(Venezuela’dan Gelen Uyarı: Yeni Darbe Modeli Altyapıyı Hedefliyor)

Venezuela’da Trump döneminde yürütülen Maduro operasyonu, klasik müdahale biçimlerinden farklı bir yöntemle gerçekleştirilmişti. Trump’ın “bir anda şehri kararttık” ifadesi, bu farkın tek cümlelik özetidir. Çünkü bugün devletleri çökerten araç tanklar değil; enerji, iletişim ve veri altyapılarıdır.

Operasyonun merkezinde SCADA sistemleri vardı. Yani şehirlerin elektrik, su, doğalgaz ve ulaşım hatlarını yöneten otomasyon sinir ağı. Uzun süredir “teknik altyapı” olarak görülen bu alan, küresel güç rekabetinin operatif ve siyasi alanına dönüştü.

Bu çerçevede sorulması gereken soru basittir:
Türkiye’de kritik altyapılar ne ölçüde milli ve güvenilir?

Elektrik, su, doğalgaz, havalimanları, limanlar, bankacılık veri merkezleri ve savunma yan sanayilerinde kullanılan siber güvenlik ve SCADA bileşenlerinin önemli kısmı hâlâ ABD ve İsrail menşeli şirketlerin ürünlerine dayanmaktadır. Bu tablo yalnızca teknoloji tercihiyle açıklanamaz; aynı zamanda stratejik bağımlılık üretmektedir.

Bu bağımlılığın şirket ayakları da dikkat çekicidir:

Ø Palo Alto Networks — İsrail Unit 8200 kökenli kadrolarıyla kritik ağlarda.

Ø CyberArk — Devlet sistemlerinde yetkili erişim noktalarının yöneticisi.

Ø Check Point — İsrail devlet–istihbarat–akademi üçgeni içinde.

Ø Cisco — Ağ altyapısının omurgasında. Wikileaks belgelerinde arka kapı tartışmalarının öznesi.

Ø Siemens & Schneider Electric — Enerji otomasyonu ve endüstriyel kontrolün ana aktörleri.

Burada önemli olan yalnızca “Kim Üretiyor?” sorusu değildir. Önemli olan, bu sistemlerin kimin ekosistemine ve hangi istihbarat havuzuna entegre olduğudur.

Venezuela örneğinde görüldüğü gibi müdahale sırası nettir:

  1. Elektrik kesilir,
  2. Haberleşme çöker,
  3. Devlet refleksi ağırlaşır,
  4. İç unsurlar devreye sokulur.

Bu yöntem yeni değildir. Türkiye 15 Temmuz gecesi aynı şablonun farklı bir varyantıyla karşılaştı. Plan başarısız oldu; fakat yöntemin arşivden silinmediği açıktır.

2024 yılı içinde Lübnan'da “çağrı cihazı” üzerinden yapılan saldırı, donanımın nasıl hibrit bir silaha dönüşebildiğini göstermesi bakımından da çarpıcıdır.

Siber Savunma / Siber Güvenlik teşkilatlarını kurup, övünmekle kalınamamalı; bu konuda ne kadar yetkin olduğumuz masaya yatırılmalı, artık apaçık görünen riskleri bertaraf edecek tedbirleri almalıyız.

17 ve 18 Eylül 2024 tarihlerinde, Hizbullah tarafından kullanılması planlanan binlerce çağrı cihazı ve yüzlerce telsiz, İsrail'in saldırısı sonucu Lübnan ve Suriye'de eş zamanlı olarak patladı. Aralarında en az 12 sivilin de bulunduğu 42 kişi hayatını kaybetti.

Artık bir sistemin tehlikeli olması için görünür silah olmasına gerek yoktur; yeter ki veri, erişim, komut ya da kesinti üretebilsin.

Türkiye Açısından Mesele Birkaç Başlıkta Toparlanabilir:

  1. Teknik bağımlılık = Stratejik zafiyet
  2. Yazılımın milliliği = Enerji ve veri egemenliği
  3. SCADA güvenliği = Devlet refleksinin devamlılığı

Bu nedenle tartışma asla yalnızca teknoloji tartışması değildir.
Bu, egemenlik ve beka tartışmasıdır.

Venezuela’nın yaşadıkları, Türkiye’ye açık ve geç kalınmamış bir uyarı niteliğindedir. Kritik altyapılarda milli yazılıma geçiş, yalnızca yerli teknoloji hedefi değil; Milli Güvenlik Stratejisidir.

Aksi takdirde bir gece karanlık çöktüğünde, “Nasıl oldu?” sorusunun hiçbir değeri kalmayacaktır. İran’ın 2025 yılında “12 gün Savaşları”nda düştüğü acıklı durumdan daha kötü bir acze düşülmemesi Devletimizin görevidir.