Eski İstanbul'da her vurduğunu deviren, heybetli mi heybetli, belâlı mı belâlı bir kabadayı varmış...

Namazla niyazla alâkası olmayan, içkici, serseri bir tipmiş.

Zaptiyeler bile çekinirmiş ona yaklaşmaya...

Bir de güzel özelliği varmış:

Pek delikanlı adammış.

Haksızlığa gelemezmiş.

Garibanları kollar, zalimleri pataklarmış!

Mahallenin dindar gençleri, bu alışkanlıklar kötü, karakteri iyi adamla arkadaşlık kurmuşlar...

Gel zaman git zaman camiye gitmeye ikna etmişler.

Kabadayı onlarla birlikte namaz kılmış...

Namaz bir hoşuna gitmiş ki...

İkindiyi de cemaatle camide kılmış...

Derken, içkiyi tamamen bırakmış...

Serseriliği terk etmiş...

Cami müdavimi olmuş..

Sonra...

Sarık ve cübbeye bile geçmiş..

Bir mesture hanımefendi ile evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış.

Bir de dükkân açmış dindar kabadayı.

Dindarlar ve muhafazakârlar onu tercih ettiği için kazancı iyiymiş...

Yatırım bile yapar olmuş, bir arsa almış, biraz zaman geçince yüzde 50'den müteahhide vermiş...

Bir dükkân, yedi daire düşmüş payına...

Hepsini kiraya vermiş...

Bir de güzel araba çekmiş altına..

Mahallenin bu güzelliklere vesile olan gençleri çok mutlu oluyormuş…

Bir zamanların herkesi korkutan,vurunca oturtan belâlı kabadayısının bu kadar güzel, namazlı abdestli ve servetli bir insan olmasından dolayı...

Bir de...

"Bileği en kuvvetli, gözü pek, herkesin korktuğu adam bizim yanımızda, artık sırtımız yere gelmez gayri" diye

düşünüyorlarmış..

Bizim dindar kabadayı bir vesileyle politikayla tanışmış.

Partili olmuş.

Zamana ve zemine uyarak sarığı cübbeyi bırakmış…

Hatta kravat da takmaya başlamış.

Bir süre sonra semt değiştirmiş…

Havuzlu, spor salonlu, güvenlikli siteye taşınmış.

·

Politikacı olmasından dolayı, seçimlere yatırım olarak eski çevresinden de kopmamış…

Derken…

Bir gün bu eski kabadayı, yeni muhafazaKÂR’ın namaza başlamasına vesile olan gençler yolda yürürken, din düşmanı serseri takımı sataşmış...

Tartışma çıkmış, dindar gençler dayak yemiş, fena halde hırpalanmış.

O halde de eski kabadayının yanına gitmiş...

Onları bu halde gören bizim eski kabadayı "Kardeşlerim, ne oldu size?" diye sormuş...

Onlar da başlarına geleni anlatmışlar...

"Vaaah, kardeşlerim, elleri kırılsın size bunu yapanların!" demiş eski kabadayı.

Gençler "Abi, bir gidelim dövelim bunları, içimize oturdu acısı!" deyince...

Bir zamanların vurdum mu yere yapıştıran, herkesi korkudan titreten kabadayısı...

Yeni muhafaza-KÂR, tüccar ve politikacı..

"Kardeşlerim, kötüye uymayalım.

Allah'tan bulsunlar.

Gideriz şimdi, başımız belâya girer.

Gelirler, evimizi dükkânımızı taşlarlar... Gazetelere çıkarız, bu da siyaseten aleyhimize olur. Kardeşlerim, gidin elinizi yüzünüzü yıkayın." demiş...

Ve oradan uzaklaşmış.

Gençler pek şaşırmış bu hale...

İçlerinden biri...

Kabadayının arkasından bakıp,

"Eski halinde kalsaydı belki bizi bu durumda bırakmazdı. Birlikte gider, intikamımızı alırdık." demiş.

*

Geçtiğimiz günlerde başı “iftira sonucu” derde giren bir tanıdığımıza uğradık.

Aklımıza geldi, bu hikâyeyi anlattık.

Gülümsedi.

Başını öne eğdi.

“Ben biraz hava alayım!” dedi.

*

On dakika kadar sonra geri geldi.

Gözleri nemliydi!