0

Bütün dünyanın iştahını kabartan güzel mi güzel, dört mevsim ikliminin yaşandığı ülkede bir boğa yaşarmış. Yem yeşil çayırlarında otlar, ter temiz insan eli ile kirletilememiş nehirlerinde sulanır, bereketli topraklarının her bir köşesinde özgürce dolaşır, yorgunluğu çökünce kuytu bir köşede güneşin sıcaklığından etkilenmeden huzurla dinlenerek hayatını devamettirir gidermiş. Bir de boğa'ya bu imkanları sunan meranın iyi niyetli cömert mi cömert bir sahibi varmış. Fakat gel gelelim ki boğa'nın bu derece yaşamını cennete çeviren hayatından rahatsız olan hayalperest şenlik düşkünü soytarılar varmış komşu beldelerde.

Bu komşu beldelerde yaşayanların kimisi gıbta ile bakar boğanın yaşantısına, kimisi kıskançlıkla, kimisi de bu yaşama ortak olma hevesi ile yanıp kıvranırmış. İşin en kötüsü de boğa'nın vurdumduymazlığı ve soytarıların kendisi üzerinde kurdukları kötü emelleri farketmek istemeyişiymiş.

Günler birbirini kovalamış, hesaplar kitaplar yapılmış, iki hayalperest soytarı bir olup bu boğa'yı kurban edebilmenin sevdasına düşmüşler. Ne yapıp edip bu boğayı kurban etseler de boğa'nın bu yaşamını huzurla geçirdiği topraklara sahip olsalar.

Tellallar tutulmuş, "duyduk duymadık demeyin tarihin görüp geçirmiş en muhteşem düellosu yapılacak kazanan için hayal bile edilemeyecek şenlikler düzenlenecek" denilmiş. Oyun istenildiği gibi planlanmış ve müthiş gösteri başlamış: bir tarafta soytarının biri, öbür tarafta soytarının diğeri hop kalkmış hop oturmuş, seyredenleri heyecandan çılgına çevirmişler. Boğa tutturmuş ben de gösteriye katılmak istiyorum, eğlenceden payımı almak istiyorum diye.

Beldenin sahibi iyi niyetli olduğu kadar uyanık da bir adammış. Hüthüt kuşlarının istihbaratı ile düellonun kim için yapıldığının gizli haberini çoktan almış bile. Meğerse düellonun galibi için bir kurban belirlenmiş. Kim kazanınrsa kazanan soytarı adına bu adı dillere destan boğa kurban edilecekmiş.

Beldenin sahibi bu gizli plandan hemen çok sevdiği boğayı haberdar etmiş. Etmiş etmesine ama boğanın hiç o bezlerde tarağı yokmuş. İkna edebilmek için ne kadar dil dökse de bir türlü boğayı ikna edememiş. Anlamış gibi yapıp içini bir sevda ateşi gibi yakan gösterinin heyecanından sarhoş olmuş, nasihatleri anlasa bile anlamazdan gelmiş. Hülasa tehlikenin geliyor olduğunu bir türlü anlatamamış ve onca ikna çabaları boşa gitmiş belde sahibinin.

Gösteri izleyenleri çılgına çeviren çalgılar eşliğinde devam ederken kah soytarının biri öne geçiyor, kah soytarının diğeri öne çıkıyor ve her defasında da oyunun kurbanı olacak boğa hiçbir şeyden habersiz kah o soytarıya alkış tutuyor, kah diğer soytarıya alkış tutuyormuş. Boğa kendi kurbanlığına alkış tuttuğunun da farkında değilmiş maalesef.

Yıllardır bölgemizde yaşanan düzmece düello gösterilerinin ne için yapıldığı ve kimi kurban etmek için planlandığını bilmeyen yok. Bu hikayede anlatılan boğa'nın kaderinin Kürtler'in kaderinden hiç de farklı olmadığıdır.

Bir yanda PKK, KCK, HDP, YPG adı altında duygusal yaklaşımla damardan girmeye çalışan düzenbazlar diğer taraftan daha iyi bir yaşamı vaadeden toprak aldatmacası ile uyuşturan ABD ve Batılı devletlerin afyonlu sözleri arasında sıkışmış bir Kürt halkı. Soytarının biri Kürtçülük ile yaklaşıp Kobani aldatmacası ile kendine pay çıkarmaya çalışırken diğeri, İŞİD ile korkutarak kendine yaklaştırıp kurban edebilmenin iştahıyla şenlikler düzenlemekte. İŞİD de BAAS da, bölgede piyasaya sürülen bütün piyonlar da aslında oyunun bir parçası olmaya amaçlı Kürtleri kurban etmek.

Acı olan ise her halukarda kurban edileceğinin farkında olmayan Kürt kardeşlerimiz. Oysa söz dinlese, asırlardır kendisini dost belleyerek yurt vermiş, yürek açmış, imkan sağlamış yaşadığı ülkenin sağduyulu fertlerine kulak verseler bütün bu soytarıların oyunlarından da kurtulmuş olacaklar.

Tılsım oyunun farkına varmakta gizli. Ey Selahaddin'in torunları! Bir zamanlar haçlı seferlerini sayınızla değil yüreğinizle durdurmuş yüce ordunun kutlu askerleri! Şimdi de gizli Haçlılar'ın oyunlarını durdurun. Oyuna gelmeyin tarih sizi layık olduğunuz Selahaddin Eyyubi'nin torunları olma şerefiyle yeniden hatırlasın. Soytarılarla işbirliği yapmanız size özgürlüğünüzü kazandırmaz. Yoksa sizin kurban edilmenizle kalmayacak bu iş. Asırlardır huzurla yaşadığınız topraklar da elden gidecek. Bitmez tükenmez fikri ve fiziki kölelik sürüp gidecek.

Doç Dr. Saim KAYADİBİ

[email protected]