Bir insanın vicdan terazisi nereden baktığıyla ilgilidir. Ben hayata Gazze penceresinden bakıyorum. O pencereden bakınca, diplomasi masalarının süslü lafları, sahte kınama metinleri ve mezhepçi kibir yerle bir oluyor; geriye sadece yalın ve can yakıcı bir hakikat kalıyor.
O hakikat şudur: Filistin ateşe verildiğinde, Gazze’de evlatlarımızın bedeni çadırlarda diri diri yakılırken, kendisini "Sünni dünyanın hamisi" ilan edenlerin eylemsizliğini ve suskunluğunu gördüm. Şii Müslümanların ise Gazze için nasıl ön saflara atıldığını, nasıl ağır bedeller ödediğini gördüm.
Yıllardır Suudi Arabistan’ın ağır ablukası ve yıkıcı savaşlarıyla boğuşan Yemen’deki Husilerin, kendi yaralarını saramadan Gazze’deki mazlumlar için denizleri kapatıp göğsünü siper ettiğini gördüm. 57 İslam ülkesi toplanıp Siyonist terörü kınama bildirileri yazmaktan öteye geçemezken; İran’ın ABD ve İsrail ile yürüttüğü bu varoluş savaşında cumhurbaşkanını, komutanlarını, neredeyse bütün ülke yönetimini şehit verdiğini gördüm.
Ancak en acı olanı neydi biliyor musunuz?
Liderlerini, evlatlarını bu davaya kurban veren bir ülke, sırf "Sünni değil" diye bazı Sünni kitlelerin tam desteğini dahi alamadı. Baktım ki, o soğuk mezhepçilik gözleri öyle bir bürümüş ki; sanki ABD ve İsrail Sünni’ymiş gibi, Siyonizm ile savaşanlara mesafe koydular.
Ben hayata Gazze penceresinden bakarım...
O pencereden baktığımda; Körfez ülkelerinin tek bir kalemde ABD silah sanayiine ve ekonomisine yüzlerce milyar dolar aktardığını, ancak hemen yanı başlarındaki Gazze’de binlerce insanın açlıktan, susuzluktan ve çaresizlikten ölmesini engelleyemediklerini gördüm. İnsanlığın ve İslam dünyasının en büyük varoluşsal tehdidi olan İsrail’in yok oluşu için parmağını kıpırdatmayanların; iş İran’ı hedef almaya geldiğinde, hava sahalarını ve üslerini o katillere nasıl açtıklarını gördüm. "İran Şiidir" diyerek, zımnen ya da açıkça İsrail’in yanında saf tutan bir aymazlığa şahit oldum.
Çoğu Müslüman ülke liderlerinin, kendilerini yaratan Allah’tan çok ABD ve İsrail’den korktuklarını gördüm.
Açıkça sormak zorundayız: Mekke İttifakı veya benzeri bölgesel paktlar, Müslüman ülkelerin haklarını korumak, Siyonist işgale karşı savaşmak için kurulmadıysa ne için kuruldu? Eğer bu ittifaklar Gazze’deki soykırımı durdurmuyorsa; tek bir gayesi vardır: ABD ve İsrail’in en sadık dostlarını, kendi topraklarımızda Cemal Kaşıkçı’yı katledip bizlere hesap dahi vermeyenlerin tahtlarını korumak!
Gazze bir turnusol kağıdıdır. Kimin saraylarda güç devşirdiğini, kimin ise Hak ve adalet uğruna canını ortaya koyduğunu ortaya çıkarmıştır. Tarih, diplomatik süslü cümleleri ve mezhepçi hezeyanları değil; Gazze’deki çocukların çığlığına kimin omuz verdiğini, kimin ise cellada yol verdiğini yazacak.
Gazze penceresinden bakmaya devam edeceğiz; çünkü o pencere, maskelerin düştüğü tek yerdir.