İnsan yorulduğunu fark etmeden çalışır dünyada. Bazen de ne kadar yorulursa yorulsun anlatamaz yorgunluğunu. İçinde kopan fırtınalar sığmaz kelimelere. Ağız dolusu kelimelerle susakalır olduğu yerde, yorgunluğuyla baş başa.
Dünya en kalabalık çağını yaşıyor. Metrekareye düşen insan sayısı artıyor, ancak insanlar gitgide yalnızlaşıyor. Kalabalıklar ortasında yalnızlığı çoğalıyor insanlığın. Bu yalnızlıkta suskunluk limanına sığınıyor insan. Huzursuzluğa dümen kıran bu sessiz gemi, dile getirilemeyen çığlıkları taşıyor.
Herkes hayat denizinde kendi yalnızlık gemisinin pruva kısmına çıkıp iki kolunu iki yana açıp gelen rüzgâra göğüs gererek: “Yorgunum, bildiğin yorgun…” diye bağırmak istiyor adeta.
Bir fincan kahveyle ötelenecek, biraz uykuyla geçiştirilecek türden değil yorgunluğumuz. Boyumuzu aşan bir yorgunluk yaşıyoruz bu çağda. İnsan olmanın verdiği sorumluluk bilincinde yoruluyoruz insan kalabilme yükünün altında.
İçinde yanardağlar fokurdayan, dışarıya belli etmeden yaşamaya çalışan bir ruhun yorgunluğu bu. İnsan bazen bir dağın başına çıkıp bütün dünyayı karşısına alarak ruhunda biriken öfkeyi tek bir feryatla boşaltmak ister. Sonra yine bir suskunluk limanına sığınır. Bilir ki her çığlık duyulmaz, her yara anlatılmaz.
Nasıl bir çağa denk geldik demekten alıkoyamıyor kendini insan. İnsan bazen başkalarından değil, kendi içinde susturamadığı seslerden yorulur.
Gönül mahkemesinde sanık da kendisidir, hâkim de. Geçmişin hatıraları delil, kırgınlıklar hüküm, karar ise müebbettir. İnsan, kendi kalbine ömürlük bir mahkûmiyet vermiştir; sonra o mahkûmiyetle yaşamayı öğrenir.
En çetin savaşların er meydanıdır hayat denizi. Hayallerin dağıldığı, umutların yara aldığı, sevdanın bazen ateşe, bazen taşa dönüştüğü bir meydan…
Kimi zaman insan, yokluğa dümen kırmış bir geminin kaptanıdır. Gidilecek bir liman vardır belki, ama içindeki fırtınadan çıkacak gücü kalmamıştır. Ve her gemiyi bekleyen bir aysberg vardır.
İnsan en çok, sığındığı yerde üşür. Güvendiği dağlardaki kardır içinin üşümenin nedeni. İnandığı yerden vurulmuş ve düşmüştür toprağa. Kefillikleri boynuna borç olarak kalmıştır. Yine de imtihan olmadığı her meselenin kahramanı; imtihan olduklarının ise kaybedenidir insan. Bugün tarafı olmayan bir araf girdabında dönüp dururken kaybettiklerinin hüznünü duymadan kaybedeceklerinin telaşında boğuluyor insan.
Bir paradoksun içinde dönüp duruyoruz. Bu çağın bizden çaldıklarına sitemler büyütürken kendi hayatımızın, inancımızın ve değerlerimizin en büyük hırsızı kendimiz olduğunu göremiyoruz. Hatayı hep dışımızda aradığımızdan beridir çözümü ıskalıyoruz.
Sekiz beş mengenesinde sıkışan ruhumuzun vidalarını sosyal medyanın reelslerinde gevşetirken dünü unutup yarının umutlarını tüketiyoruz. Bir tabutun koşar adım üzerimize doğru geldiğini fark etmeden yaşıyoruz. Yine de düşler büyütüyoruz sonsuzluk limanına duyduğumuz özlemle.
Her düşün bir düşüşü vardır. Düşler, ömrün en çaresiz düşüşleri... Düşenin dizlerinin değil, kalbinin kanadığı bir çağda yaşıyoruz.
Yine de umut, her şeyin düzeleceğine inanmak değildir. Bazen yeniden çay demlemek, bir pencereyi açarak ruhu havalandırmak, gökyüzüne umutla bakabilmek ve bütün kırgınlıklara, yorgunluklara rağmen hala nefes alıp verebildiğinin idrakinde yaşamaya devam etmektir.
Belki her yara kapanmaz, her gemi limanına dönmez, her sevda vuslata ermez. Ama insan, şikâyetten vazgeçerek kaybettiklerinin arasında kendisini yeniden bulabilir.
Bu çağ döngüsel ve devinimsel bir gerçeklik üzerine kuruluysa elbet değişecek ve madalyonun arka yüzünü birileri muhakkak görecektir. Ben görmesem de sen görmesen de üçüncü tekil şahsın biri muhakkak görecektir. Bu dönüşümde bizim ne kadar katkımız olduğundan ziyade nerede durduğumuza daha önemlidir. Israrla dünyayı değiştirmek için yorulmaktan vazgeçtiğimiz zaman önemli olanın her şeye rağmen iyi kalabilmek olduğunu fark edeceğiz.
Bugün büyük cümleler kurmak yerine soyu tükenmek üzere dahi olsa iyinin safında yer alarak durduğumuz yeri sağlamlaştırıp kendimize ait küçük adımlarla hayat yolculuğumuza devam etmek gerekir. Ki biz zaferden değil; seferden sorumluyuz.