Şehirlerde yaşanan sosyal ve kültürel hayatın kayda geçmesi çok önemli. Erhan Erken, Bir Hayat Birkaç Semt’te, okuyucularına unutulmaz bir yolculuk yaptırıyor.

Erhan Erken, Fatih Edirnekapı’daki Sahaf dükkânında dostları ile beraber.
Hepimiz muhtelif köylerde, kasabalarda, ilçe veya şehirlerde doğduk, yaşıyoruz. Aradan seneler geçiyor. 20, 30, 40 veya 50 yıl. Bazen oturduğumuz muhitte yarım asrı geride bırakıyoruz. Bu mahallelerde yaşadığımız hayat, gezip gördüğümüz yerler, kurduğumuz arkadaşlıklar, geliştirdiğimiz dostluklar ve bütünüyle şahsi hayatımız olanca renkliliği, derinliği ve zenginliğiyle içimize yerleşiyor. Bunları kayda düşmek, kaleme almak ve gelecek nesillere bir manevi miras olarak bırakmak ise hepimizin görevi. Yayın ve kültür dünyamızın tanınan ve sevilen ismi, girişimci kişiliğiyle bilinen akademisyen Erhan Erken, İstanbul’da doğup büyüdüğü Fatih semtinin hatıralarını ve yaşadıklarını Bir Hayat Birkaç Semt adıyla kitaplaştırdı. Profil Kitap’tan çıkan eser, akıcı üslubu ve güzel anlatımıyla bir solukta okunuyor.
Yazarımız takdim yazısında şöyle diyor: “Bugüne kadar yaşadığımız hayat içinde bazı mekânlar, bazı hatıralar ve belli başlıklar altında toplanabilecek bazı zaman dilimleri, zamanla diğerlerinin arasından öne çıktı. Biz de bunları peyderpey kaleme alma ihtiyacı hissettik. Peki, neden böyle bir ihtiyaç duyduk? Demek ki derlenip toplanan, yazıya dökülen bu hatıralar bizim için kıymetliydi; hayatımızda derin izler bırakmıştı. Bunları sebepleriyle, sonuçlarıyla ve olabildiğince detaylarıyla bir araya getirirsek; hem kendimiz için bir hatıra kümesi oluşacak hem de belki bu satırları okuyacak insanlar için, onların da faydasına olabilecek bazı noktalar barındıracak diye düşündük.”
Yazarımız iyi ki bunları düşünmüş ve şahitliklerini bir araya getirmiş. İlkyazının başlığı “Kapalıçarşı Üzerinde Bir Dönemi Hatırlamaya Çalışmak” adını taşıyor. Büyük bir medeniyetin simgesi olan bu çarşı hakkında bugüne kadar çok yazılar yazıldı, şiirler kaleme alındı. Erhan Bey de kendi zaviyesinden çarşıya önemli dipnotlar düşüyor. “Fatih Çırçır Çevresinde Zaman İçinde Bir Yolculuk” ise “Nefs-i İstanbul” denilen asıl İstanbul’un, Suriçi’nin önemli bir semtini, bilmediğimiz ve keşfetmediğimiz yönleriyle bize gösteriyor.
BİR ZAMANLAR CAĞALOĞLU
Kitapta ilk defa okuyucu önüne çıkan “1980’li Yıllarda Cağaloğlu” yazısı, çok önemli tespitler, tahliller, dostluklar ihtiva ediyor. Benim de Bâbıâli’ye ilk adımlarımı attığım yıllar. Erken, klasik hatırat formatının dışına çıkıyor, gezip gördükleri yerleri anlatırken, tanışıp dostluk ettiği şahsiyetlerden bahsediyor. Duygu ve düşüncelerini bütün sadeliği, yalınlığı ve samimiyetiyle dile getiriyor. Okuyucuyu anlattığı döneme alıp götürüyor. Bu yönüyle kitap bir hatırat olmanın yanı sıra kanaatimce kültür tarihimiz bakımından da büyük önem arz ediyor. Cağaloğlu anlatılırken burada kurulan ve hizmet veren yayınevleri, dergiler, gazeteler ve ajanslardan da söz ediliyor. Mustafa Özer Köse, Kadir Mısıroğlu, Mehmed Şevket Eygi gibi şahsiyetlerle yapılan görüşmelerde ilgi çekici anekdotlar bulunuyor. Önce siyasetin, daha sonra da basın ve yayın dünyamızın bir zamanlar merkezini teşkil eden Bâbıâli’nin bugün de kısmen süren özelliğine temas ediliyor. Semtin içinde ve yakınlarında hizmet veren vakıf ve derneklerin kültür sanat faaliyetlerine de temas ediliyor.

