Bir gönül ehlinin şu sözü, Kur’an ile kurduğumuz ilişkinin seviyesini ne güzel özetler:

“Kur’an’a gözünle bakarsan yazıyı görürsün. Aklınla bakarsan ilmi görürsün. Kalbinle bakarsan aşkı görürsün. Tüm ruhunla bakarsan Rabbini görürsün.”

Aslında her insan Kur’an’a bakar; fakat herkes aynı şeyi görmez. Kimisi sadece harfleri görür, kimisi hükümleri, kimisi hikmetleri, kimisi de Rabbinin kendisine seslenişini...

Kur’an’a yalnızca gözleriyle bakanlar, sayfalardaki yazıları görürler. Harfleri okurlar, satırları takip ederler. Fakat Kur’an bunun çok ötesindedir. O, sadece okunmak için değil; anlaşılmak, yaşanmak ve insanı dönüştürmek için indirilmiştir.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Bu, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (Sâd, 29)

Kur’an’a aklıyla bakan ise ilmi görür. Çünkü Kur’an, insanı düşünmeye çağırır. Yeryüzüne, gökyüzüne, zamana, ölüme ve dirilişe dikkat çeker. Yüzlerce ayette “akletmez misiniz?”, “düşünmez misiniz?” diye sorar.

Nitekim Rabbimiz:

“Onlar Kur’an’ı gereği gibi düşünmüyorlar mı?” (Nisâ, 82) buyurmaktadır.

Ne var ki Kur’an sadece akılları aydınlatmak için inmemiştir. O aynı zamanda kalpleri diriltmek için gönderilmiştir. İşte bu noktada sözün ikinci kısmı karşımıza çıkar:

“Aklınla bakarsan ilmi görürsün. Kalbinle bakarsan aşkı görürsün.”

Kur’an’a kalbiyle bakan insan artık ayetleri yalnızca okumaz; hisseder. Rahmet ayetlerinde Rabbinin merhametini, mağfiret ayetlerinde affedilmenin huzurunu, cennet ayetlerinde sonsuz umudu bulur.

Bu yüzden sahabe Kur’an dinlerken ağlar, titrer ve değişirdi. Çünkü onlar Kur’an’ı kulaklarıyla değil, kalpleriyle dinliyorlardı.

Allah Teâlâ onların halini şöyle anlatır:

“Müminler ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, ayetleri okunduğu zaman imanları artar.” (Enfâl, 2)

Resûlullah (s.a.v.) da şöyle buyurmuştur:

“Kur’an okuyunuz. Çünkü o, kıyamet günü okuyucularına şefaatçi olarak gelecektir.” (Müslim)

Ancak Kur’an yolculuğu burada da bitmez. Çünkü Kur’an’ın nihai hedefi insana bilgi vermek değil, onu Rabbine ulaştırmaktır.

İşte bu yüzden o hikmetli söz şu zirveye ulaşır:

“Tüm ruhunla bakarsan Rabbini görürsün.”

Elbette Allah bu dünyada gözlerle görülmez. Fakat Kur’an’a bütün benliğiyle yönelen insan, her ayette Rabbinin kudretini, hikmetini, rahmetini ve azametini müşahede eder.

Yağmur yağdığında O’nun rahmetini görür.

Gece çöktüğünde O’nun kudretini görür.

Ölüm geldiğinde O’nun hükmünü görür.

Hayatın her anında O’nun nimetlerini görür.

Kur’an artık onun için bir kitap değil, Rabbinin kendisine gönderdiği bir mektup olur.

Ne yazık ki bugün ümmetin büyük bir kısmı Kur’an’a gözleriyle bakıyor; fakat aklıyla düşünmüyor. Aklıyla düşünüyor; fakat kalbiyle hissetmiyor. Kalbiyle hissediyor; fakat bütün ruhuyla teslim olmuyor.

Oysa gerçek hidayet, Kur’an’a sadece bakmakta değil, Kur’an’ın gösterdiği istikamette yürümektedir.

Belki de bugün hepimizin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:

Ben Kur’an’a nasıl bakıyorum?

Sadece gözümle mi?

Yoksa aklımla, kalbimle ve bütün ruhumla mı?

Çünkü Kur’an’a gözünle bakarsan yazıyı görürsün.

Aklınla bakarsan ilmi görürsün.

Kalbinle bakarsan aşkı görürsün.

Ve bütün ruhunla bakarsan, seni yoktan var eden Rabbinin hidayetini, rahmetini ve sonsuz kudretini görürsün.