İçinde bulunduğumuz tablo, tam mânâsıyla “çürüme” tablosu.
Nereye baksanız böyle.
Çürüme varsa, bireyler arasında güven duygusu yok olmaya yüz tutar.
Şiddet normalleşir.
Dürüstlük, adalet ve yardımlaşma gibi değerlerin yerini bireysel çıkarlar, "köşe dönmecilik" ve hileli yollar alır.
İnsanlar yalnızca maddi menfaatlerine odaklanır.
Kurumlara güven çok azalır!
Bizde bütün bunlar yok mu?
Var.
Her yerde sıkıntı var.
Her yerde azınlıkta kalan düzgün insanlar ayakta kalmaya çalışıyor!
Bu konuda birbirlerini suçlayan camialar da çürümenin etkisinde, pençesinde.
Çürümeden şikâyetçi olan sokaktaki vatandaşın da bu durumdan ne kadar rahatsız olduğu tartışılır.
Toplumu oluşturan insanlarımızın büyük bir bölümü “çürüme”den rahatsız olsa, çürükler sistemden ayıklanırdı herhalde.
Herkes kendi evinin önünü temizleseydi, ne güzel olurdu değil mi?
Bu yapılmıyor, her grup kendi yanlışına kılıf uyduruyor, suçu başkalarına atıyor.
Kimsenin üzerine almadığı ortamda suç, af edersiniz “piç”e dönüyor!
Etrafımıza şöyle bir baktığımızda, çözülmeyi, çürümeyi hemen görüyorsunuz.
Aile bağları zayıflamış, utanma duygusu “demode” sayılır olmuş, kamusal alanda hakkaniyet yerine menfaat, doğruluk yerine kıvraklık öne çıkmış...
Sokaklardan “Kime güveneceğimizi şaşırdık!” feryatları yükseliyor.
Bizler de nasibimizi alıyoruz bu “güvensizlik” ortamından.
Medya, en güvenilmez alanlardan.
“Gazeteci” dendiğinde, kıçını bir yere dayayıp oradan sağa sola saldıran, menfaati için kırk takla atan tip geliyor akla.
Gazeteci, politikacı gibi davranırsa, bir partinin “sözcüsü” havalarıyla yazar, çizerse itibarı yerle bir olur.
Serveti ve şöhreti çok olsa da şerefi, haysiyeti yok olur.
İğneyi mesleğimize batırıp başka yerleri de işaret edebiliriz.
“Bir memleketin hastanesi neyse, postanesi de odur!” denir ya…
Bir yerde ne varsa, her yerde o oluyor.
Mesela futbol dünyamız…
Neler çıktı değil mi ortaya, meğer ne “yapı”lar varmış!
Spor dallarından sadece futbolla ilgili sıkıntılardan bahis var, acaba diğerlerinin tamamı temiz mi?
Oralara da girilse kim bilir neler neler çıkar?
Bu işlerden iyi anladığını belli eden bir arkadaş, “Federasyonlara bir gir de gör!” dedi geçtiğimiz günlerde.
Gireyim mi?
İçinden çıkabilir miyim acaba?
Dahası…
Fon paraları nerelere bulaşmıştır acaba…
Kim bilir?
*
Her yerde çürüme tablosu.
Öyle ki…
Her yerde “temizlik ihtiyacından” bahsediliyor.
Arınma ihtiyacından, asalakları bünyeden atma ihtiyacından…
Bu satırları okuyanların büyük bölümü yine “faturayı” başka yerlere çıkartmaya çalışacaktır.
Büyük kurnazlık bu, topu karşı tarafa atarsanız gol yeme ihtimalini ortadan kaldırırsınız.
Hayatımız futbolumuza dönmüşse vay hâlimize!
Merhum Mehmet Akif’in dizeleri ne güzel de anlatıyor içinde bulunduğumuz halleri: “Oyuncak sanmayın! Ahlâk-ı millî, ruh-i millîdir;
Onun iflası en korkunç ölümdür: Mevt-i küllidir.”
(Sakın oyuncak sanmayın! Bir milletin ahlâkı, onun millî ruhudur.
Ahlakın çöküşü, en korkunç ölüm demektir; tam anlamıyla toplu bir yok oluştur.)
*
İçinde bulunduğumuz kötü durumdan birilerini suçlayarak çıkmamız mümkün mü?
Değil.
Asla değil!
Çürüme tablosunu değiştirmek, kendimizde başlayan bir değişimle mümkündür. Geri kalanı, o değişimin tabii sonucu olacaktır.
Bu dediğimin delili mi?
İlâhi hüküm:
“Bir toplum, kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.”
(Ra’d Suresi, 13/11)