Kul, kusur demektir... Kusursuz kul olmaz... Gel gör ki öyle bir zamana düştük ki, kiimse kusur kabul etmez oldu... Herkes kendini sütten çıkmış ak kaşık görüyor... Zeytinyağı gibi üste çıkmasını beceriyor, kimse hatasını kabullenmek istemiyor...
Büyüklerimizin deyimi ile “kabahat samur kürk olsa kimse sırtına almaz...” Artık ayranım ekşi diyeni görmek mümkün değil...
İnsana yakışan nedir?
Nefsini temize çıkarmak mı, yoksa nefsini temizlemek mi?
Kuşkusuz nefsini temize çıkaran aldanmıştır... Kendini temizleyen ise gerçekten arınmıştır...
Yüce Rabbimiz konuyu en net ifadelerle ortaya koyuyor:
"Siz kendinizi temize çıkarmayın." (Necm, 32)
" Nefsini temizleyen kurtulmuştur." (Şems, 9)
Güzelliği ve temizliği dillere destan olan Hz. Yusuf (as) ne buyurmuştu?
"Ben nefsimi temize çıkarmıyorum, çünkü nefis mutlaka kötülüğü emredicidir, ancak Rabbimin merhamet ettiği müstesna. Şüphesiz Rabbim bağışlayandır, rahmet edendir." (Yusuf, 53)
Bugün yeryüzü nefsi emmare imparatorluğunun işgali altında, modern dünya gırtlağına kadar günaha batmış durumda, bu zemin ve bu zaman da kim, ne kadar temiz kalabiliyor bilemiyorum?
Benmerkezciliğin zindanında zay olan toplumların sanırım yeterince farkında değiliz...
Ego egemen bir yaşamda herkes kendini yüceltme, temize çıkarma çabasında...
Gurur, kibir, ucub… Kimse kendine toz kondurmuyor... İnsan bir tuhaf... Suçüstü yakalansa bile suçu başkasının üstüne atabiliyor...
Kötülüklere, kirliliklere kılıf bulma, kamufle etme becerisine sahibiz...
Nasıl olsa herkesin "kalbi temiz"…
Artık kendimize karşı dürüst değiliz, kendimizi kandırıyoruz... İçimizdeki şeytanı taşlamamız gerekirken, tam aksine besliyoruz.
Kimse içinde bulunduğu ortama, işleye geldiği olumsuzluklara bakma niyetinde değil…
Kendini onarma, olgunlaşma arayışında değil...
Arınma diye bir derdi yok...
Kendimi nasıl pazarlayabilirim… Popüler kültürün öğretisi bu…
Suçunu fark etmek, kabul etmek erdemini yitirdik...
Kişi nefsinin avukatı, ötekinin yargıcı…
Kerameti kendinden menkul olanların kimseye tahammülü yok…
Kendini eleştiriye, uyarıya, nasihate kapatmış...
Ne günahını itiraf ne de af dilemek söz konusu...
Ciddi bir yahudileşme temayülü altındayız...
Hani şu, sürekli kendilerini temize çıkaran, üstün ırk gören, kurtuluşa ermiş sanan yahudi zihniyeti var ya topluma sinsice siniyor ve bir salgın gibi yayılıyor...
Kaygım şudur; kendi dünyamızda günahlarımızla birlikte mutlu bir devran sürüyoruz… Kendimizden emin, geleceğimizi garanti altında görüyoruz… Nasıl olsa en güzel Müslümanlık bizde (!)... İman kendimizi temize çıkarma aracına dönüştü... Hani iman bizi dönüştürecekti?
Biz şimdilerde neye dönüştük, nerede duruyoruz?
Hangimiz günahsızız? Masumuz? Değiliz… Buna rağmen ustalıkla kendimizi temize çıkarabiliyor, haklı buluyoruz...
Soframız, tezgâhımız, dergâhımız, derneğimiz, sanalımız, sanatımız, kültürümüz, okulumuz, kışlamız, kampüsümüz, kamusal alanımız, siyasetimiz her zaman, her yerde tertemiz değil mi?
Kötülük kat sayısı artarken, ahlaksızlık dibe vururken biz yine de bir şekilde kendimizi temize çıkarabiliyorsak, bu beceriyi alkışlamak (!) gerekiyor herhalde...
Bu çürümüşlükten çözüm çıkar mı bilmiyorum...
Artık kendimizi temizmiş gibi göstermekten vazgeçelim, gerçekten temizlenmenin ve temiz kalmanın yolunu seçelim...
Tevbe kapısı açık... Sahte bir gerçeklik içerisinde savrulup gitmeyelim…
Rabbimizin uyarısına kulak verelim:
“Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Allah dilediğini temize çıkarır ve kendilerine kıl kadar haksızlık yapmaz.” (Nisâ, 49)
Sorunun çözümü öncelikle özeleştiri… Orijinal ifadesi ile tevbe ve istiğfar…
"Hayye alel felah" çağrısına icabet…
Hz. İsa (as)’ya nispet edilen kıssayı bilirsiniz...
Zina yaptığı iddia edilen bir kadını taşlamak için can atan topluluğa Hz. İsa (as) şöyle der:
- İlk taşı günahsız olan atsın.
Kimse taş atamaz…