0

Bir gencin sorunlarını anlamada, sorunlarını tanımlamada, sağlıklı teşhisler koymak için o gencin nasıl bir evreden, nasıl bir süreçten geçtiğini iyi anlayabilmek gerekir. Mesela bir genç ergenlik dönemindeyse, duyguları inişli çıkışlıdır, duygu durumunda çok sık değişiklikler olur. Bazen öfkelenir bazen de içine kapanır. Karamsar, gelecek kaygısı içinde olabilir. Hayatta sorumluluklar almaya başlar. Fiziksel değişiklikler, genç kız - genç erkek için gerilim ve stres faktörüdür aynı zamanda. Genç, bu dönemde anne babasından ayrı bir varlık, farklı kişi olduğunu hisseder. Bir başkasına benzemeye çalışabilir, modelleri vardır. Genç sosyal varlık olur, aile dışına çıkarak toplumsal ilişkilerini geliştirmeye başlar, arkadaş grubuyla etkileşime girer. Cinsel kimlik gelişmeye başlar. Çocukluktan gençliğe geçiş kademesidir. Kişilik, kimlik, sosyal gelişimi oluşur. Kimlik derken, kişilik derken, erkek ve kadın olarak cinsel bir kimlik kazanıyor, ya da kişilik olarak değerleri oluşmaya başlıyor, annesinden babasından farklı düşünebiliyor. Sosyal açıdan ailesi dışında arkadaşları önem kazanmaya başlıyor. Ergenlik gelişim süreçlerini anne babaların sağlıklı yönetmesi gerekmektedir.

Aile içi iletişim!

Bu dönemde anne babalar genle nasıl iletişim kurarlar? Ebeveynler kontrollerini arttırmaya çalışıyorlar, daha koruyucu kollayıcı bir tavır alıyorlar, çevreye güvenemiyorlar, toplumdan çocukları adına korkuyorlar. Bu yaklaşım çocuk üzerinde baskının artmasına sebep oluyor.

Bu süreçte gençle ailesi arasında, ergenlik döneminde "çatışma" yaşanıyor . Çünkü değişim kriz faktörüdür. Eğer iyi yönetilemezse çatışmaya neden olur. Ailenin yaşam döngüleri vardır, küçük çocuklu aileden, artık aile yapısı değişiyor ergen çocuklu bir aileye dönüşüyor. Çocuk arkadaşlarına yöneldikçe, sosyal hayata açıldıkça, ailenin dışına çıktıkça anne ve baba kaygı yaşıyor, endişe yaşıyor, yalnız kalmaktan korkuyor ya da toplumsal zarardan çekiniyor. Aslında burada şu noktayı vurgulamak gerekiyor; birbirimizi anlayabilmek, fakat doğru anlayabilmeliyiz. Birbirimizi tanımlamak, sınırlamak, ne yapacağımızı belirlemek yerine, sadece duygularımızı anlayabilmek; annenin kaygılarını, çocuğun endişelerini anlamak gerekir. İşte bu iletişimle ilgili bir yaklaşımdır. Temel düzeyde iletişim becerilerine sahip olmakla ilgili sorumluluktur. Aileyi oluşturan her üye iletişim becerilerini geliştirebilmek için eğitim almalıdır. Sağlıklı bir iletişim birbirimizi doğru anlamaya, doğru anlamakta sağlıklı çözümler üretebilmeye yardımcı olur. Fakat anne çocuk üzerine baskı uygularken çocuğu adına iyi bir şeyler yaptığını düşünüyor. Ya da her zaman çocuk olarak görüyor. Büyüdüğünün, geliştiğinin farkında değil. Aslında genç, bir birey olmuş sokağa çıkabilir, gece dışarı çıkabilir, hatta istediğinde bir akşam eve gelmeyebilir, artik bir bireydir. Ama o zaman anne bunu nasıl algılıyor, nasıl yorumluyor. Burada düşünce içeriğini değerlendirmek gerekmektedir. İnsanlar duygular, düşünceler ve davranışlarla kendilerini ortaya koyarlar.

Duygu, düşünce ve davranış korelasyonu!

"3D" diye kavram vardır: duygu düşünce ve davranış etkileşimi. Bir davranışı analiz edebilmemiz için o kişi duygu düzeyinde; ne hissediyor, düşünce düzeyinde; ne yaşıyor belirleyebilmeliyiz. Anne babanın düşüncelerini etkileyen faktörler nelerdir: yalnız kalmaktan korkabilir, çevresel faktörler etkili olabilir, geçmişte yaşadıkları olaylarda çok etkilenmektedir. Çünkü iletişim bir bilinç düzeyinde yaşanır, ikincisi bilinçaltı düzeyde yaşanır. Bir bireyin çocukluğundan beri geçirdiği evreler, yaşadığı ilişkiler onun zihinsel şemalarını oluşturur. Ve olaylara biz o zihinsel şemalarla bakarız. İşte algı yönetimi denilen şey budur.