"Eğer Allah size yardım ederse artık sizi yenecek hiçbir kimse yoktur; eğer sizi yardımsız bırakırsa O'ndan sonra size kim yardım edebilir? Müminler yalnız Allah'a tevekkül etsinler." (Âl-i İmrân, 3/160)

İnsanlık tarihi güçlü orduların, büyük imparatorlukların ve zengin devletlerin yıkılış hikâyeleriyle doludur. Nice kaleler fethedildi, nice tahtlar devrildi. Çünkü gerçek güç ne ordudadır ne servettedir ne de sayısal üstünlüktedir. Gerçek güç, Allah'ın yardımındadır.

Müminin en büyük sermayesi Allah'a olan imanıdır. Çünkü Allah'ın yardım ettiği bir topluluğu hiçbir kuvvet mağlup edemez. Ancak Allah'ın yardımı çekildiğinde en güçlü görünenler bile en zayıf hâle gelir. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.

Yüce Allah şöyle buyurur: "Allah size yardım ederse sizi yenecek yoktur." (Âl-i İmrân, 3/160)

Bir başka ayette ise şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar." (Muhammed, 47/7)

Demek ki ilahî yardımın bir bedeli vardır. Allah'ın dinine sahip çıkmak, adaleti yaşamak, haramlardan kaçınmak ve hakkın yanında durmak...

Bugün Müslümanların en büyük problemi sayı azlığı değildir; Allah'ın yardımını celbedecek hayatı kaybetmeleridir. Kalpler dünyaya bağlandığında, ibadetler ihmal edildiğinde, kul hakkı önemsenmediğinde ve Kur'an raflarda bırakıldığında ilahî yardım da gecikir.

Bedir Savaşı bunun en büyük delilidir. Sayıca az, teçhizat bakımından zayıf olan müminler Allah'a tam teslimiyet gösterdiler. Sonuçta zafer onların oldu. Çünkü Allah şöyle buyurmuştu:

"Andolsun ki Allah size Bedir'de güçsüz olduğunuz hâlde yardım etti." (Âl-i İmrân, 3/123)

Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur: "Allah'a güvenip dayansaydınız, O sizi kuşları rızıklandırdığı gibi rızıklandırırdı. Kuşlar sabah aç çıkar, akşam tok dönerler." (Tirmizî)

Tevekkül, çalışmayı bırakmak değildir. Sebeplere sarıldıktan sonra sonucu Allah'a teslim etmektir. Kuş yuvasında beklemiyor; uçuyor, arıyor, gayret ediyor. Ardından rızkını Allah veriyor.

Peygamber Efendimiz ﷺ bir başka hadisinde şöyle buyurur: "Şunu bilin ki bütün insanlar sana fayda vermek için toplansalar, Allah'ın senin için yazdığından başkasını veremezler. Sana zarar vermek için toplansalar da Allah'ın senin hakkında yazdığından başkasını yapamazlar." (Tirmizî)

Öyleyse korkularımızı insanlar değil, Rabbimiz belirlemelidir. Ümit kapımız makamlar değil, Allah'ın rahmeti olmalıdır.

Bugün ekonomik sıkıntılar, savaşlar, zulümler ve ahlâkî çöküşler içinde bocalayan İslâm dünyasının yeniden ayağa kalkmasının yolu sadece maddî kalkınmadan geçmiyor. Asıl ihtiyaç, Allah'ın yardımını hak edecek bir iman, samimiyet ve ahlâk inşa etmektir.

Kur'an'ın emrine kulak verelim: "Kim Allah'a tevekkül ederse O, ona yeter." (Talâk, 65/3)

Hayatımızın merkezine Allah'ı koyduğumuz gün korkularımız küçülecek, ümitlerimiz büyüyecek ve zaferin yalnız O'ndan geldiğini yeniden anlayacağız.

Unutmayalım: Zafer silahın değil, sayının değil, teknolojinin değil; Allah'ın yardımını hak edenlerin olacaktır. Çünkü göklerin ve yerin orduları yalnızca Allah'ındır. Müminin sarsılmaz dayanağı da işte bu hakikattir.

Rabbimiz bizleri kendisine hakkıyla tevekkül eden, dinine yardım eden ve yardımına mazhar olan kullarından eylesin. Âmin.