Afrika ile Avrupa’nın birbirine göz mesafesinde durduğu Cebelitarık Boğazı, bu hafta insanlık tarihinin en karanlık, en trajik sahnelerinden birine tanıklık etti. Sadece 24 saatlik bir zaman diliminde 50 binden fazla insan, Akdeniz’in dalgalarını ve bıçak gibi keskin tel örgüleri aşarak İspanya’nın Kuzey Afrika’daki özerk kenti Ceuta’ya girmeye çalıştı. Bilanço ağırdı; en az 70 ölü, onlarca kayıp ve insan canının birer hiçe sayıldığı bir trajedi…

Afrika kıtasında bulunmasına rağmen yüzyıllardır İspanya tarafından yönetilen ve ülkenin özerk şehirlerinden biri Ceuta. Fas kıyılarının kuzey ucunda, yani Afrika anakarasında bulunup resmen Avrupa Birliği’ne bağlı olan bir şehir konumunda. Bu bölge aynı zamanda Avrupa Birliği’nin Afrika’da sahip olduğu kara sınırını oluşturuyor.

Bu şehir, büyük bir göç dalgası ile gündeme geldi. Ceuta kıyılarına sığınan insanlar, dövülen, aç bırakılan göçmenler ve sahile vuran cesetler; uluslararası diplomasinin kirli pazarlıklarının ve coğrafyamızı istikrarsızlaştıran jeopolitik hesaplaşmaların acı bir sonucuydu.

Sınırı geçenler, “Fas polisi bize 'İspanya’ya gidin' diyerek yol gösterdi” diyordu. Sosyal medya üzerinden organize edilen veya yönlendirilen bu devasa insan akını, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in de ifade ettiği gibi planlı bir ihlaldi.

Göçmenler nasıl bu trajedinin parçası oldu? İspanya neden seçildi? İspanya anakarasında bile yer almayan 84 bin nüfuslu küçük bir Afrika özerk kentinin, adeta başkentte yaşanan bir kriz gibi gündeme taşınmasının arkasında ne vardı?

Bu sorunun cevabı, İspanya’nın son dönemde takındığı ilkeli dış politikada saklı. ABD-İran savaşı başladığında İspanya, ABD’nin askeri üslerini kullanmasına izin vermedi. Sonrasında, İspanya’nın NATO üyeliğinin askıya alınmasını öneren bir Trump çıktı karşımıza. İspanya, işgalci İsrail’in Gazze’de yürüttüğü katliamlara da sessiz kalmadı; “soykırımcı devlet” nitelendirmesini yapmaktan çekinmedi, dev silah anlaşmalarını iptal etti ve Filistin Devleti’ni resmen tanıdı.

İspanya Ulaştırma Bakanı Oscar Puente, yaşanan krizin hemen ardından “İsrail'den gelen açıklamalarla Ceuta'da olanlar netleşmeye başladı” açıklamasını yaparak göç dalgasının arkasındaki planlayıcıyı işaret etti.

Gazze’yi açık hava hapishanesinden bir enkaz yığınına çeviren, Batı Şeria’yı fiilen işgal eden bir zihniyetin, İspanya’yı geçmişte “sömürgecilikle” suçlaması; insanlık tarihinin gördüğü en trajikomik tiyatrolardan biriydi. Kendi ellerindeki kanı saklamak için Ceuta’daki göç krizini bir fırsat penceresi olarak görmeye çalışanların utanacak yüzleri zaten yoktu.

İspanya’nın Filistin yanlısı ve İran konusunda Washington’dan ayrışan dış politikasının ardından ortaya çıkan Ceuta göç krizi, bazı yorumcular tarafından Madrid’e yönelik jeopolitik baskının bir parçası olarak değerlendirildi. Fas’ın, İsrail ve Amerika ile ilişkilerinin iyi düzeyde olması bu tezleri güçlendiriyor. Fas’ın geçmişte göçü diplomatik bir baskı aracı olarak kullandığı zaten biliniyor.

Öte yandan, Donald Trump’ın Ceuta’daki dramı hemen kendi iç politikasına malzeme yapıp, “Ülke işgal ediliyor; bu zayıf yasaların sonucu” diyerek yabancı düşmanlığını körüklemesi, krizin nasıl küresel bir manipülasyon aracına dönüştürüldüğünü de bizlere gösteriyor.

Peki, Avrupa Birliği… O da, kronikleşen o bencil, vizyonsuz ve çifte standartlı tutumuyla bir kez daha tarihin ve vicdanın önünde sınıfta kaldı. Kriz anlarında maskelerin nasıl hızlıca düştüğünü bir kez daha gösterdi. İtalya’nın, henüz ilk sınavda Schengen Anlaşması’nı gözünü kırpmadan askıya alarak İspanya’yı kaderiyle baş başa bırakması, AB’nin yıllardır dünyaya pazarladığı o süslü 'insan hakları' ve 'evrensel dayanışma' söylemlerinin koca bir yalandan ibaret olduğunu tescilledi.

Kendi çıkarları tehdit altına girdiği anda müttefikini sırtından bıçaklamaktan çekinmeyen bu anlayış; Batı medeniyetinin 'birlik' ve 'ortak değerler' ilkelerinin, ilk ciddi fırtınada nasıl dağılıp gittiğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Ceuta’da yaşananlar rastlantı değil. Filistin’in yanında duran, soykırıma "dur" diyen bir ülkeye açılmış alçakça bir örtülü savaş… İnsanları tel örgülere sürükleyen Fas polisi de, bunu perde arkasından kışkırtan İsrail aklı da, o insanları boğulmaya terk eden bencil Avrupa da bu kanın ortağı!

İnsanlığı, stratejik hedefler ve siyasi şantajlar uğruna Akdeniz’in sularında boğan bu sistem, eninde sonunda kendi ikiyüzlülüğünün altında kalmaya mahkûmdur. Coğrafyamızı kan gölüne çevirip çaresiz insanları birer piyon gibi sahaya sürenlerin kurdukları bu kirli düzen eninde sonunda patlayacak.

Ve insanlık, Ceuta kıyılarında boğulan çocukları da, onların cesetleri üzerinden siyasi şantaj yapan pişkin yöneticileri ve diplomatları da asla affetmeyecek!