FATİH NİŞANCA
“Fatih-Nişanca Caddesi’nde bir Dönemin Hikâyesi”nde yazarın muhiti olan bu semtin meçhul olan taraflarını öğreniyoruz. Camileriyle, mescitleriyle, medreseleriyle, sebilleri ve çeşmeleriyle bir bakıma mimari mirasıyla Fatih’in Nişanca, Hırka-i Şerif, Çarşamba semtlerini anlatıcı ile birlikte adım adım dolaşıyoruz. Geçmişteki o pederşahi ailelerin muhteşem ve ibret dolu hikâyelerine kulak veriyoruz. Evlerini bırakmayan ve 100 yıl boyunca aynı mahallede oturan vefalı eski İstanbulluların hüzünlü ama anlamlı hikâyelerini can kulağıyla dinliyoruz. Kumrulu Mescid ve çevresi ne kadar güzeldir, gören bilir. Yazar bu ve diğer mabetlerin tarihini anlatırken camilerin meşhur vaizlerinden, hocalarından, müezzinlerinden hatta tanınmış cemaatlerinden de söz ediyor. Mesela “Baltepe Pastanesi”nin sadece bir dükkân olmadığını bir mahfile dönüştüğünü öğreniyoruz. Keder yüklü manzaralar çok: Yıkılan camiler, ortadan kaldırılan mezarlıklar… Ana caddeler, sokaklar ve simge yapılar… Bir de yazarın haklı olarak itiraz ettiği isim değiştirmeleri! Bir mahallenin, sokağın, durağın adını değiştirmeye kimsenin hakkı yok! Ama maalesef günümüz belediyecileri bu konuda hoyrat. Nerede ise uyanır uyanmaz meclislerini toplayıp semtle aynileşmiş isimleri değiştiriyorlar. Hâlbuki mahallelerin, caddelerin, sokakların, durakların bir manevi kimliği, ruhu vardır. O isimle anılır, hatırlanırlar. O isimleriyle belki de türkülere geçmiş, şarkılarda okunmuş ve romanlara geçmişlerdir. Özellikle tarihî adları değiştirmek hem görgüsüzlük hem de vebal. Derhal yasaklanmalıdır.
ESENKÖY HATIRALARI
Esenköy bir zamanlar muhafazakâr kimselerin, mütedeyyinlerin, münevverlerlerin bilhassa ilim, fikir ve sanat dünyamızın seçkin simalarının sevdiği, bilhassa yaz aylarında buluştuğu güzel bir yer. Methini Marifet Yayınevi’nin kurucusu merhum Ömer Ziya Belviranlı ağabeyimizden ve kültür tarihçimiz Süleyman Zeki Bağlan Hocamızdan dinlemiştim. Gitmek kısmet olmadı. Ama Erhan Erken âdeta bu bölgeyi en ince ayrıntılarına kadar anlatarak bir bakıma köyün tarihini dile getiriyor. Burada buluşan dostlar, giderilen hasretlikler, yapılan hizmetler, Kanarya Cami Cemaati ve uzun yıllar gece gündüz devam eden istifadeli, feyizli, bereketli sohbetler… Tabii kitabı süsleyen fotoğraflar, anlatılanları destekleyen güzel ve gerekli unsurlar. Orada aşina isimleri görüyoruz. Necmettin Turinay, Sami Özey, Cevat Saraç, Ahmet Mercan, Mustafa Özer Köse, İbrahim Ethem Gören, Osman Öztürk, Feyzullah Değerli, Enver Baytan, Ramazan Apaydın, Hasan Başpehlivan, Ercüment Özkan, Ahmet Muhtar Büyükçınar, Emin Işık… Erhan Erken sadece bugün hayatta olan ve Esenköy’e devam edenleri hatırlamıyor, geçmişte bu muhitte bulunmuş olan ancak ebediyete intikal etmiş mümtaz büyüklerimizi de rahmetle yâd ediyor. İnanıyorum ki sadece bu bölüm bile başlı başına müstakil bir kitap olabilecek kıymette ve hüviyettedir. Niçin ileride müstakil bir “Esenköy Hatıraları” kitabına dönüşmesin. Tabii diğer müdavimlerinin tanıklıkları da alınarak. Not düşelim, olur inşallah. “Florya Şenllikköy’ün 1970’li Yılları” da ilgiyle okunacak bölümlerden biri. Kadim ve asil İstanbul. Erhan Bey’den eserin devamını bekliyoruz. Mengücek Mirası Divriği Ulu Cami ve Külliyesi (Ruhan Özaygün) ile Sebastıan Vettel (Karin Sturm) Profil’den çıkan diğer iki kitap.
