Türkiye ile Libya arasında imzalanan deniz yetki alanlarının anlaşmasının ardından Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in yaptığı açıklamalar, diplomatik eleştirinin sınırlarını ve Avrupa Birliği’nin tarafsızlık anlayışını yeniden tartışmaya açtı.

Ancak Sayın Leyen’in unuttuğu bir nokta var: Oturduğu koltuğun hangi sorumlulukları beraberinde getirdiği ve bu sorumlulukları yerine getirirken nasıl bir tutum sergilemesi gerektiği…

İki bağımsız ülke arasında yapılan bir anlaşmayı siyasi saiklerle hedef almak, Avrupa Birliği’nin temsil ettiği iddia edilen tarafsızlık ve eşitlik ilkeleriyle ne ölçüde bağdaşmaktadır?

Sayın Leyen’in, Türkiye ile Libya arasındaki anlaşmaya Yunanistan’ın tezleri üzerinden yaklaşmak yerine, tarafların hukuki iddialarını eşit ve objektif bir şekilde değerlendirmesi daha akılcı olacaktır.

Türkiye, Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerini uluslararası hukuk çerçevesinde savunduğunu ifade etmektedir. AB yönetiminin ise anlaşmayı doğrudan “geçersiz ve hükümsüz” olarak nitelendirmesi, hukuki tartışmayı siyasi bir açıklamayla sonuçlandırmaya çalıştığı izlenimini doğurmaktadır.

Elbette uluslararası deniz hukukuna ilişkin farklı görüşler ve hukuki ihtilaflar bulunabilir. Ancak bu ihtilafların çözümü, tek taraflı siyasi açıklamalardan ziyade uluslararası hukukun ilgili kuralları ve yetkili mekanizmalar çerçevesinde aranmalıdır.

Sayın Leyen’in yalnızca Yunanistan’ın tezlerini esas alan bir tutum sergilemesi, Avrupa Birliği’nin tarafsızlığına duyulan güveni zedeleme riski taşımaktadır. Türkiye’yi hedef alan açıklamalar, Avrupa’nın Doğu Akdeniz’deki sorunlara yapıcı katkı sunmasını da zorlaştırmaktadır.

Peki, Sayın Leyen’in öncelikleri arasında neler bulunmalıdır?

Öncelikle kendi kıtasına bakmalı, Avrupa’nın giderek ağırlaşan sorunlarına odaklanmalıdır.

Avrupa’nın farklı ülkelerinde yaşanan toplumsal gerilimler, hayat pahalılığı, ekonomik belirsizlikler ve güvenlik endişeleri ortadayken, Avrupa Komisyonu Başkanı’nın siyasi tartışmalar üzerinden Türkiye’yi hedef alması ne kadar doğru bir tercihtir?

Avrupa halklarının ekonomik sıkıntıları, geçim mücadelesi ve sosyal adalet beklentileri daha fazla dikkati hak etmiyor mu?

Kıtada düzenlenen protestolar karşısında da aynı hassasiyeti görmek istiyoruz. Demokratik gösteriler sırasında yaşanan orantısız müdahale iddiaları karşısında Avrupa yönetiminin sessiz kalmak yerine, temel hak ve özgürlükleri tutarlı biçimde savunmasını bekliyoruz.

Demokrasi ve insan hakları, yalnızca başka ülkelere yönelik eleştirilerde hatırlanacak ilkeler değildir. Bu ilkeler, Avrupa’nın kendi sınırları içinde de aynı kararlılıkla uygulanmalıdır.

Diğer taraftan Avrupa, Rusya ile yaşanan gerilimin doğurabileceği güvenlik risklerine karşı nasıl bir savunma politikası izleyeceğini, ekonomik ve askerî kapasitesini nasıl güçlendireceğini de düşünmelidir. Kendi güvenliğini, ekonomik istikrarını ve toplumsal huzurunu ilgilendiren bu meseleler, Avrupa Birliği yönetiminin öncelikli gündemleri arasında yer almalıdır.

Türkiye ise jeopolitik konumu, diplomatik kapasitesi ve bölgesel ilişkileriyle Avrupa’nın güvenliği açısından göz ardı edilemeyecek bir aktördür. Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere bölgesel krizlerde Türkiye’nin diplomatik girişimlerinin ve arabuluculuk çabalarının önemi ortadadır.

Böylesine önemli bir aktörle ilişkileri siyasi söylemler üzerinden daha da gerginleştirmek, Avrupa’nın kendi çıkarları açısından da sorgulanması gereken bir tutumdur.

Sayın Leyen, Türkiye ile Libya arasındaki anlaşmaya ilişkin görüşlerinizi elbette açıklayabilirsiniz. Ancak Avrupa Birliği adına konuşurken hukuki tartışmaları siyasi tercihlerden ayırmanız ve farklı tarafların tezlerine eşit mesafede yaklaşmanız beklenir.

Türkiye’nin hak ve menfaatlerini savunması, başka ülkelerin iddialarını peşinen kabul etmesi gerektiği anlamına gelmez. Diplomasi, taraflardan birinin tezlerini mutlak doğru kabul etmek değil; anlaşmazlıkları hukuk ve müzakere zemininde ele almaktır.

Avrupa Birliği’nin bugün ihtiyacı olan şey, Türkiye’ye yönelik yeni siyasi çıkışlar değil; kendi iç sorunlarına çözüm üreten, ekonomik refahını koruyan, toplumsal huzurunu güçlendiren ve güvenlik politikalarını gerçekçi temeller üzerine kuran bir yönetim anlayışıdır.

Son söz: Sayın Leyen, önce kendi kapınızın önünü süpürün!

Avrupa’nın sorunları çözüm beklerken, Türkiye’yi hedef alan açıklamalarla siyasi gündem oluşturmak yerine kendi sorumluluklarınıza odaklanın. Çünkü siyasi liderliğin ölçüsü, başkalarına ne söylediğiniz kadar, kendi sorumluluklarınızı ne ölçüde yerine getirdiğinizdir.