Yüreğimde nükseden seyahat arzusu bu defa beni Afrika'ya taşıdı... Yardım kuruluşlarımızın vesilesi ile Kara kıtaya yolumuz düştü... Önce İyilik Derneği öncülüğünde Çad'da bir külliye projesinin temelini attık, süt keçisi dağıtımında bulunduk, su kuyusu açma güzelliğine tanıklık ettik... İkinci durağımız Ribat İnsani Yardım Derneği’nin misafiri olarak ilk hicret yurdu Habeşistan (Etiyopya) oldu. Çok zor şartlarda hafızlığını tamamlayan 600 medrese öğrencisinin "Hafızlık merasimi"nin manevi ikliminden müstefid olduk...
10-16 Şubat tarihleri arasında siyah tenli kardeşlerin dünyasında derin duygular içerisinde farklı ufuklara uzanmaya çalıştık... Kendimizle yüzleşmek, sorumluluklarımızı hatırlamak için iyi bir vesileydi bu seyahat...
İnsanlığın beşiğine bir yolculuktu bizim bu seferimiz…
Sadece insani yardımla sınırlı bir girişim değildi, kardeşliğimizi ve insanlığımızı test etme, sorumluluklarımızı tespit etme eylemiydi...
İlk durağımız Çad demiştim...
Çad'ın yakın tarihini oradaki dostlarımızdan dinliyorum… Tüylerimiz diken diken oluyor... "Küpküp / Kub Kub Katliamın” dinlerken...
1917 yılında Fransız sömürgecilerine karşı onurlu bir mücadele veren Çad Müslümanları alimlerin öncülüğünde çok zor şartlarda destansı bir mücadele veriyorlar…
Direnişi kıramayan Fransızlar kirli bir tuzakla ülke alimlerini hedef alıyorlar… Misyonerlik ve asimilasyona karşı çıkan alimlere şer güçler, uzlaşı ve barış için tekliflerde bulunuyor... Abeche şehrinde bir araya gelen 400'ün üzerinde alim ve fakih sömürgeci güçlerin kalleş saldırıları ile palalarla şehid ediliyor... Bu olay tarihe "Küpküp Katliamı” olarak geçiyor... Direnişin önderliği, öncü kadrosu alimler böylece tasfiye edilmiş oluyor…
Bu mücahid alimler sabah namazı üzerinde iken kuşatılıp hunharca bir katliama maruz kaldılar...
Çad toplumunun hafızasında bu facia derin izler bırakıyor… Bu gün Çad halkının dünyanın en dindar toplumlarından biri olarak İslami kimliğini ve köklerini koruyabiliyorsa yukarıda anlattığımız "Küpküp katliamının„ ciddi etkileri var... Ülkede namaz kılma oranı %90'larda seyrediyor... Ezan ile birlikte herkes ilk vaktinde cemaatle namaza duruyor... Sadece camide değil, caddede, kaldırımda, açık alanlarda, iş yerlerinde hemen cemaatle namaz için saf tutuyorlar...
Müslüman kadınlarda baş açık görmek mümkün değil... Şayet baş açık bir kadın görürseniz, o onun Hıristiyan olduğuna işarettir...
Böylesi alimlere yönelik ağır bir tarihi travmayı yaşayan bu halk İslami eğitime ve alimlere çok önem veriyor...
Çok zor yaşam koşullarında asla vazgeçmedikleri medrese eğitimini sürdürebilmek için, çırpınıyorlar... Çölde tek tük bulunan bir ağacın gölgesinde toprağın üzerinde eğitim alan bir ders halkası bulabilirsiniz… Hasırlı, rahlesi, Mushafı olmasa da kesintisiz bir eğitim çabasını sürdürebiliyorlar...
Şuna tanık olduk, şehid alimlerin kanı üzerinden oluşan bilinç toplumsal duyarlılığı bugünde belirliyor... Emperyalizme karşı güçlü bir muhalefet ruhu oluşmuş durumda, Müslüman halk İslami şiar ve ibadetleri görünür kılma yoluna gidiyor… İslami kimlik ve kültürü yaşanır kılma konusunda kararlı görünüyorlar... Son yıllarda gayrimüslimlere yönelik davet çalışmaları yaygınlık kazanmış vaziyette...
Ancak şu fakirlik var ya, bellerini kırıyor... Hedeflerini yakalamada ciddi sıkıntılar yaşıyorlar…
Ah yoksulluk !?
Efendimiz ne buyurmuştu?
"Fakirlik neredeyse küfür olacaktı” (Tirmizi) hadisi şerifinin ne anlama geldiği ancak buralarda anlamak mümkün olabiliyor...
Sanıyorum, şimdi topyekun bir Afrika seferberliği başlatma zamanı... Sadece yardım için değil, aynı zamanda güzel yatırımlarda bulunmak için...
Siyah ile beyazın kardeşliğini tescillemek için... Bir asırlık parantezi kapatmak için... Kardeşlikte yaşanan fetreti bitirmek için...
Afrika'da şuna şahid oldum; Afrika aç ama açgözlü değil...