Yüzeyde bir ritüel gibi görünen kurban kavramının derin yapısında insanın hakikatle kurduğu ilişkinin ontolojik olduğu kadar psişik bir gerilim ve çatışma alanına işaret eden bir insani durumun saklı olduğunu fark etmek önemlidir. Putları kurban etmek, yalnızca teolojik bir saflaştırma değildir. Putları kurban etmek, bilincin kendi içindeki bağımlılık, korku ve güvenlik arayışlarını çözmeye yönelik radikal bir içsel dönüşüm tecrübesidir. Putları kurban etme sorunu, salt bir inanç meselesi değildir. Putları kurban etmeye cüret etmek, inancı şekillendiren otorite, dogma ve psikolojik teslimiyet kalıplarını hedef almaktır. İnsan, çoğu zaman hakikate bağlı değildir ve hakikati aramamaktadır. İnsan, çoğu zaman hakikatin yerine geçen güvenlik sağlayıcı psikolojik yapılara, yanılsamalara ve putlara bağımlı hale gelmektedir.

Put, yalnızca dışsal bir nesne değildir. Put, benliğin kaygılarını düzenleyen bir psikolojik sabitleme mekanizmasıdır. Put, belirsizliği azaltan ama aynı zamanda bilincin hareket alanını daraltan ve donduran, bir zihinsel güvenlik ürettiği vehmedilen bir yanılsamadır. Put, epistemik bir kapanma ve psikolojik bir emniyet yanılsamasıdır. Özgürlükten ve akıldan sapan insan, çoğu zaman kaygıyı azaltan kesinliklere yönelmektedir. Put, insanın yönlendirildiği ve yönetildiği bu kesinliğin ve mutlaklığın adıdır.

Klasik ritüalistik anlamının ötesinde kurbandan kast ettiğimiz şey, bireyin kendi içsel yapısını yeniden düzenlediği bir psikolojik çözülme ve yeniden yapılanma sürecidir. Kurban edilen şey yalnızca dışsal bağlar değildir. Kurban edilen şey, bireyin içinde yerleşmiş otomatik düşünme kalıpları, içselleştirilmiş otorite sesleri ve suçluluk üzerinden çalışan psikolojik denetim mekanizmalarıdır. Bu anlamda kurban, bastırılmış olanın yok edilmesi değildir. Kurban, bastırmanın kendisini mümkün kılan zihinsel ekonominin, kültürün, kimliğin, teolojinin ve politikanın askıya alınması ve elimine edilmesidir.

Psikolojik düzlemde putlar, çoğu zaman bilinçaltında kök salmış güvenlik sistemleri gibi çalışırlar. İnsan, kaygı karşısında anlam üreten ama aynı zamanda özgürlüğü sınırlayan bu sistemlere, yani putlara kendini bağımlı kılar. Bu bağımlılaştırma hali, yalnızca bilişsel bir hata olarak değerlendirilemez. Putlara bağımlılaştırma hali, varoluşsal kaygının organize edilme biçimidir. Putları kurban etmeye cüret etmek, mevcut kaygı düzenini bozmak, belirsizliğe tahammül kapasitesini yeniden inşa etmektir.Putlara ve doğmalara itaat etmek ve bağımlı olmak, bir başa çıkma mekanizması değildir. Putlara ve doğmalara teslim olmak, bir kölelik ve hayattan vazgeçme yoludur.

Doğmatizmin, otoriteryanizmin, totaliteryanizmin, fanatizmin, gelenekçiliğin ve tutuculuğun ürettiği ve arttırdığı putlar, köleliğin ve hayattan vazgeçmenin psikolojik dinamiğini ve sapkınlığını daha da derinleştirmektedirler. Gelenek, ideoloji, cemaat, devlet, tarih, doğma, kabile, klan, tarikat ve kimlik gibi yapılar, bireye yalnızca anlam değil, aynı zamanda kaygıyı azaltan hazır psikolojik şemaları dayatmaktadırlar. İnsan, bu şemalar içinde düşünmemektedir. İnsan, bu şemalar ve kurgular içinde korunduğunu zannetmektedir. Bu korunma yanılsaması, aslında düşünsel ve duygusal özerkliğin daralması ve donması anlamına gelmektedir. Aslında put, hem bir inanç nesnesine hem de bir psikolojik-sosyal-siyasal regülasyon aracına dönüşmektedir.

Putları kurban etmeye cesaret etmek, yalnızca entelektüel bir kopuş değildir. Putları kurban etmeye cesaret etmek, aynı zamanda geçilmesi gereken yoğun bir psikolojik eşik anlamına gelmektedir. Bu eşikte insan, güvenlik ihtiyacı ile özgürlük arzusu arasındaki gerilimi doğrudan deneyimlemektedir. Putu terk etmek, yalnızca bir fikri bırakmak değil; o fikrin sağladığı duygusal emniyeti de kaybetmeyi göze almaktır. Bu yüzden putları kurban etmeye cüret etmek, aynı anda hem bir kaygı çözülmesi hem de bir varoluşsal boşluk deneyimi üretmektedir.

Putperestlik dediğimiz zihniyet ve hayat tarzı, insanın bu boşlukla yüzleşmesini bastıran bir yapıdır. Putperestliğin bütün çeşitleri, insanın varoluşsal boşlukla yüzleşmesini sağlayan ve dönüştüren bir açıklık pratiği değildirler. Tarihsel olarak putperestlik ve doğmatizm, açıklığı daraltarak güvenlik sağlayan dogmatik psikolojik sistemlerdir. Paganizm açısından kurban, teslimiyet, taklit, itaat ve cehalet anlamına gelmektedir. Özgürlük ve akıl açısından kurban, psikolojik bağımlılıkların çözülmesi anlamına gelmektedir. Kendi içindeki sesleri ve çığlıkları duyan birey, hakikati, hürriyeti ve hayatı dışsal bir kurguya bağımlılıkta değil, kendi bilinç açıklığında arama şeklinde bir olgunlaşma ve özgürleşme halini deneyimleme imkanını yakalamaktadır.

Putları kurban etmeye cesaret etmek, insanın düşünsel, duygusal, sosyal, siyasal ve psikolojik varoluşunu yeniden kurmaya cüret etmesi anlamına gelmektedir. Bu cesaret ve cüret, kaygıyı tamamen ortadan kaldırmaz. Bu cesaret ve cüret, kaygıyı yönetme biçimini değiştirmektedir. Putlarını kurban etmeye cüret eden insan, güvenlik yanılsamalarına değil, belirsizliği taşıyabilme kapasitesine yaslanma gücünü ve yeteneğini kazanmaktadır. Özgürlük, burada bir sonuç değil, sürekli yeniden kazanılan bir psikolojik ve felsefi duruştur. Putların ürettiği sahte güvenceleri ve güvenlikleri kurban etmek, sahici hayata giden yoldur. Putlardan arınmış daha çıplak ama daha sahici bir bilinç alanında yaşama cesareti, sahici anlamda yaşamanın kapılarını açan biricik yoldur.