“Geride bırakılanlar, Allah'ın Resulü'ne muhalefet ederek geride kalmalarına sevindiler. Mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad etmekten hoşlanmadılar ve ‘Bu sıcakta savaşa çıkmayın.’ dediler. De ki: ‘Cehennem ateşi daha sıcaktır.’ Keşke anlayabilselerdi.” (Tevbe, 81)

Medine dönemi... Tebük Seferi için seferberlik ilan edilmiş... Medine'nin kıtlık, kuraklık ve en kavurucu yaz sıcaklığı... Zorlu bir sefer, güçlü bir düşman... Çetin bir sınav…

İmanı kavi olanlar cihada odaklanmış... Nifak marazı ile malul olanlar, imanı zayıf, dünyaya meyli fazla olanlar ve de korkaklar savaşa çıkmamak için bahane üretme peşindeler…

Dahası insanları seferden soğutmak için alttan alta telkinde bulunuyorlar:

“Bu sıcakta savaşa çıkmayın!” anlayışını Kur'an ahiret üzerinden sorguluyor... Rehavete yenik düşenleri, atalete kurban gidenleri uyarıyor...

İslami mücadelenin, kulluk sorumluluğunun mevsimlerle sınırlanamayacağına dikkat çekiyor...

Kur'an sebat ve samimiyet çağrısı yapıyor... Sıcakları bahane edip sorumluluktan sıyrılmak isteyenleri ifşa ediyor...

Açıkça ifade etmek gerekirse; İslam “Mevsimlik Müslümanlığa” onay vermiyor… Kulluğu takvime, mevsime göre değil; takvaya göre tanzim ediyor... Piyasaya göre değil, rabbani prensiplere göre düzenliyor...

Anlıyoruz ki dört mevsim, her iklim, yedi kıta üzerine güneş doğan her zaman ve her yerde, 7/24 kesintisiz bir kulluk yükümlülüğümüz var...

Her şey Rabbimizin emrine, iznine ve iradesine tabi... Bizden istenen ilkeli ve ihlaslı bir kulluk... Tutarlı, kararlı ve süreklilik arz eden bir duruş...

Kulluğun kendine özgü değişmez kuralları vardır… Kimse onunla oynayamaz, kendine göre yontamaz, parçalama ya da yamalama yoluna gidemez... Çünkü söz konusu olan İslam'dır… Sahibi Allah azze ve celledir...

İslam hayatın tamamını kuşatan bir hayat nizamıdır... Onu daraltma, azaltma ya da abartma hakkımız yoktur...

İslami yaşamı özel gün ve gecelere, kutsal zaman ve ortamlara indirgeme anlayışı sakat ve saçmadır… Sınırlı bir Müslümanlık algısı sorunludur… Parçalı değil bütüncül bir İslami hayat...

Dindarlığımızın referansı; çevre, toplum, gelenek, piyasa, aile, devlet olamaz... Nihai söz nasslardadır… Kur'an ve Sünnet'in güvencesindedir...

Dolayısıyla İslam’ın kurallarını, zamanın koşullarına kurban edemeyiz... Yaşamın tüm süreçlerinde, konjonktür ve konseptlerin devran ve dönemlerinde Allah'a ahdimiz var...

Bu bağlamda şu yaz mevsiminde, tatil kültürünün rüzgârına kapılıp kulluğu askıya alamayız... Sakın yaz tatili vaktimizin katili olmasın... Yaz ayları yozlaşma değil, kulluğa yoğunlaşma vesilesi neden olmasın?

İslami aktivite, aksiyon, yeni atılım ve açılım hedeflerimizi sakın ertelemeyelim... Taviz, tatil, tehir, tembellik bize yakışmıyor...

Doğumdan ölüme... İlk günden son güne yaşam boyu kulluk... Dönemsel değil, kullukta devamlılık...

Biz dört mevsimin insanıyız... İslam bir giysi değil ki mevsime göre değiştirilsin... İslam bir kimliktir, bir duruştur, bir varoluş biçimidir...

“Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (Hicr, 99)

Hemde istikamet üzere, istikrar ve ihlas ile... Kalıcı bir şuur ile...

Tüm zamanların Rabbine kesin sözleşmemiz var:

“… Hayatım ve ölümüm kuşkusuz âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (Enam, 162)

Bunu kısıtlama, kırpma, kesme hakkımız yok... Hayatın her safha ve sahasında... Her an ve alanında... Her hal ve ahvalinde biz O'na aidiz…

Bu dava gençlik günlerinin hobisi olmadığı gibi, yaşlılık günlerinin tesellisi, boş zamanların mesaisi de değildir...

İktidarların rengine, dönemlerin rüzgârına, çoğunlukların yönelimlerine göre pozisyon almayız... Tavır takınamayız... İdeallerimizden vazgeçemeyiz...

Hayatın merkezinde ve hayatın düzenleyicisi olan İslam'ı bağlamından koparıp dar alan ve zamanlara hapsetmek İslam'ın özü ile oynamaktır...

Kifayetsiz, keyfiyetsiz, kalitesiz kulluklar beğenimize sunuluyor... Zor zamanlarda kalıcı kulluklarda karar kılmak zorundayız...

Bedeli ağır olsa bile...