Bir toplumun geleceği, çocuklarına nasıl davrandığıyla; bir neslin akıbeti ise anne babasına nasıl muamele ettiğiyle belirlenir. Bugün “zorunluluk”, “kariyer”, “konfor” ve “çağın gereği” denilerek çocuklarını kreşe bırakan bir anlayış, yarın aynı çocukların anne ve babasını huzurevine bırakmasına şaşırmamalıdır. Çünkü değerler, sözle değil; yaşantıyla öğretilir.
Kur’an-ı Kerim bu gerçeği asırlar önce açıkça ortaya koymuştur:
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrîm, 6)
Bu ayet yalnızca çocuğun karnını doyurmayı değil; onun kalbini, ahlakını ve vicdanını da inşa etmeyi emreder. Çocuğu sevgiden, şefkatten ve anne-baba sıcaklığından mahrum bırakarak büyüten bir toplum, aslında kendi geleceğini yetim bırakmaktadır.
Anne ve babaya hürmet ise İslam’ın en temel ahlaki direklerinden biridir:
“Rabbin, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi ve anne-babaya iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri ya da her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara ‘öf’ bile deme.” (İsrâ, 23)
Bugün “zamanım yok” diyerek evladını başkasına emanet edenler, yarın “imkânım yok” denilerek bir huzurevinin kapısında bırakıldıklarında hangi ayeti hatırlayacaklar?
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu bağı koparmanın neye mal olacağını açıkça haber vermiştir:
“Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” (Buhârî, Edeb, 18)
Çocuğuna merhameti mesai saatlerine sığdıran bir anne-baba, yarın merhameti bir ziyaret gününe sığdıran bir evlatla karşılaşır. Bu, bir tesadüf değil; ahlaki bir sonuçtur.
Unutmayalım: Çocuk anne-babasını sadece dinlemez, izler. Bugün annesinin babasının yoğunluk bahanesiyle terk ettiğ bir çocuğa, yarın fedakârlığı nasıl anlatacaksınız? Bugün sevgi eksikliğiyle büyüyen bir kalpten, yarın vefa nasıl beklenecek?
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Cennet annelerin ayakları altındadır.” (Nesâî, Cihad, 6)
Ama annelik sadece doğurmak değildir; büyütmektir, ilgilenmektir, emek vermektir. Annelik ve babalık vazifesini başkalarına devreden bir toplum, cenneti de huzuru da başkalarının eline teslim etmiş olur.
Kreşler elbette bir ihtiyaçtır; fakat zorunluluk istisna, tercih ise zihniyettir. Biz bugün tercihlerimizi konfora göre yaparsak, yarın sonuçlarını vicdan azabıyla yaşarız. Bugün “çocuğum alışsın” diyenler, yarın “bırakın alıştı” cümlesini huzurevi kapısında duymaya hazır olmalıdır.
Çünkü toplumlar, çocuklarını nereye bıraktıklarıyla değil; annelerini babalarını nereye koyduklarıyla hatırlanır.
Ve bu bir uyarıdır:
Kreşe bırakılan çocuklar, huzurevinin yolunu unutmaz.