İlk mezunlarını veren “12 yıl zorunlu eğitim” modeli, diplomalı insan sayımızı artırmış, ancak birçok açıdan “sorunlu eğitim” haline gelmiştir.
Okula devam etmek istemeyen veya istidadı olmayan ya da başka alanlara yeteneği olan insanların 12 yıllık mecburi eğitime tabi tutulmaları, eğitim sistemimizi rayından çıkarttığı gibi gençlerimizi de yoldan çıkartmanın aracı olmuştur.
Lise eğitimi zorunlu hale getirildikten sonra iş çığırından çıkmış, okumak istemeyen birçok genç, dört yıl okullarda tutulmuş, okullarda disiplin ve düzen bozulmuş, öğretmenlerimizin sınıf hâkimiyeti kaybolmuştur.
Sınıfta hocaya saygı çok azaldığından, öğretmenler ders dinlemeyen, başına buyruk bir nesil ile uğraşmaktadır.
Hocaların hiçbir yaptırım gücü kalmamış, “en iyi öğretmen, öğrenciyi memnun eden, yani dümen suyuna giden öğretmen” olmuştur.
Gerçekten okumaya istidadı olanların da haklarına girilmiştir, girilmektedir.
Zorunlu eğitimin pedagojik açıdan da çocuklarımızın ruhsal ve bedensel gelişimlerine olumsuz etkileri olmuştur.
Lise çağındaki gence çocuk muamelesi yapıldığından maalesef o da kendisini çocuk görmekte ve çocuk gibi davranmaktadır.
Liseyi bitirme aşamasına gelen de, “ben üniversiteye gideceğim” modunda olduğu için üniversite sınavlarına hazırlanmaya başlamış; hazırlık süreci, üniversite derken anne baba çalışarak çocuğun eğitimi için en az 5-6 yıl daha uğraşmak, imkânları zorlamak durumunda kalmıştır.
Şu anda…
Zorunlu eğitimle, okumak isteyen veya istemeyen herkes 6 yaşından 18 yaşına kadar eğitim görüyor. 18 yaşından sonra hiç kimseye bir meslek öğretemezsiniz. Uzun yıllardır okullaşma ve işsizlik artıyor. Sanayici, çalıştıracak çırak, kalfa eleman bulamıyor. Bu açığı şimdilik Suriyeli, Afganlı ve diğer değişik ülkelerden gelenlerle kapatmaya çalışıyoruz. Zorunlu eğitim yerine, ortaokuldan sonra bir mesleğe yönelterek kabiliyetlerin ortaya konulduğu, mesleki bilgi ve birikimin hâkim olduğu, nitelikli iş gücünün yetiştirildiği bir eğitim sistemine geçiş yapılmalıdır.
Zorunlu ve genel eğitimin zararlarından biri de yetenek öldürme, yetenekli öğrencilerin ortaya çıkarılamaması şeklinde tezahür etmiştir. Öğrencileri, mutlaka yeteneklerine göre sınıflandırmak zorundayız. Bu yetenekleri de kendi içinde sınıflandırmalıyız. Herkes kendi kabiliyetiyle orantılı eğitim aldığında iş dünyasının ihtiyacı sağlıklı bir şekilde karşılanacaktır.
Erken yaşlarda iş gücüne katılım sağlanması ile genç dinamik nesil heba edilmemiş olacaktır.
Her çocuk kendi ilgi alanı ve yeteneği doğrultusunda yönlendirilmelidir.
“Hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz.”
Bütün öğrencilere aynı dersler okutulmamalıdır.
Zorunlu eğitim beraberinde yeni öğretmen ihtiyacı doğurmuş, bütçeye yük getirmiştir. Diğer taraftan her yerde rastgele açılan eğitim fakültelerinden çok iyi yetişmeyen, kendilerinin temel sorunlarını halledemeyen (bazı) öğretmenler, lise çağındaki delikanlılar karşısında sınıf hâkimiyetini sağlamakta yetersiz kalmışlardır. Ayrıca yeni bina, laboratuvar araç-gereç, fiziksel alan ve donanımlara ihtiyaç iyice artmış, bütçemize ek yük bindirmiştir.
Sınav ve diploma odaklı eğitimden üretim odaklı eğitime geçmek zorundayız. Diploma, eskiden her kapıyı açan altın anahtardı ama şimdi neredeyse hiçbir kapıyı açmıyor. Liseyi bitiren genç, çırak olmak istemiyor. Şu an iyi ustalar, üniversite mezunlarından daha çok kazanıyor. İşsizlik sıralamasının en tepesinde diplomalılar geliyor. (Mustafa Altınsoy /maarifinsesi.com)
Zorunlu eğitim; 5 yıl ilkokul, 3 yıl ortaokul şeklinde olmalıdır. Ortaokulda hazırlanacak kişisel karakter ve kapasite raporları ile çocuğun lise eğitimine devam edip etmeyeceği “puanlama ve gözlem değerlendirme” sonucunda ortaya konulmalıdır. Okuyamayacak çocuklar zorlanmamalıdır. Yeteneğine göre mesleki kurslara ya da meslek liselerine yönlendirilmelidir.