Arardım, evine yakın diye “İstanbul Sohbetleri”ne davet ederdim. Yürüyemediğini, evden dışarı çıkmadığını, sadece film seyretmek için sinemaya gittiğini, evde kitap okuyup yazı yazdığını söylemişti. Bekârdı, sakin, sessiz bir hayat yaşadı. O beyefendi adam, büyük daveti alınca boynunu büküp yola çıktı. Şimdi anne ve babası ile kardeşinin yanında Hasdal Mezarlığı’ndaki aile sofasında büyük mahşer gününü bekliyor. Rabbim ona rahmet ve merhamet eylesin. Karaer Ailesi’nin ve ebediyete göçmüş bütün müminlerin ruhları şad, kabirleri nur, mekânları cennet, menzilleri mübarek olsun inşallah.