İznik sükûnetinden payınızı alıp da Bursa yoluna düşmüşseniz, izi tozu, taşı toprağı tarih kokan bu şehirle bütünleşmenin zamanı gelmiştir. “Bursa’da Zaman”ın zamanı gelmiştir.

Uğruna şiirler yazdıran şehirlerden biri Bursa da. İstanbul’un arkasına dizilmiş güzide şehirlerden…

Şairliğiyle öne çıkmayan Tanpınar’ın belki de herkesle aşinalık bağı kuran mısralarını yazdırabilmiş. Tanpınar Bursa’yı Beş (güzide ) Şehir’den biri kabul etmiş…

Bursa'da bir eski cami avlusu,

Küçük şadırvanda şakırdıyan su;

Orhan zamanından kalma bir duvar...

Onunla bir yaşta ihtiyar çınar

Eliyor dört yana sakin bir günü.

Bir rüyadan arta kalmanın hüznü

İçinde gülüyor bana derinden.

Yüzlerce çeşmenin serinliğinden

Ovanın yeşili göğün mavisi

Ve mimarîlerin en ilâhisi (Tanpınar, “Bursa’da Zaman”).

İşte tam tamına bu mısralarla örtüşen bir manzaraya kavuşmak artık öyle kolay değil. Kolay olan şehrin düz bir istikamette kurulduğunu bilmek. Başından başlayıp ilerlediğiniz yolda şehrin nihayetlendiğini bilmek… Hani Anadolu’nun köylerinde ekseri karşımıza çıkan o geçit yolu, Bursa’nın uzandığı bir vagon silsilesi gibi. Her vagon başka bir âleme, başka bir tarih aralığına, başka bir yeşilliğe ve başka bir maviliğe açılıyor.

Evet, olması gerektiği gibi önce bir tepeden baktık Bursa’ya. Emir Sultan Hazretleri’nin ebedî istirahatgâhından. Ardından başka bir tepe: Üftade Hazretleri… Sonra Osman Gazi ve Orhan Gazi’nin türbelerinde kıtaların hükümdarı bir devletin temelini, mahviyetli bir huşunun içinde keşfetmeye gayret ettik. Bu mahviyete talip olmak ise memleket ruhunun aslına rücu etmesidir; onu anladık.

Bir temaşa âleminde gezindik Bursa’da. Manevi hâllerden hâllere, mekânlardan mekânlara yürürken şehrin en azametli yapılarından birini selamladık. Tepelerin en güzellerinden biri olan Çelebi MehmedHan’ın Türbesi, meşhur Yeşil Türbe’yi...

Bir hudutsuz huşu beldesi Yeşil Türbe. Azametiyle devasa beton bloklara kafa tutan bir tarih abidesi… Taşına hem Selçuklu’nun yadigârlarını hem de Osmanlı’nın filizlenen tezyinini yontmuş Osmanlı erken döneminin en müthiş imzası. Devleti yeniden ayağa kaldıran Çelebi Mehmed’in azmine ne kadar da yakışıyor bu zarif mühür. Korku değil, Yaradan’ın yaratmasına hayranlık uyandıran bir azamet bu. Huzurunda bulunmayı mecbur kılacak bir özel bir temaşa hadisesi. Yeşil Türbe’yi görmemek, Osmanlı’nın devlet ve tezyin prensiplerini anlamamakmış meğerse. O eksik parça burasıymış.

Bunca güzellik seyrinden sonra manzara çarpıklığıyla karşılaşmak bir nevi beton çarpmasına sebep oluyor. Her Anadolu şehri biraz böyle zaten. Tarihle betonarmeyi bu kadar bitiştirmek, yüzlerce yıllık tarihî vesikaları gömmek değil de nedir?

Bursa’nın 21. yüzyılla imtihanı büyük. Müstesnaların, başkaların, yabancıların ve yabaniliğin mezci; musikiden gürültüye dönüşen bir terkip oluşturuyor. Acaba hangi devirde kalmak, hangi devrede yaşamak lazım? Gündelik hayat tarihle bir muhabbetli, bir kavgalı. Teknoloji ve betonarme ise sanki yıkımın bütün intikamını Bursa’dan alırcasına saldırgan. İznik’te daha küçük ve masum modellerine rastladığımız hibrit sokak görünümleri, Bursa’da haddini aşan bir münakaşayı yansıtıyor.

Tarih, panaromaya gömülü bu yüzden. Başını çıkartacak kadar yükselemiyor.

Zaten bu yüzyılın imtihanlarının en büyüklerinden biri yüksek binalara azmetmesi. Devasa beton blokları olmayan şehir, şehir sayılmıyor. Zaten şehri öldüren kentlere dönüşüyor her biri. İşte bu “kent” manzarasına boğulmuş bir tarih seyri nefes alma çabasında Bursa’da… Cânım panaromayı dolduran kargaşada yeşil avluları seçmek öyle zor ki…

Bursa tefekkürü hep öyle mavili yeşilli olamadı maalesef: Kadim şehirlerimizi, bulanık, çarpık, bozuk ve taklit mimari saçmalıklardan bir türlü koruyamadık. Ticari kaygılar, iaşe derdi derken; iş müteahhidin “geçim derdi”ne dönüştü. Öyle bir dert yoktu elbet; ama yine de çimento tırları en az balyozlar kadar acımasız davrandı. Sonuç kimliğini uzun binaların dibine gömerek kaybeden “şehircilik” anlayışının gölgesinde kimlik kaybına uğrayan ve kadimle bağ kuramayan veyahut bu bağı yanlış kuran bir toplum biçimlenmesiydi. Alında biçimsizleşmesiydi.

Bursa’nın dün ve bugün arasındaki çatışmada en biçimsiz bugünü galip getiren kararsızlığını hangi mimar inşa etti?

Aidiyetleri sildikçe; kökleri gömdükçe geriye “biz”den ne kadarı kalır?