İnsan hissesine düşen ile yaşar. Elde edebildikleri ile ömrünü sürdürür. Nasiptir bunun adı. Ne erken ne geç gelir. Zamanında gelir.
Acelecidir insan. Sakin kalmak rahatlatır, geleni karşılamak huzur verir. Gelen de giden de nasiptir.
Ulaşılamayan ne varsa ya vakti gelmediği içindir ya da nasip olmayacağı içindir. Kanaat etmek, kabullenmek gerekir.
Ne gelirse yüce makamdandır. İtiraz değil, teslim olmak kurtarır. İnsanın yaşadıkları ile yaşayamadıkları arasındaki çizgisi bir bilinmezlik içerisinde süren bir yoldur, kaderdir bu.
Bir tohumun toprağa düşmesi… Vaktini bekler. Mevsimi gelecek ve tohum çıkacak. Güneş gerek. Yağmur gerek. Tüm bunlar fiili duadır, beklenir, olur ya da olmaz. Veren de alan da aynı kudrettir.
Nasip… Bir şeyin uygunluğu ile ilgili hâl. Çalışmak en güzel istemektir. Bazen çalışmak da yetmeyebilir. Farklı bir durum vardır. İnsanın idrakini aşar. Duvarın arkasını görememek gibi.
Her şey zamanla mukayyettir. Sabittir. Bunu parçalamak, öncesine veya sonrasına gitmek insanın gücünün yetmeyeceği durumdur. İşte her nasibin yani hissenin elde edilmesi, umulanın gerçekleşmesi böyledir.
Yaşananlar bazen erken düşen kar gibi şaşırtır. Bazen de çiçeklerin erken açması… İkisi de erkendir, şaşırtmıştır.
Mutluluk vaktinde gelenle mümkündür. Vaktinde olmayan için insan hazır değildir. Geleni karşılamak, şartların olgunlaşması ile ilgilidir. İnsan bazen kendisini tanıyamaz. Gelenin ağırlanması için insanın içinin uygun olması gerekir. Bir hikmettir bu. Çözmeye çalışmak tedirgin eder. Teslim olmak selamettir.
Olmayanı oldurmaya çalışmak mümkün olmadığı gibi huzur da vermez. Çok şey istemek… Çok başarılı olmak, başarılı olmayı istemek… Çok güçlü olmayı istemek… Gönül her şeyi ister. Göz gördüğünü ister. Bunu isteyen akıldır. Kalp her zaman her şeye hazır olmayabilir ama akıl her şeyi getirip kalbin evine teslim etmek ister.
Bazen de anlık güzellikler mümkündür. Umulmadık bir zamanda çıkıp gelen birinin verdiği sevinç gibi. Tanrı misafiri bazen böyledir. Her misafir nasibi ile gelir, denir ya. İnsan, yaşadığı her şeye ev sahipliği yapandır. Geleni iyi karşılamak gerek çünkü gelen, geldiği yerden iz taşır.
Yaşadıklarımız sırasını, vaktini bekler. Her meyvenin mevsiminde yetişmesi gibi. Sevgiler de böyledir. Sevgi; zamanını bekler, erken olmaz, geç kalınca anlamı kalmaz. Sevgi tazelik ister, yenilik ister, yeniden dirilmek ister. Sevgi her an yaratılır, her an ona hazır olmak gerekir, her an onun vaktinin geldiğini bilmek gerekir. Onu kaçırmamak için kalbin ritminin bozulmaması gerekir. Bu inceliği keşfedenler mutludur. Kalp böyle genişler, feraha erer.
Hep hazır olmak kolay görünse de zordur. İnsanın tüm duygularının uyanması büyük bir olgunluk gerektirir. Her insan, nasibini arar, bekler, bulur. Ancak nasibin değerini bilmek zordur. İnsan âlemini genişletemez ise geleni anlayamaz.
Tüm bunları yakalamak, evet, yakalamak diyoruz çünkü nasip yakalamakla ilgilidir, onun peşinde koşmak, ona hazır olmak, ona layık olmak kolay değildir. Miskinlikle yapılacak şey değildir. Her nasip vaktine esirdir, budur. Esir olmak, onunla sınırlı kalmak, ona bağlı olmak, rıza göstermek, teslim olmak; şartı gelince ortaya çıkarmak, onu yaşamak böyledir.
İnsan nasibini bekler. Nasibi ile arasındaki zaman, nasibi ile arasındaki mesafe ömürdür. Zaman dünyalıktır, fânidir. İnsan bunu kavrayamadığı müddetçe boşluğa düşer.
Evet, kalp kalbi bilir. Nasip de karşılıklıdır. Birbirini bulması için zaman gerekir. Onu bilmek mümkün değildir. Ancak ona adanmak, onun yolunda olmak yani esir olmak gerek.
Her gönül esirdir. Her göz, bir gözün esiridir. Her kalp, bir kalbin esiri… Vaktini bekleyen ise esirdir, tutsaktır, bağlıdır. Gönül de kendisini mesrûr edecek müjdeyi bekleyen esirdir. Sabır gerek. Ya nasip…