İstiklal Marşı şairimiz M. Âkif Ersoy’un "muhibbi-i azîzan" (aziz dostlarım) dediği isimler arasında Abdürreşid İbrahim, Ömer Ferid Kam, Babanzâde Ahmed Naim, Said Halim Paşa, Tahir Olgun, Hasan Basri Çantay, Mahir İz, Eşref Edib Fergan, Fatin Gökmen, Süleyman Nazif, Mithat Cemal Kuntay, Kuşçubaşı Eşref, Yozgatlı İhsan Efendi ve Bosnalı Ali Şevki Hoca (Köse İmam) gibi pek çok önemli isim yer almaktadır.
M. Âkif’in bu kadim dostlarının yanı sıra, hayatında farklı izler bırakmış arkadaşları da vardır. Örneğin, Neyzen Tevfik’i içki alışkanlığından kurtarma çabası hatıralarda geniş yer tutar. İlk Maarif Vekilimiz Hamdullah Suphi Tanrıöver ise onu İstiklal Marşı’nı yazmaya ikna eden samimi bir dostudur; hatta marşı meclis kürsüsünde ilk okuyan kişi de odur. Âkif’in şiirinde idealize ettiği ve adına müstakil bir eser yazdığı "Asım" karakteri, dostu Bosnalı Ali Şevki Hoca’nın oğludur. Âkif, "Köse İmam" olarak bilinen bu dostu için de Safahat’ta aynı adla bir şiir kaleme almıştır.
Âkif’in geniş dost çevresinde belki de en çok dikkatten kaçan ve unutulan isimlerden biri, Namık Kemal’in oğlu Ali Ekrem Bolayır’dır. Oysa Mehmet Âkif, Safahat’taki "Kocakarı ile Ömer" şiirini "Üstad-ı necibim Ali Ekrem Bey’e" diyerek ona ithaf etmiştir. Âkif ile Ali Ekrem Bey’in dostluğunu diğer dostlarından ayıran en temel özellik, aralarındaki edebi etkileşim ve eleştiri hukukudur. Âkif’in genel yayın yönetmenliğini yaptığı Sebilürreşad dergisinde Ali Ekrem Bolayır, 7 Ağustos - 25 Aralık 1913 tarihleri arasında "Sahâif-i Tenkîd: Mehmed Âkif" üst başlığıyla on adet yazı yayımlar. Bir şairin, kendi yönettiği dergide kendisini sanatsal açıdan eleştiren yazılara yer vermesi, günümüz edebiyat dünyasında eşine az rastlanır bir erdem ve özgüven örneğidir.
Peki, bu dostluk nasıl başladı? Âkif ile Ali Ekrem’in tanışmasına Üç İstanbul’un yazarı Mithat Cemal Kuntay vesile olur. Ali Ekrem’in "Vasiyet" ve "Elvâh-ı Tabiat" adlı şiirleri Servet-i Fünûn dergisinde yayımlandığında, Âkif bu şiirleri çok beğenir ve şairi tebrik etmek ister. Tanışmaya giderken yolda Mithat Cemal’e Ali Ekrem hakkında hep müspet cümleler kurar. Hatta bir defasında, kendi şiir serüvenini de açıklayan şu tarihi sözü söyler:
"Ali Ekrem olmasaydı, ben (şiirim) olmazdım. Çünkü o, nazma tasviri ve muhâvereyi (karşılıklı konuşmayı) soktu. Benim de yaptığım bundan ibaret."
Mithat Cemal ile Ali Ekrem Bey’in evine giden Âkif, orada koyu bir edebiyat sohbetinin ardından ayrılırken, kendisinden altı yaş büyük olan Ali Ekrem Bey’in elini öper. Âkif, "Kocakarı ile Ömer" şiirini ona ithaf ettiğinde Mithat Cemal sebebini sorar; Âkif’in cevabı nettir: "Ben Ali Ekrem’in tilmiziyim (öğrencisiyim)." Her ne kadar Mithat Cemal bu yakıştırmaya itiraz etse de Âkif bu tevazuunu her fırsatta tekrarlamıştır.
Bu dostluk ilerleyen yıllarda İstanbul Darülfünunu (İstanbul Üniversitesi) çatısı altında da devam eder. Akif, o dönemde İstanbul üniversitesinde edebiyat hocasıdır. Üniversitede Tevfik Fikret’in istifa etmesiyle boşalan "Tarih-i Edebiyat" müderrisliğine Ali Ekrem’i bizzat Âkif önerir. Göreve başlayan Ali Ekrem Bolayır da hatıratında, Âkif’in "Hasta" şiirini öğrencilerine durup dinlenerek, etkileyici bir şekilde okuttuğunu zikreder.
Özetle; Âkif’in dost halkasında Ali Ekrem Bey’in müstesna bir yeri vardır. Âkif’in şiirindeki realist çizgi, tasvir gücü ve canlı konuşma dili, büyük oranda Ali Ekrem’in tesiriyle şekillenmiştir. Bu ilişki, sadece iki şairin dostluğunu değil, aynı zamanda Türk edebiyatında eleştiri ve nezaketin nasıl birleşebileceğini gösteren muazzam bir örnektir.