Bir “Yenilik Partisi” vardı, bir de “Yeni Parti” geldi.

Yenilik Partisi’nin genel başkanı meşhur eski diplomat Öztürk Yılmaz, “İsimler birbirine çok benziyor, partiler karıştırılır” diyerek Yargıtay’a itiraz başvurusunda bulundu.

Başvuruyu değerlendiren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti’ye “ismini değiştir” tebligatı gönderdi.

Yeni Parti’nin sözcüsü Zeynel Emre de “Böyle bir karışıklık olamaz. Biz ismimize devam ediyoruz!” dedi.

Amma saçma mevzular!

Yeni Parti sözde ana muhalefet!

Bu işlerden anlayan bir hukukçusu olsun yok mu, isim işinin başlarına dert açacağını öngöremediler mi?

Olan biten muhalefetin içler acısı halini gösteriyor.

Ana muhalefetten diğerlerine kadar hepsinde dağınıklık hali var.

Sokaktaki muhalefet seçmeninin partilerinden ümidi tamamen kesilmiş durumda.

İktidara kızıyorlar, değişmesini istiyorlar ama kendi adamlarının bırakın ülke yönetmeyi, partilerini yönetmekten bile aciz durumda olduklarını düşünüyorlar.

Hani benim sosyal medyada kurduğum ve büyük ses getiren Tabela Partisi var ya...

İçimden bir ses “Resmileştir şu partiyi, salla siyaseti!” diyor.

Ne var ki bunlar büyük paralara bakan işler.

O paraları bir araya getirmeye çalıştığınızda “bağımlı” hale gelirsiniz.

Mevcutlardan bir farkınız kalmaz.

İçinde bulunduğumuz tablo, sağlıklı bir muhalefet partisini getirmeyecek gibi.

Bu iktidar partisi için “güzel bir durum”muş gibi görülebilir…

“Böyle muhalefet oldukça genel seçim kaybetmeyiz!” özgüvenine yol açabilir.

“Biz gündemi belirlenen değil, gündem belirleyen bir iktidarız!” söylemi iktidar seçmeninin hoşuna gidebilir.

Vatandaşların büyük bölümünün siyasetten kopması; sokaktaki muhalefet seçmeninin sandığa gitmemesi, gitse bile geçersiz oy kullanması bence büyük bir tehdittir.

Geçenlerde Kızılay taraflarında bir grup genç bizi tanıdı, çaya davet etti.

Oturduk.

Konuştuk.

İktidara kesinlikle karşı olan gençlere “Peki muhalefet partileri ya da liderleri içinde beğendiğiniz var mı?” diye sordum.

Hep birlikte “Tek bir parti ve tek bir kişi bile yok!” dediler.

“Yani” diye araya girdim;

“Bu ülkeyi hiçbirinin yönetemeyeceğini düşünüyorsunuz. İtiraz ettiğiniz noktalarda daha da kötüye gideceğimizi düşünüyorsunuz?” diye sordum.

İçlerinden biri “Daha da kötüye gideceğini düşünmüyoruz. Bir şeyin değişmeyeceğini düşünüyoruz, çünkü hepsi aynı sistemin birer parçası!” diye cevap verdi.

Diğerleri bu arkadaşı onayladı.

*

Bu çok tuhaf bir durum.

Mevcuda itirazları var.

İtiraz sebeplerini sıraladıklarında kimilerine hak veriyoruz, kimilerinin ise tamamen sosyal medyanın dolduruşundan, yalanlarından kaynaklandığını görüyoruz.

Sokakta böyle bir hava var.

Gençler, “Bu ortamda nasıl yuva kuracağım da geçindireceğim” derdinde.

İktidara çok yakın bir medya organındaki muhabir arkadaş ile sohbet ederken, “Abi, yaşım 30. Evlenmek istiyorum ama evlenebilmek için ilk etapta en az 1 milyon liraya ihtiyacım var. Geçinebilmek için de — 30 bin liranın kiraya gittiğini, bir yıl sonra çocuk sahibi olduğumuzu düşünürsek — en az 100 bin liraya ihtiyaç var. Ben bunun yarısını alabiliyorum.” dedi.

Bizim medyada, kapağı kamuya atamamışsan işin epeyce zor.

Güvenip evlenirsin, kapının önüne koyuverirler icabında!

Sıkıntılı durumlar.

Bir akrabam da emekli.

3 evlâdı, 7 torunu var.

Bana “İkide bir doğum günü geliyor. Bu devirde eline 200 liradan aşağı para veremezsin. Aldığımız zaten ne kadar?” dedi.

Asgari ücretin üçte ikisi kadar geliri olan bir dede için bunlar da dert oluyor.

Okul başladı, torunlara harçlık vermesi gerek.

O da sıkıntı.

*

Memleketin pek çok sıkıntısı var.

Mesela, köyler boşalıyor.

Bizim Kastamonu’da ekili alanlar çok azaldı.

Tarlaların çoğunu ağaç bastı, ormana gitti.

Kalan arazilerin büyük bölümü de boş duruyor, sahipleri ormana gitmesin diye toprağı sürüyor ama üretim yok.

Kimle üretim yapacaksın, köyde üçer beşer hayvanı olan birkaç hanede hep yaşlılar var.

Onlar da ya önümüzdeki ya da bir sonraki sene indirirler şalteri.

Sonra ne olacak?

Köye genç çekemezsin, gelmez.

Yeni nesil ne tarımdan anlıyor ne de o ağır işlerin altına girmek istiyor.

Kamu Personeli Seçme Sınavı’na girenlerin sayısı her geçen yıl artıyor.

“Devlete kapak atmak” birçokları için tek çıkış yolu.

Devlet büyük talebe karşılık veremeyeceğine, her iş arayanı bünyesine alamayacağına göre kriz gittikçe büyüyecek demektir.

Özel sektör cazip olsaydı, kamu personeli olma arzusu bu kadar yüksek olmazdı.

Bir memleketin özel sektörü “ümit” olmaktan gittikçe uzaklaşıyorsa, kriz gittikçe büyüyecek demektir.

İktidar önde gelenleri “Doğurganlık hızını mutlaka arttırmamız lazım. Böyle giderse işler fena” demekte yerden göğe kadar haklı ama bu haklılıkları sorunu çözmüyor.

Evini geçindirecek iş bulmakta zorluk çeken genç, evlilik yapmaya sıcak bakmıyor haliyle.

Sıkıntının pratik çözümü olarak “Karı koca çalışsın o zaman!” yönlendirmesi çıkıyor ortaya.

Peki, çocuklar ne olsun?

“Onları da kreşe verirsiniz!”

*

Bunlarla ciddi olarak ilgilenen bir muhalefet partimizin olmaması ne büyük eksiklik!

İş başa düşüyor galiba:

Şu Tabela Partisi’ni ciddi ciddi kursak mı ne!

İktidar olamazsak bile iktidarı teşvik edebiliriz belki.