Sevgili okurlar, son yıllarda zamanın hızına yetişmek hiç mümkün olmuyor. Akrep ile yelkovan, aynen jet motoru takılmış gibi ilerliyor.
Bir bakıyorsunuz... Taze başlanan gün hemen bitivermiş. Tabi günün bu kadar kısa sürdüğü bir ortamda aylarla yılların bir kıymeti olur mu? Elbette olmaz...
Ben günümüzdeki insan hayatını, Güneş gören Buz Kütlesine benzetiyorum. Malum Buz Kütlesi ne kadar kalın olursa olsun, Güneş karşısında şansı olmaz...
Bu yüzden, yaşamlarımızın değerini çok iyi bilelim... Biraz klasik bir uyarı olacak... Ama ben yine de "Vakitlerimizi de doğru değerlendirelim" uyarısını yapmak istiyorum...
İşte görüyorsunuz... Daha yeni girdiğimiz 2026'nın ilk ayının sonuna geldik. Halbuki birileri "yeni bir yıla" giriyoruz diye ne kadar sevinmişlerdi. Gördüğünüz gibi o da eskiyor.
Hani sonsuza kadar yılların biri gidip biri gelse, "eskisin varsın ne olacak" diyeceğim de... Lakin öyle değil... Bitmez gibi görünen ömür sermayemiz bir gün bitecek... Yani bizler için vakitler tükenecek...
Dolayısıyla... Hangi yaşta ve hangi konumda olursak olalım zamanlarımızı verimli değerlendirelim... Geçen süreler bize hep bir şeyler kazandırsın...
Bunun şöyle basit iki faydası olur. Birinci fayda: Yarın dünyadan ayrıldığımızda, geride hatırlanacak eserler bırakırız.
İkinci fayda ise: Ahiretimizi de ihmal etmiş olmayız. Biliyorsunuz... Dünya Ahiretin tarlasıdır. Burada ne ekersek, orada onu biçiyoruz.
Son cümle: Yarın Ağustos böceğinin konumuna düşmemek için, her dakikamızı, her saatimizi doğru ve verimli kullanalım... Ha bu cümleyi kulağınıza küpe etmeyi de ihmal etmeyin...