MAHPUS MUHARRİR
Hece Yayınları, Selçuk Azmamoğlu’nun Mahpus Muharrir Kemal Tahir biyografisini kültür hayatımıza kazandırdı. İyi bir Kemal Tahir okuyucusu, hayranı ve takipçisi olan yazar, romancımızın sadece bütün eserlerini okumakla kalmamış, hakkında yazılan bütün eserleri ve makaleleri de gözden geçirmiş ve ortaya bu kıymetli biyografiyi koymuş. Kitap bilinen biyografi formatının dışında özgün bir çalışma olarak göz dolduruyor. Bizim 1980’li yıllarda Edebiyat Fakültesi’nde hocalarımızın sıklıkla tavsiye ettiği “fiş metodu”na uygun biçimde çalışmalarını tamamlayan Azmanoğlu, yolu Kemal Tahir’le kesişen, ona dair notları, değerlendirmeleri, tahlilleri ve hükümleri olanlara ayrı başlıklar açmış ve hepsine bu kitabın münderecatı içinde yer vermiş. Üstelik bunu alfabetik olarak düzenlemiş. Yani bir bakıma Kemal Tahir Ansiklopedisi ile karşı karşıyayız. Tabii sadece adı geçen şahsiyetlerin, şair ve romancıların intibalarını okumuyoruz. Romancımızın da okuduğu, etkilendiği, bir araya geldiği, fikirlerini önemsediği, dostluklar kurduğu kişiler de bu kitapta yer buluyor. “Abdülhak Hamit Tarhan” ile başlayan kitap, “Peyami Safa” ile tamamlanıyor. Şunun da altını çizmek gerekiyor ki kitapta sadece şahsiyetler yok, mekânlar, muhitler, kavramlar, olaylar ve düşünceler de var. Mesela Kemal Tahir’in bir bakıma dünya görüşünün yansıması olan “Asya Tipi Üretim Tarzı” (ATÜT) teklifi… Romancının romanlarının özü, eserlerine dair yazılanlar… Kitapta yüzlerce başlık Kemal Tahir zaviyesinden, onun merkezi kişiliği üzerinden önümüze çıkıyor. Bu metinleri okuyunca hâliyle düşünür romancımızın kitaplarına ve fikirlerine olan ilgi artıyor. Kemal Tahir’i daha önce okumuş olanlar bu kitabı zevkle inceleyecek, yazarı hiç okumayanlar için ise belki de yeni bir yolculuğun ilk istasyonu, durağı olacak. Emek verilip hazırlanmış, iyi ve değerli bir çalışma, kutlarım.
HECE’DEN ÜÇ ÖYKÜ KİTABI
Hece Yayınları edebiyatın “öykü” türüne büyük önem veriyor. İyi de yapıyor. Zira uzun yıllar bu türümüz, romanın gölgesinde kaldı. Amiyane tabirle söyleyelim adam yerine konmadı, üvey evlat muamelesi gördü. Bazı yayıncı dostlarımızın, kendilerine hikâye dosyası getiren yazarlara “Bunlar hikâye, bize roman getir. Roman satıyor.” dediklerine şahit oldum. Hikâye/Öykü türünün makus talihinin kırılmasında Hece dergileri ve yayınlarının büyük rolü var. Bu hakkı teslim ettikten sonra yeni çıkan üç hikâye kitabının adlarını ve yazarlarını belirtelim. Mehmet Kahraman’ın Hayat Aslında Belki, Selma Maşlak’ın Kayıklar Sulardan Silindi ve Rümeysa Oğuz’un Kabul Vakti isimli öykü kitapları gerek kapak tasarımları, gerek muhtevalarıyla dikkat çekiyor. Her üç kitapta da bizden hikâyeler, sıcak ve samimi anlatımlarla dile geliyor. Genelde genç yazarların sevdiği bu türde, önemli bir atılıma geçildiği bir gerçek. Kur’an-ı Kerim’de geçen peygamber hikâyelerinden, Mesnevîlerden, Türk-İslam klasiklerinden, Dede Korkut Hikâyelerinden, Binbir Gece Hikâyelerinden, kıssalardan ve Batı etkisinde kalmış olan modern hikâyelerden anlayış, hız ve ilham alan bu öykülerin de geleceğe doğru yürüyeceği ve kök salacağı inancındayım. Hece Yayınları, sadece yetişkinlere hitap etmiyor. Gençlerin de ilgisini ve dikkatini çekecek kitaplar yayımlamayı sürdürüyor. Onlardan dördünü isimleriyle kayda geçirelim: Kayıp Zamanların Fısıltısı (Dilek Altundağ), Bir Dilek (Ümmü Gülsüm Çinici), Kulübedeki Sır (Mustafa Uçurum), İyilik Hazinesi (Ali Osman Özdemir).
FELSEFE VE DENEME
Merve Nur Sezer’in Estetik Yargının Epistemolojik Analizi felsefe türünde bir kitap. Birinci kısımda “Estetik Yargıya Dair Tartışmalar” var, ikinci bölümde ise “Modernizm Sonrası Estetik Yargının Dönüşümü” dikkat çekiyor. Konu ile ilgilenenler görmeli, okumalı. Türkiye’de Toplumsal Değişimin Ekseni Olarak Modern ve Muhafazakâr Kadının Evrimi, Hasan Boynukara’nın kitabı. Denemelerden oluşan kitaptan birkaç başlık verelim: Osmanlı Modernleşmesinde Kadının Yeri, Haremlik-Selamlık ve Aile Yapısı, Tanzimat’la Birlikte Kadın Sorununun Keşfi, Cumhuriyet’e giden Yolda Kadın, Eğitim Reformu ve Zihinsel Dönüşüm, Başörtüsü ve Eğitim, Neoliberal Dönüşüm, Tüketim Kültürü, 28 Şubat’ın Etkileri ve Yeni Kimlikler. Yayınevleri kıymetli eserleri yayımlıyor, okumalı.