-Yolcu-
Ahmed Hamdi Tanpınar, türküler bizim romanımızdır der. Anadolu’nun iç sesinin dışa vurumudur. Feryattır, hüzündür, savaş bildirisi, aşk ilanı, barış elçisi, umut rehberidir. İnsanın iç dünyasındaki bütün duyguların izahıdır. Hangi hal üzereyseniz, onu teselli edecek, ona hayat verecek bir türkü muhakkak vardır.
Türkü sevgiliye arzuhal, anneye sevgi, babaya saygı, Allah'a duadır. Çaresizliğin tesellisidir. Uykusuz gecelerimizin dert ortağıdır. Bir bardak çayın yoldaşıdır. Hüznümüzün yareni, gözyaşımızın mendilidir.
Bu milletin kulağı aşinadır türkülere. Bebekliğimizde başladık türkü dinlemeye. Ninniler ilk türkülerimiz değil midir? Sonra çocukluğumuzda “al satarım, bal satarım, ustam ölmüş ben satarım” diye neşelendirmedik mi oyunlarımızı? Yine Tanpınar, “Huzur” romanında “Aç Kapıyı Bezirgân Başı” türküsü için “Nuran bu oyunu çocukluğunda muhakkak oynamıştı. Ondan evvel annesi, annesinin annesi de aynı oyunu oynamışlardı. Devam etmesi gereken işte bu türküdür...” ifadelerini romanın baş karakteri Mümtaz'ın ağzıyla bizlere ulaştırırken türkünün bir kültür elçisi olduğunu ifade etmiyor mu sizce?
Şimdilerde ise ninni niyetine akıllı telefonlarla uyutuyoruz çocuklarımızı. Çocuklarımızı uyuturken asıl uyutulanın kendimiz olduğunu fark etmeden. Çocuklar ninni biliyor mu, hangi oyunlarında türkü söylüyorlar diye bir araştırma yapmaya kalksak, sonuçları hepimiz için ürkütücü olurdu fikrimce.
Erdem Bayazıt'ın “”Telgrafın tellerini kurşunlamalı” / Öyle değildi bu türkü bilirim…” diye başlayan Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair şiirinin bir bölümünde yer alan “Bir de gencecik âşıkların yüreklerini bilirim / Bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş / Bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine...” diye devam eden ve genç delikanlıların sevdikleri için yazdıkları ve yandıkları türkülerimiz vardır. Su serper içlerinde yanan harlara. (Şiirin tamamını okumanızı tavsiye ederim.)
Türküler, bu toprağın mayasıdır. “Nerede bir türkü söyleyen görürsen korkma yanına otur. Çünkü kötü insanların türküleri yoktur.” diyen Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş'ı tanımayan, bilmeyen bu toprağın ruhundan bihaberdir.
Neşet Ertaş denince gerçek sanatçı kimliğinin yanında akla ilk olarak samimi, mütevazı, beyefendi, gariban ve garibanın dostu oluşu gelir. Şoray Uzun ile olan anısını anlatılırken muhabbetin sonunda söylediği “Bizim sanatçı milleti biraz nazlı olur, bazısına da çok yakışır. Şimdi bunların bazısı geliyorum der, gelmez, böyle konuksuz kalacağın zaman bana haber ver ben gelirim” sözü onun ne kadar bu toplumun sanatçısı ve beyefendi olduğunu göstermektedir.
Müzik uygulamalarına Neşet Ertaş yazınca genellikle karşınıza ilk olarak “Yolcu” türküsü çıkar. Sözleri de bir o kadar manidar ve anlamlı olan türkü, Bozkırın Tezenesi ile adeta özdeşleşmiştir. Her ne kadar bütün eserleri başlı başına hit olmaya aday olsa da en çok dinlenenler arasındadır “Yolcu”
“Bir anadan dünyaya gelen yolcu / Görünce dünyaya gönül verdin mi...” diye başlarken
anneyi hayatın başlangıç noktası yapar. Ana baş tacıdır Ustada. “Kadınlar insandır biz de insanoğlu” sözünün bir an olsun hepimizin kulağında çınladığını hisseder gibiyim. Türkünün orta yerine “Ana Hak'tır sen bu sırra erdin mi” sözünü konumlandırarak annenin kıymetini tekrar hatırlatmak istiyor bize.
Pişmanlığın ağır bir bedel olduğunun vurgulandığı eserde “Vade tekmil olup ömrün dolmadan / Emanetçi emanetin' almadan...” diyerek zaman varken yapılması gerekenlerin yapılması gerektiğini en sade haliyle hatırlatıyor bizlere.
Bu dünyada ev sahibi değil misafir, hancı değil yolcu olduğumuzu bağlamanın tellerine tıngırdata tıngırdata anlatırken sanki ilmek ilmek ruhumuza işliyor.
Ben ne kadar anlatmaya çalışsam da Ustanın kendi sesinden dinlemenin verdiği keyif ve anlam kadar derin olamaz anlatacaklarım. Siz varın gidin Ustanın kendi sesinden açın, dinleyin bu türküyü. Ben de türkünün son dörtlüğü ile size veda ederken sizi türküyle ve türkülerle baş başa bırakayım. İçinizden geçen bir türküyü benimle paylaşmayı unutmayın.
“Garip Bülbül gibi feryat ederiz
Cehalet elinden küsm-ü kederiz
Hep yolcuyuz böyle gelir gideriz
Dünya senin vatanın mı yurdun mu”
Kalın türkülerle...