Son zamanlarda sosyal medyada dikkat çeken bir tablo var. Sanki görünmez bir el aynı düğmeye basmış gibi, Risale-i Nur Külliyatı'na yönelik peş peşe ithamlar dolaşıma sokuluyor. Kimi zaman bu saldırılar, FETÖ üzerinden kurulmaya çalışılan bir irtibatla meşrulaştırılmak isteniyor; hatta öyle bir hava oluşturuluyor ki, güya terör örgütüyle mücadele etmek için Risale-i Nur'a ve Nur Talebelerine de cephe almak gerekiyormuş gibi bir algı oluşturuluyor.
Hâlbuki adaletin en temel prensiplerinden biri şudur: Bir şahsın fiiliyle bir fikri, bir grubun suistimaliyle bir eseri mahkûm edemezsiniz. Bir eserin değeri, onu istismar edenlerin niyetleriyle değil; kendi muhtevasıyla ölçülür.
Tarih bunun sayısız misaliyle doludur. İnsanlık elektriği kullanırken onu keşfedenin dinini, ırkını veya milliyetini sorgulamaz. Bir ilacın Allah'ın izniyle şifaya vesile olduğunu gördüğünde, onu geliştiren bilim insanının dünya görüşüne bakarak o ilacı reddetmez. Çünkü nimet nerede bulunursa bulunsun hakikatte onu ihsan eden Allah'tır; insan ise ancak o nimete vesile olabilir.
Öyleyse ilim ve fikir eserlerine de aynı insafla yaklaşmak gerekir.
Bir eser hakkında hüküm vermeden önce yapılması gereken ilk şey onu okumaktır. Hele ki yaklaşık bir asırdır milyonlarca insan tarafından okunan, onlarca dile çevrilen ve dünyanın farklı kıtalarında insanların imanına, ahlâkına ve düşünce dünyasına katkı sunan bir külliyat söz konusuysa...
Risale-i Nur'u baştan sona önyargısız bir nazarla okuyan herkes görecektir ki bu eserlerin merkezinde Kur'ân vardır. Sayfalarında Hz. Muhammed'in (aleyhissalâtü vesselâm) risaleti, Kur'ân'ın i'câzı, iman hakikatleri, haşir, kader, ibadet, ihlâs, ahlâk ve marifetullah anlatılır. Şüpheleri izale eden, aklı ikna ederken kalbi de tatmin eden bir irşat metodu takip edilir.
Risale-i Nur, yalnız Müslümanlara değil; anlam arayan bütün insanlığa hitap eden iman reçeteleri sunmaktadır. Bugün dünyanın farklı ülkelerinde, farklı kültürlerden insanların bu eserleri okuyup istifade etmeleri de bunun en açık delillerinden biridir.
FETÖ'nün İslâm'a ve Müslümanlara verdiği büyük zarar inkâr edilemez. Dinî kavramları, güven duygusunu ve mukaddes değerleri istismar ederek ümmete ağır yaralar açmıştır. Ancak bir yapının bir eserden faydalanmış görünmesi, o eseri suçlu hâle getirmez. Aksi hâlde kötü niyetli insanların istismar ettiği her hakikati mahkûm etmek gibi akıl ve adaletle bağdaşmayan bir sonuca varılır.
Bediüzzaman Said Nursî'nin şu tespiti meseleye ışık tutmaktadır: "insan bilmediği ve yetişmediği şeye düşmandır."
Öyleyse hüküm vermeden önce okumak, anlamaya çalışmak ve insafla değerlendirmek gerekir. Zira önyargı, çoğu zaman bilginin değil; bilgisizliğin ürünüdür.
Bugün Risale-i Nur hakkında ağır ithamlarda bulunanlara samimiyetle şu daveti yapmak isterim: Bir defa olsun önyargılarınızı bir kenara bırakın ve bu eserleri başından sonuna kadar okuyun. Göreceksiniz ki karşınıza kin, nefret ve ayrışma değil; iman, ahlâk, merhamet, adalet, ihlâs ve Kur'ân hakikatleri çıkacaktır.
Risale-i Nur'un yetiştirmek istediği insan; imanlı, ahlâklı, adaletli, merhametli ve müsbet hareket eden insandır. Üstad Bediüzzaman'ın, "Biz muhabbet fedaileriyiz; husumete vaktimiz yoktur." sözü, bu hizmet anlayışının en veciz ifadesidir.
İşte bunun içindir ki bize hakaret edilse de hakaretle mukabele edemiyoruz. Bel altı vurulsa da aynı seviyeye inemiyoruz. Çünkü Risale-i Nur bize öfkeyi değil sükûneti, husumeti değil muhabbeti, intikamı değil adaleti, kırmayı değil tamir etmeyi öğretiyor.
Kalem, iftiranın değil hakikatin tercümanı olmalıdır.
Kalem, ayrıştırmanın değil adaletin sesi olmalıdır.
Kalem, nefretin değil merhametin dili olmalıdır.
Bugün sosyal medya, maalesef birçok insanın öfkesini kusduğu bir meydana dönüşmüş durumda. Oysa yazılan her cümle, hem insanların vicdanına hem tarihe hem de Allah'ın huzuruna bırakılan bir emanettir.
Kalem Sûresi'nin başındaki ilâhî yemin boşuna değildir:
"Kaleme ve yazdıklarına yemin olsun."
Demek ki kalem, sıradan bir araç değil; büyük bir mesuliyettir.
Geliniz, kalemimizi hakikatin hizmetine verelim. Bir eser hakkında hüküm vermeden önce onu okuyalım. İnsanları önyargıyla değil, delille değerlendirelim. Çünkü adalet ancak insafla ayakta kalır; insaf ise hakikati tanımaya gönüllü olmakla başlar.
Dünya fanidir. Geriye ise yazdıklarımız ve onların gönüllerde bıraktığı izler kalacaktır. Ne mutlu kalemiyle imanlara kuvvet, ahlâka güzellik, insanlığa umut ve hakikate hizmet edebilenlere...