Bugün dünyada yaşanan hiçbir kriz, tesadüfen ortaya çıkmamıştır. Gördüğümüz her olay, yeryüzünün görünmez ama son derece belirleyici jeopolitik hatları üzerinde yaşanan büyük bir mücadelelerin birer yansımalarıdır. Dolaysıyla güncel olayları doğru okumak için, sadece manşetlere değil, haritaların derinliklerine bakmak gerekir. Zira dünya en çok bu hatlar üzerinde konuşur, çatışır ve yeniden şekillenir.

Dünyadaki jeopolitik hatlar, yerel, bölgesel ve küresel aktörlerin çıkarlarının kesiştiği yerlerdir. Yerel dinamikler bölgesel dinamikleri, bölgesel dinamikler, küresel dinamikleri etkiler. Yani hiçbir dinamik bir diğerinden tamamen bağımsız değildir. Dinamikler arasında işbirliği potansiyeli kadar, çatışma riski de bulunur.

Risk alanlarını enerji yolları, ticaret koridorları, jeopolitik önemi yüksek askeri geçişler, siyasi nüfuz bölgeleri ve kültürel havzalar gibi stratejik eksenler olarak özetleyebiliriz. Jeopolitik hatların en temel özelliği coğrafi zorunluluklara dayanmasıdır. Ancak devletlerin çıkarlarına ve uluslararası güç dengelerine bağlı olarak jeopolitik hatlar, sürekli değişebilir. Bu bağlamda jeopolitik hatlar, statik değil, dinamik unsurlardır. Jeopolitik hatlar, bazen çatışma risk alanları, bazen güç dengesi için işbirliği, bazen de diplomatik müzakere süreçlerinin merkezinde yer alan stratejik mekânlardır.

Jeopolitik hatlar, dış politikanın oluşmasında, güvenlik mimarinin şekillenmesinde, aktörlerin davranışlarının anlaşılmasında bize bir bakış açısı veya bir çerçeve sunar. Bu bakımdan jeopolitik hatları, sadece haritalarda çizilen basit çizgiler olarak değil, güçlerin, çıkarların ve tarihin iz bıraktığı görünmez sınırlar olarak görmek gerekir diye düşünüyorum. Jeopolitik hatlar, dünyayı kimin yönlendirdiğinden çok, dünyanın hangi fay hatları üzerinden sarsıldığını yansıtır.

Türkiye jeopolitiği

Türkiye, üç kıtanın kesişim noktasında yer aldığı için, birden fazla jeopolitik hatların üzerinde yer alır. Bu nedenle Türkiye, bu hatların yönünü ve işleyişini etkileyen merkezi bir aktör konumundadır. Özellikle Karadeniz havzasında yaşanan Rusya-Ukrayna savaşı, Türkiye’nin jeopolitik önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Zira Ukrayna savaşı, Avrupa’ya Rus tehdidini hissetirdi.

Türkiye’nin barış ve adalet temelinde yürüttüğü dış politika ve Montrö sözleşmesi çerçevesinde yürüttüğü dengeleyici politika sayesinde Karadeniz hattını yıkıcı sarsıntılardan korudu. Ancak güneyde İsrail yarattığı kriz, ‘’Ortadoğu’da’’ güvenlik mimarisinin kırılganlığını derinleştirmektedir. Bu durum Türkiye’yi bölgesel istikrarın sağlanmasında kilit bir ülke hâline getirmektedir.

Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve egemenlik tartışmaları, Türkiye’nin jeopolitik konumunu bölgesel sınırların ötesine taşıyarak küresel güç dengeleri açısından da belirleyici kılmaktadır. Türkiye, hem kriz alanları arasında denge üretme, hem de krizleri sınırlama konusunda etkin bir rol oynar.

Toparlayacak olursak, Türkiye jeopolitiğin, nesnesi değil, onu etkileme ve yönetmeye aday özne bir ülkedir. Dünyadaki birçok jeopolitik hatlar, Türkiye’nin içinden geçer. Türkiye, jeopolitik hatlar arasında barış ve istikrarın sağlanması için büyük çaba sarf etmektedir.