Eski Türkiye’yi çok iyi bilen bir gazeteciyim.

Savunma alanında bugün geldiğimiz seviyeyi bir zamanlar hayal bile edemezdik.

Demode tanklarımızı tamir işini bile soykırımcı İsrail’e vermiştik.

Terörle mücadelede el oğlundan aldığımız silahları kullanamıyorduk.

O silahları şartlı veriyorlardı, o şartlardan biri de PKK Terör Örgütü’ne karşı kullanmamaktı.

Kıbrıs Barış Harekatı’nı yaptık, Türkleri soykırımcılardan kurtardık diye karşı karşıya bırakıldığımız ambargoların altında ezildiğimizi hatırlarım.

Rahmetli Babam kansere yakalandığında, Okmeydanı SKK Hastanesi’nde neler çektiğimizi anlatamam.

Resmen çöplüktü oralar, hasta giden iyice hasta olurdu.

Yollar rezaletti, trafik canavarı olarak şoförlerimiz işaret edilirdi ama tek gidiş geliş yollarda kaza yapmamak çok zordu.

Bugünün hızlı trenleri hayalleri süslerdi o zamanlar.

Türkiye, dışarıda pek bilinen bir ülke değildi.

Dış politikada yüzde yüz bağımlıydık.

Zamanın Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Masum Türker’in ABD’liler tarafından duvara dayanmak suretiyle arandığını…

Her tarafının karıştırıldığını, çoraplarının bile çıkarttırıldığını unutmak ne mümkün…

O günlerden bugünlere çok şeyler değişti, birçok alanda olumlu işler yapıldı ama…

İnsanımız jakoben CHP zihniyetinin tahakkümünden büyük ölçüde kurtarıldı ama…

Bazı “kolay” işler bir türlü halledilemedi.

Mesela…

Katsayı haksızlığı ortadan kaldırıldı ama ne imam hatipler ne de meslek okulları değer kazandı.

Bizler 8 yıllık kesintisiz mecburi eğitime itiraz ederken, bu dönemde mecburi eğitim kesintili 12 yıla çıkartıldı.

Aşırı üniversiteleştirmenin de etkisiyle “diplomalı mesleksizlerin” sayısı, Avrupa’nın orta büyüklükteki ülkelerinin nüfuslarını solladı.

Okulda huzur, piyasada usta iyice azaldı.

“Kadın beyanı esastır!” yaklaşımı yüzünden birçok mağduriyetler oluştu.

Bir süresiz nafaka işi bile çözüme kavuşturulamadı, şimdi şimdi biraz ümitlendik işte.

Fırsatçılıkla mücadele, başıboş köpek sorunu ile mücadele…

Buralarda da patinaj yapıyoruz.

Değer erozyonu hızlanarak devam ediyor.

Aileler çöküyor, insanımız evlenmeyi geciktirdikçe geciktiriyor ve nüfusumuz Sayın Cumhurbaşkanı’na “Var oluşsal tehdit” dedirtecek kadar hızlı yaşlanıyor.

İnsanımız çocuk yapmak istemiyor ya da ikiden fazla çocuk yaptığı takdirde altından kalkamamaktan korkuyor.

Bunlar sıkıntılı alanlar.

Beka meselesi.

Bizler, bu durumun sebepleri üzerinde düşünürken Mütefekkir Vedat Kat maddeler halinde sıralamış…

Bütün bu olumsuzluklar neden yaşanıyor?

Bunun sosyolojik, psikolojik , siyasi ve ahlâki açıdan sebepleri neler olabilir?

1- Eleştiri ve özeleştiri kültürünün olmayışı,

2- Yanlışlara, hatalara karşı bir uyarı yapıldığında, birilerin hemen eleştiri ve uyarı yapanları kötü niyetli olmakla suçlaması, "büyüklerimizin bir bildiği var" denilip hep yanlışların üstünün örtülmesi,

3- Yöneticilerin eleştirilemez varlıklar olarak kodlanması,

4- Bazı yöneticilerin var olan sorunları üst yönetime bildirmemesi, azarlanacağı, ceza alacağı korkusuyla eksikleri, sorunları gizlemesi,

5- Bazı politikacı ve bürokratların lüks ve israfa dalması, yakınlarını kayırması, uzmanlık, ehliyet ve liyakat yerine torpilin işlemesi, kayırmacılığın devam etmesi, şeffaflığın olmaması,

6- Bazı adalet mensuplarında empati bilincinin azalması,

7- Haklı ve erdemli olanın değil, parası olanın sözünün geçmesi ve parası olana itibar edilmesi,

8- Ahlaki değerler eğitiminin eğitim sisteminde özümsenememesi,

9- Ekonomi ve ticari alanda tefecilik, stokçuluk, tekelcilik, fırsatçılık yapan, hile yapan, fahiş zamlar yapan, vergi kaçıranların yeterince cezalandırılmaması,

10- Çevreye duyarlı bir ekonomik kalkınma ve üretim anlayışı yerine borca dayalı, faiz (riba) içeren, küresel sermayeye hizmet eden ekonomik anlayışın öne çıkması,

11- İnşaat müteahhitlerine çok aşırı değer verilmesi, diğer profesyonel mesleklerin geri planda kalması,

12- Tarımsal giderleri azaltacak stratejilerin geliştirilememesi…

Akaryakıt, elektrik, su, tohum ve gübre giderlerinin çiftçiye, köylüye aşırı yük bindirmesi,

13- Aşırı enerji bağımlılığı… (Fransanın bile 59 adet nükleer santrali var.) Bu alanlarda çok geri kalınması,

14- Küresel ilaç ve aşı şirketlerine bağımlılığı azaltacak bir medikal merkezin kurulamaması.

(Dünyanın en büyük, en gelişmiş bir MEDİKAL ARAŞYIRMALAR MERKEZİ’ni kurmak neden aklımıza gelmiyor?)

15- Fen ve tüm mühendislik bilimlerine yeterince yatırım yapılmaması

16- Stratejik önemi yüksek ürünler üreten büyük şirketler iflasına adeta göz yumulması,

(Bu şirketler yabancıların eline geçince çok mu iyi olacak?)

17- Halkın sorunları, eksikleri, şikâyetleri iletecek iletişim ve çözüm masalarının aktif çalışmaması, beyaz masa uygulamasının yeterince işlevsel çalışamaması

18- Bürokratların, müdürlerin, amirlerin, başkanların ve bazı milletvekillerinin sahayı yeterince gezmemesi, sahada olan bitenden, sorunlardan haberdar olmaması da ciddi bir sıkıntı.

***

Ooof off!

Dert bir değil ki elvan elvan!

Siz de ekleyin başka sebepleri…

Teşhis-tedavi!