Kızıldeniz, belki de uzun yıllardır olmadığı kadar gergin bir dönemden geçiyor. Bölgedeki gelişmelere bakıldığında, bu gerilimin önümüzdeki süreçte daha da tırmanması ihtimal dâhilinde.

Yaşanan gerilimin temelinde ise önemli bir unsur bulunuyor: Deniz ticaretinde söz sahibi olmak ve stratejik limanlar üzerinde etkinlik kurmak.

Yemen’deki Husilerin saldırıları, Suudi Arabistan ile yaşanan gerilimler ve Kızıldeniz’deki deniz trafiğini etkileyen gelişmeler, bölgedeki krizi farklı bir boyuta taşıyor. Ancak yaşananları yalnızca Yemen üzerinden değerlendirmek, Kızıldeniz’de şekillenen büyük güç mücadelesini anlamak açısından yeterli değil.

Husilerin saldırılarında sivillerin hayatını kaybetmesi ve yaralanması, bölgedeki insani krizi daha da ağırlaştırıyor. Özellikle sivil havalimanlarını hedef alan saldırılar, olayın koşullarına bağlı olarak uluslararası insancıl hukuk açısından ciddi sorunlar doğuruyor. Bu tür saldırılar, bölgedeki tansiyonun yükselmesine ve çatışmaların daha geniş bir alana yayılması riskine katkıda bulunuyor.

Husilerin Kızıldeniz’deki deniz trafiği üzerinde etkili olma çabaları sürerken, bölgenin batı kıyısında başka bir gerilim hattı da yeniden gündeme geliyor. Uzun yıllardır farklı dönemlerde alevlenen Eritre-Etiyopya anlaşmazlığı, Kızıldeniz’deki güç dengelerini etkileyebilecek yeni bir mesele olarak karşımıza çıkıyor.

Peki, Eritre ile Etiyopya arasındaki anlaşmazlığın temelinde ne var? Bu iki ülkenin geçmişine bakmak, bugün yaşanan gelişmeleri anlamak açısından büyük önem taşıyor.

ERİTRE-ETİYOPYA GERİLİMİNİN TARİHSEL KÖKENİ

Eritre, II. Dünya Savaşı sonrasında Birleşmiş Milletler kararıyla Etiyopya ile federal bir yapı altında birleştirildi. Ancak Etiyopya'nın bu federal yapıyı ortadan kaldırarak Eritre'yi ilhak etmesi, uzun yıllar sürecek bağımsızlık mücadelesinin önünü açtı.

1961 yılında başlayan Eritre Bağımsızlık Savaşı, yaklaşık 30 yıl sürdü. Eritreli bağımsızlık hareketlerinin mücadelesinin ardından 1993 yılında yapılan referandumla Eritre bağımsızlığını kazandı.

Bu ayrılık, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e doğrudan kıyısını kaybetmesine neden oldu. Böylece Etiyopya, deniz ticaretine erişim bakımından komşularına ve bölgesel ulaşım güzergâhlarına daha bağımlı hâle geldi.

Bağımsızlık sonrasında iki ülke arasındaki sınır sorunları da ortadan kalkmadı. Özellikle Badme bölgesi çevresinde yaşanan anlaşmazlıklar, 1998-2000 yılları arasında iki ülkeyi yeniden savaşa sürükledi. Binlerce insanın hayatını kaybettiği bu savaş, taraflar arasında derin bir güvensizlik bıraktı.

Aradan geçen yıllara rağmen denize erişim meselesi, iki ülke arasındaki ilişkilerin önemli başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'in ülkesinin denize erişimini stratejik bir zorunluluk olarak nitelendirmesi, bu meselenin yeniden uluslararası gündemin merkezine yerleşmesine neden oldu. Özellikle Eritre sınırları içerisindeki Assab Limanı'nın stratejik önemi, iki ülke arasındaki tartışmaların dikkat çeken boyutlarından biri.

Etiyopya açısından denize erişim, yalnızca ekonomik bir mesele değil; dış ticaret, lojistik maliyetleri ve bölgesel nüfuz bakımından da önemli bir konu. Eritre açısından ise limanlar ve kıyı şeridi, ülkenin egemenliğinin ve stratejik güvenliğinin ayrılmaz bir parçası.

Dolayısıyla burada yalnızca bir liman üzerinden yürütülen tartışmadan söz etmiyoruz. Aynı zamanda iki ülkenin geleceğe yönelik güvenlik ve dış politika önceliklerinin karşı karşıya gelmesinden söz ediyoruz.

KIZILDENİZ, YENİ GÜÇ MÜCADELESİNİN MERKEZİNDE

Etiyopya'nın nüfusu, ekonomik potansiyeli ve deniz ticaretine duyduğu ihtiyaç dikkate alındığında, denize erişim arayışının önümüzdeki yıllarda da gündemde kalması beklenebilir. Ancak bu arayışın hangi yöntemlerle yürütüleceği, bölgesel istikrar açısından belirleyici olacaktır.

Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı, Asya ile Avrupa arasındaki deniz taşımacılığı açısından son derece önemli bir güzergâh oluşturuyor. Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz'e ulaşan bu hat, küresel ticaretin önemli bir bölümünü taşıyor. Bölgede yaşanabilecek uzun süreli bir istikrarsızlık, yalnızca kıyı ülkelerini değil, dünya ekonomisini de etkileyebilir.

Yemen'deki Husilerin faaliyetleri, Suudi Arabistan'ın güvenlik kaygıları, Eritre-Etiyopya arasındaki tarihsel anlaşmazlıklar ve bölge dışındaki güçlerin stratejik çıkarları aynı coğrafyada kesişiyor. Bununla birlikte, bu gelişmelerin her biri farklı dinamiklere sahip. Aralarındaki ilişkileri doğru okuyabilmek için deniz ticaretinin yanı sıra güvenlik, egemenlik ve bölgesel ittifakları da dikkate almak gerekiyor.

Gelinen noktada Kızıldeniz, yalnızca ticaret gemilerinin geçtiği bir su yolu olmaktan çıkmış durumda. Bölgesel güçlerin nüfuz arayışlarının, güvenlik hesaplarının ve stratejik rekabetlerinin kesiştiği bir alana dönüşüyor.

Eritre ile Etiyopya arasındaki gerilimin nasıl sonuçlanacağını, Yemen'deki çatışmaların deniz güvenliğini ne ölçüde etkileyeceğini ve büyük güçlerin bu süreçte nasıl bir tutum sergileyeceğini bugünden kesin olarak söylemek mümkün değil.

Ancak şu gerçek göz ardı edilmemeli: Kızıldeniz'de yaşanacak bir istikrarsızlık, kıyısındaki ülkelerle sınırlı kalmayacak; küresel ticaretten bölgesel güvenliğe kadar geniş bir alanda sonuçlar doğurabilecektir.

Asıl soru şu: Kızıldeniz'deki rekabet, diplomasi yoluyla yönetilebilecek mi, yoksa bölge yeni bir çatışma dönemine mi sürüklenecek?