​Dünya tarihine baktığımızda, insanların idama mahkûm edilmesine neden olacak birçok cümle kurulduğunu görebiliriz. 'İdam mahkûmunun son günü, son cümlesi veya son isteği' şeklindeki romantik yaklaşımları

Dünya tarihine baktığımızda, insanların idama mahkûm edilmesine neden olacak birçok cümle kurulduğunu görebiliriz. ‘İdam mahkûmunun son günü, son cümlesi veya son isteği’ şeklindeki romantik yaklaşımları bir kenara bıraktığımızda ise kelimelerin belirli bir sırayla dizilmesinin neden insan hayatını bitirecek son merhale olarak görülebildiğini ve ‘kalem kırma’ deyiminin nasıl ortaya çıktığını idrak edebiliriz.

Evet, şimdiye kadar insanı ölüme mahkûm eden birçok cümle kuruldu. Fakat artık dudaktan dökülecek tek bir kelimeyle dahi insanın idama mahkûm edilebileceği bir çağda yaşıyoruz. Bu kelimeler bazen bize geliyor bazen de biz onlara gidiyoruz. Hâsılı kelam insan dünyada bocalarken ya kendi sonunu getirecek ya da kendine getirecek kelimelerin peşinde koşuyor.

Aslında her şey kelimelerin insanda uyandırdığı olağan çağrışımları alaşağı edecek bir manaya yükselmesiyle; kulağa, göze ve akla hitap etmemesiyle başlıyor. İnsan duyuları, hazlarını beslemeyen kelimeleri düşman olarak görüyor. Bu nedenle insanı insan yapacak ve öyle de kalmasını sağlayacak kelimelere sadece ‘ruh’u muhatap alan kelimeler’ demek az gelir; onlar bedenin hazlarını idam eden ehlikitap* kelimelerin ta kendisi!

Ehlikitap kelimeler, insanın hazları ile olan savaşında şehrin ele geçirdiği gücü ve kontrol kabiliyetini insan ruhuna yöneltilmiş bir meydan okuma olduğunu ileri sürüyor. Bu tez, kelimelerin insan dışındaki yaratılmışların dilinde hiçbir şey ifade etmemesine olan hayranlığı gizleyemiyor. Açık hayranlık, yalnızca kelimelerin insana özgü oluşuna değil aynı zamanda şehrin insanı ele geçirmedeki maharetini ve bunun devamlılığını sağlayan gücü de kapsıyor.

Hal böyle olunca insanın dünyaya olan hayranlığını açıklayabilecek tek sendrom Stockholm Sendromu oluyor. İnsanın şehre yüklediği anlam büyüdükçe, ehlikitap kelimelere atfedilen anlam küçülüveriyor ve insan, yağlı ilmeği hiç düşünmeden ehlikitap kelimelerin boynuna uzatıyor. Şehirle birlikte araç olmaktan çıkartılıp amaç haline getirilen her şey, zahirde insanı yüceltiyor gözükse de aslında onlar idam mahkûmunun altındaki tabureyi oluşturan katmanlar.

Zamanla katmanlar büyüyor ve çok geçmeden insanla şehir arasındaki savaş, şehrin her yerini sarıyor. Yalnızca yakamıza paçamıza değil aklımıza ve ruhumuza da el uzatan popüler kültür ile sosyal medya, bizi ehlikitap kelimelerden uzaklaştırmak için öncü birlikteki yerini alıyor. Şehrin mekanikliği, dur durak bilmez dinamizmi ve hazları, ehlikitap kelimelerin acımasızca idam edilmesinin üzerini ustalıkla örtüyor. İnsana insan kalmasını öğütleyen ehlikitap kelimeler hayattan çıkartıldıkça o boşluğu insanı idama götürecek kelimeler dolduruveriyor.

Ehlikitap kelimeleri görmezden gelenlerin, tüm cümleleri dünya ile dolu olanların ve onları can kulağı ile dinleyenlerin zaferi bu. Fakat bu zaferi kazananların günahının, dinleyerek ve kalp ile ikrar edenlerin sükûtundan daha az olduğu pek bilinmiyor. Bu dünyayı ahiretin tarlası olarak görenlerin az bir dünya çıkarı için ehlikitap kelimeleri yutanları anlayamaması da bu bilinmezliğin bir sonucu.

İdama mahkûm edilmiş kelimelerin büyük çoğunluğunu ehlikitap kelimelerin oluşturması, dünya nimetleri için nelerden vazgeçtiğimizi açıkça gösteriyor. Bizi kurtaracak olan kelimelerin boynuna yağlı ilmek uzatırken, ruhumuzu canavarca bir hisle öldürmeye çalışan cellatlara sevgi duyuyoruz. Bu yüzden idam kararı verdiğimiz kelimelerin hiç biri içimizde yaşamıyor. Öyle ya kimse daha çok yaşatmak için öldürmez sevdiğini.

*Ehlikitap; Kur’an’i bir kavram olup, ilahi bir kitaba inananlar bağlamında kendileri de bir kitap (Kur’an) sahibi olan Müslümanları ifade eder.