0
Ne varsa, ne yoksa Amerika. Rahmetli Erbakan hocanın bir zamanlar kürsüden "Bana ne Amerika'dan" diye haykırdığı, bas bas bağırıp hakikatleri söylediği gibi biz de buradan bize ne elin Amerika'sından diye yazacağız.
Amerika'yı oturtulmaması gereken yere oturtup sonra da gündemimizi büsbütün işgal etmesine müsaade ediliyor. Çaresiz biz de bu yanlışlıklardan bahsetmek durumunda kalıyoruz. Oysa Amerika'nın içinde bulunduğu durum tarihin tekerrüründen farklı bir yansıma değil. Dünyanın kan gölüne çevrilmesini ya doğrudan kendisi yapmış, yada çevirmek isteyenlere destekçi olmuş, zulmün yanında yer alıp, mazlumların göz yaşlarına aldırmadan zorbalara yardım edip onlarla işbirliğine girmiştir. Bu da onun sona yaklaştığının an katıksız göstergesi.
Bir kere alçaklık kompleksinden sıyrılmamız, Amerika'nın güçlü, kuvvetli bir devlet olduğu yanılgısından kurtulmamız gerekir. Tek yaptığı kurmuş olduğu dolar endeksli sömürü çarkına diğer ülkeleri alıştırmış olması, farklı çıkışları tehdit olarak algılayıp düşman ilan etmesinden ibaret zorba bir devlet. Her zorbanın bir sonunun geldiği gibi Amerika zorbasının sonu da çok yakındır.
Amerika'nın birçok dönemlerini tarihin akışı içerisinde canlı olarak, yaşı müsait olanlarla birlikte yakın olarak, gördük ve görmeye devam ediyoruz. Reagan, baba Bush, Clinton, oğul Bush, Hüseyin oğlu Obama. Bu dönemlerin hemen hemen hepsi her birinin benzeri niteliğinde. İç ve özellikle dış politikada sergilenen İsrail yanlısı duruş zaten sonuçlarının Müslümanlar açısından neler getireceğini de baştan göstermekteydi. Dünyayı modern silahların gölgesinde kan ve gözyaşına çevirmekten başka bir şey yap(a)madılar.
Şimdi ise Trump dönemi, seçim söylemlerinden de apaçık bilindiği gibi, diğerlerinden farklı olacağa benzemiyor. Her ne kadar Amerikan halkının bir kısmı için "istenmeyen adam" ilan edilse de bizim için değişen bir şey yok. Öncekiler sinsi Müslüman düşmanlığını devam ettirirken, Trump ise doğrudan düşmanlığını ilan edip sonuçları ile yüzleşecek kadar talihsiz biri.
Amerika'yı yeniden great (büyük) yapayım derken tamamen yok edecek. Öyle bir yok oluşa doğru doludizgin ilerliyor ki acelesi var sanki... Kendi halkının bir kısmı bu tehlikenin farkında olsa da büyük tehlikenin ne Amerikalılar ne Avrupalılar ne de başka milletler farkında...
Avrupa Birliği, Trump'un çıkışlarını "endişe verici" olarak değerlendirirken, İslam Dünyası'nın sessizliği Fil Suresi'nin hakikatinin sessiz sedasız gelmekte olduğunun Müslümanlarca bilinmesinden olabilir.
Ebrehe güce tapanlardandı. Güçlü bir ordu hazırlayıp çöl bedevileri zannettiği "aslanların" üzerine yürüyüp yeniden great olmak istiyordu. Yemen'de büyük bir kilise bile yaptırmış, dönüşte kutlayacağı zaferin hazırlıklarını çok önceden başlatmıştı. Bunun için de güçlü ordusunu fillerle desteklemiş, zamanın en donanımlı, en ölümcül ordusunu tertip etmişti... Ama Ebrehe'nin unutmuş olduğu bir sır vardı; 15 Temmuz günü asker elbisesine bürünmüş teröristlerin unuttuğu gerçek gibi, Ebrehe de o sırrı unutmuştu...
Hatırlarsak gün gelip Roma'yı en zirve noktasında bir İsa'nın gelip alaşağı etmesi, Fravun'un zulümde doruğa ulaştığında bir Musa'nın çıkıp gelmesi gibi, Amerika'nın da sonu belki eli sapanlı bir Yemenli mazlum ile olacaktır, Calut'un sonunun Filistinli bir çocuk olan Davut'un (as) sapan taşı ile olduğu gibi...
Yıllarca Müslümanlarla savaşıldı, belki sınavdan, belki de başka bir nedenden zorbalar zulümlerinde epeyce mesafe katlettiler. Ama artık iş başka bir boyuta dayandı. İslam ile doğrudan savaşa başlandı. Bu savaşın sonu Amerikalılar için pek de hayırlı olmayacak. Müslümanlarla savaşmak kolaydır, ama İslam ile savaşılmaya başlandığı zaman Abdulmuttalip'in kenara çekilip "ben develerimi isterim, Kabe'nin sahibi var" demesi gibi biz de "İslam'ın sahibi var ayağını denk al" diye hatırlatmak boynumuzun borcu olur...
Trump da diğerleri gibi güce tapan, hırstan bir adım ötesini göremeyecek kadar gözü dönmüş, kör olmuş biri. Öyle ise Trump'tan bize ne! Develerimizin peşine düşelim, yani Referanduma odaklanıp "EVET" için ben de varım diyelim...