Türkiye’ye diz çöktürmek isteyen küresel akıl, yıllardır bu topraklarda yalnızca ekonomik operasyonlarla değil, “özenle yetiştirilmiş vitrin isimlerle” de sonuç almaya çalıştı.

Bir tarafta sermaye gücü… Diğer tarafta siyaset mühendisliği…

Ve dikkat edin: Bu iki hatta öne çıkan iki isim vardı: ve …

2013’te yaşanan Gezi Parkı Kalkışması sıradan bir çevre hassasiyeti değildi. Türkiye’nin yükselişini durdurmak isteyen iç ve dış odakların organize ettiği büyük bir psikolojik ve ekonomik kuşatma girişimiydi.

O süreçte büyük sermayenin bir bölümünün nasıl pozisyon aldığı bugün daha net görülüyor. Çevresindeki ilişkiler ağı, Batı merkezli ekonomik düzenle kurduğu bağlar ve iktidarla yaşadığı gerilimler uzun süre kamuoyunun gündemindeydi.

Mustafa Koç’un 2016 başında vefat etmesi ise, Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde hâlâ tartışılan kırılma noktalarından biri olarak görülüyor. Çünkü yalnızca altı ay sonra bu ülke, tarihinin en büyük ihanetlerinden biriyle karşı karşıya kaldı: 15 Temmuz CIA destekli Kanlı Fetö Darbe Girişimi…

O, 15 Temmuz 2016 gecesi millet meydanlara inerken, medya savaşları da en az sokaktaki çatışmalar kadar önemliydi. Cumhurbaşkanı’nın canlı bağlantıyla halka ulaşması, darbe planını bozan en kritik anlardan biri oldu.

Bugün geri dönüp bakıldığında şu soru daha yüksek sesle soruluyor: Eğer o medya düzeni farklı şekillenseydi, Türkiye aynı sonucu alabilir miydi?

Diğer tarafta ise uzun yıllardır parlatılan bir siyasi figür vardı: Ekrem İmamoğlu…

Siyasette “yeni yüz”, “umut”, “değişim” sloganlarıyla öne çıkarılan İmamoğlu’nun kısa sürede yalnızca bir belediye başkanı değil, ideolojik bir proje figürüne dönüştürülmesi dikkat çekiciydi.

Öyle ki bazı çevreler tarafından neredeyse “yeni kurtarıcı” gibi sunuldu. Medya desteği, uluslararası ilgi, PR çalışmaları ve oluşturulan algı operasyonları; sıradan bir belediyecilik hikâyesinin çok ötesine geçti.

Ancak milletin feraseti çoğu zaman masa başında kurulan senaryoları bozmuştur.

Türkiye son 20 yılda yalnızca ekonomik saldırılarla değil; Darbe girişimleriyle, Terör kuşatmalarıyla, Finans operasyonlarıyla, Sosyal medya manipülasyonlarıyla, Uluslararası baskılarla mücadele etti.

Buna rağmen, ayakta kalan bir Türkiye gerçeği var çok şükür...

Çünkü bu millet, tarih boyunca sadece siyasi liderlikle değil; İnançla, Dirençle ve kader bilinciyle yürüdü.

Bugün hâlâ bazıları Türkiye’nin neden teslim olmadığını anlayamıyor. Çünkü onlar yalnızca görünen güce bakıyor; Milletin ruhunu ise okuyamıyor.

Asıl soru şudur: Farkında mısınız, yoksa hâlâ uyuyor musunuz? Bütün yaşananlar tesadüf mü? Yoksa Türkiye üzerinde oynanan büyük oyunun parçaları mı?

Kararı millet verecek…