Tarih 19 Eylül 1918’e gösteriyordu… Filistin’de İngiliz ordusuna karşı mevzilenmiş 4. Ordu kumandanının yaveri Yüzbaşı Cevat Rıfat (Atilhan) hemen telefona sarılmış, komşu orduları aramıştı. Aldığı haber korkunçtu… Düşman, Mustafa Kemal Paşa kumandasındaki 7. Ordu cephesinde bulduğu geniş boşluktan sola kıvrılarak Cevat (Çobanlı) Paşa ordusunun gerisine akmış, bu ani ve müthiş çevirme hareketi aşağı yukarı bütün ordunun elden çıkmasına sebebiyet vermişti. O kadar ki; Cevat Paşa başındaki kalpağı bile giyememiş, canını güç belâ kurtarabilmişti.

Yüzbaşı gayriihtiyari sormuştu:

“7. Ordu nerede? İngilizler, nasıl oldu da koca bir orduyu çiğneyerek 8. Ordunun gerilerine akabilirdi?”

Hayret verici bir cevapla karşılaşmıştı:

“7. Ordu aldığı emir üzerine muharebeyi kabul etmeden Bisan yönünde geri çekilmiş!”

Bu müthiş gelişme, o kadar kısa zamanda cereyan etmişti ki, 4. Ordunun yaveri, telefon başından ayrılıp yanı başındaki odada uyumakta olan Ordu Kumandanı Mersinli Cemal Paşa’yı[i] uyandırıp durumu anlatmasına bile vakit yoktu. Kurmay heyetinin durumunu dahi düşünmeden bütün sorumluluğu yüklenmiş, kumandanlara şu emri tebliğ etmişti:

“Ordu kumandanımız, bütün kıtaların mümkün olduğu kadar düşmanı oyalayarak Amman istikametinde geri çekilmelerini emrediyor, tafsilatlı emir yolda bildirilecektir!”

Genç bir yüzbaşı, bu kadar ağır bir mesuliyeti nasıl yüklenebilmişti?

Çünkü İngilizler, bütün kuvvetleriyle Eddamiye’nin güneyindeki geçitlerden akarak, iki seçkin kumandan savunulan 4. Ordu kıtalarına öyle bir yükleniş yüklenmişti ki, bu dehşeti daha telefon konuşması sürerken, bazı birliklerin karmakarışık biçimde Amman yönüne doğru kaçtıklarında gözlemlemişti. Kıtalar, Salt’a kadar yaklaşık 20 kilometre olan mesafeyi âdeta yıldırım hızıyla almışlardı.

***

Ordu Kumandanı Mersinli Cemal Paşa durumu süratle gözden geçirmiş ve kurmaylarına şu emri vermişti:

“Süratle Amman istikametine çekilelim ve bölgede oyalama muharebesi yapalım. Ordunun 15. Kolordusuyla diğer birliklerini, Şam önündeki Kisve hattında toplayalım. Orada İstanbul’dan taze kuvvetler gelinceye kadar son nefere kadar mukavemet edelim! Nâsıra’daki Yıldırım Orduları Grubu Kumandanı Liman Paşa ile de temas edip durumu bildirelim.”

Mersinli Cemal Paşa’nın bu emrinin hiçbir noktası tatbik edilememişti! Liman Paşa ve karargâhını yerinde bulmak mümkün olmamış, ordunun diğer kıtalarını arzu edilen geri hatlarda savunmaya sokmak şöyle dursun, karargâhı Amman’a götürmek bile çok zor gerçekleştirilmişti. Zira üç ordunun zor müdafaa ettiği bir cephe hattının ortası (Mustafa Kemal Paşa’nın kumanda ettiği 7. Ordu) kendiliğinden geri çekilip sağ cenah (8. Ordu) son neferine kadar şehit ve esir edildikten sonra, kumandanların emsalsiz iktidar ve fedakârlıklarına rağmen 4. Ordunun tek başına bu yükü taşıması imkânsızdı. Orduda ricat değil, korkunç bir panik ve bozgun başlamıştı. O kadar süratli ve intizamsız çekiliyorlardı ki, emir komuta kaybolmuş, ordunun âkıbeti Allah’a ve güzide kumandanların şahsî gayretlerine kalmıştı!

***

Mersinli Cemal Paşa, yaverine sormuştu:

“7. Ordu nerede, kumandanıyla temas edemediniz mi?”

“7. Ordu şafakla beraber, Nablus-Bisan yönünde sessizce çekilmiş, hiçbir temas ve haber yok! 48. Tümen’in gözcüleri, Hûd tepesinden her tarafı gördüğü halde, ortalık aydınlandığında Musallaba sırtlarında ve daha gerilerde bu orduya dair hiçbir iz görememiş. Sadece 7. Ordu’dan boşalan büyük gedikten General Allenby’nin kumandasındaki İngiliz ordusunun coşar seller gibi Cevat Paşa ordusunun arkasına sarktığını görmüşler. Bildiğimiz bu kumandanım!”

***

Mersinli Cemal Paşa ve karargâhı, ricat kıtalarının en gerisinde tevekkülle yürüyor, Amman’da savunma hattı teşkil etmenin, bu kısa mesafede ricatı durdurup karışıklığı ortadan kaldırmanın imkânsızlığı görüyorlardı. Der’a hattına kadar çekilmeyi emretmişti, ancak orada tutunmak da mümkün değildi! Kadere boyun eğmiş, bu kargaşaya kendilerini kaptırmış, âdeta sele kapılmış gibi iradesiz çekiliyor, çekiliyorlardı…

7. Ordu’nun birden ve habersizce yaptığı bu çekilme yüzünden her şey alt üst olmuştu.


[i] Mersinli Cemal Paşa’nın vefatının 85. Yıldönümü münasebetiyle. (7 Ekim 1941)