Bugün dikkatle bakıldığında insanı hayrete düşüren büyük bir çelişkiyle karşılaşıyoruz. Bir insanın inanmadığı bir düşünceye, benimsemediği bir hayata ya da kabul etmediği bir dine karşı bu kadar yoğun bir öfke, alay ve mücadele içinde olması normal değildir. Çünkü insan genellikle önem vermediği şeyi görmezden gelir. Fakat mesele İslam olunca durum değişiyor.
Namaz kılmaz ama ezandan rahatsız olur.
Oruç tutmaz ama Ramazan’dan rahatsız olur.
Tesettürü yaşamaz ama başörtüsünü gündem yapar.
Kur’an okumaz ama Kur’an’ın hükümlerine saldırır.
Camiye gitmez ama hutbeyi eleştirir.
Bu durum aslında Kur’an’ın haber verdiği bir hakikatin yansımasıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Kâfirler hoşlanmasa da Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saff 61:8)
İslam, sadece bir inanç sistemi değil; aynı zamanda insanın nefsine sınır koyan ilahi bir nizamdır. Nefis ise sınırsız olmak ister. İşte bu yüzden hakikat rahatsız eder. Çünkü Kur’an insana sadece ibadet etmeyi değil; haramdan kaçmayı, adaletli olmayı, iffeti korumayı, kul hakkından sakınmayı ve Allah’a teslim olmayı emreder.
Bugün birçok insanın İslam’a olan öfkesi aslında dinin kendisine değil; dinin kendi hayatlarına koyduğu sınırlardır. İçkiyi bırakmak istemez ama ayeti eleştirir. Zinadan vazgeçmek istemez ama tesettürü küçümser. Faizi terk etmek istemez ama İslam ekonomisini gerici bulur. Çünkü hakikat nefse ağır gelir.
Kur’an bu psikolojiyi şöyle anlatır:
“Onlara ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız’ derler.” (Bakara 2:170)
Resûlullah (sav) de ümmetin bir döneminde dinle alay eden insanların çoğalacağını haber vermiştir:
“İnsanlara öyle yıllar gelecek ki kişi dininden dolayı ateşi avucunda tutar gibi sabretmek zorunda kalacaktır.” (Tirmizî, Fiten 73)
Bugün sosyal medya meydanlarında dine saldırmayı çağdaşlık zannedenler var. Başörtüsüne dil uzatmayı özgürlük sananlar, Kur’an’la alay etmeyi mizah görenler, dini değerleri aşağılamayı ilericilik kabul edenler var. Oysa mesele özgürlük değil; mesele İslam’ın hayata hâkim olmasından duyulan rahatsızlıktır.
Çünkü İslam sadece camide kalan bir din değildir. Hayatı şekillendirir. Ticaretine karışır, ahlakına karışır, kazancına karışır, giyimine karışır, ilişkilerine karışır. İşte modern insanın tahammül edemediği nokta budur: Sınırsız yaşama arzusunun önüne ilahi hudutların çıkması…
Fakat unutulmamalıdır ki tarih boyunca hakka karşı çıkanlar hep oldu. Firavun da Musa’ya karşıydı. Nemrut da İbrahim’e karşıydı. Mekke müşrikleri de Peygamberimize karşıydı. Ama sonuç değişmedi.
Allah şöyle buyuruyor:
“Hak geldi, batıl yok olup gitti. Zaten batıl yok olmaya mahkûmdur.” (İsrâ 17:81)
Müminin görevi saldırılar karşısında yılmak değil; daha sağlam durmaktır. Daha çok Kur’an okumak, daha çok namaza sarılmak, daha çok ahlaklı olmak ve dini daha güzel temsil etmektir. Çünkü bazı insanlar İslam’ı hiç Kur’an’dan öğrenmiyor; Müslümanların ahlakından tanıyor.
Bugün bize düşen öfkeyle bağırmak değil; vakarımızla dimdik durmaktır. Çünkü güneşe gözünü kapatan sadece kendine gece yapar. Hakikat ise bütün saldırılara rağmen parlamaya devam eder.