“Mutlak Şef”, İTK'nın Kırmızı Konak'ını, Y. Nadi'ye hediye ediyor

Yunus Nadi ve Zekeriya Sertel’e Cumhuriyet gazetesini têsîs vazîfesi veren “Büyük Şef”, onlara, (kendi mülkü olmıyan) Kırmızı Konak ismiyle meşhûr İttihâd ve Terak̆k̆î Umûmî Merkez Binâsını “hediye ediyor”… Sırf şu vâkıa dahi, Kemalist Rejimin hakîkî mâhiyetini teşhîs bakımından ne kadar ibretâmîzdir:

“İstanbul'a gelir gelmez (1924) işe başladım. Mustafa Kemal, Yunus Nadi Bey'e bu gazete için İstanbul'da ‘İttihat ve Terakki'nin eski umumi binasını hediye etmişti. Bu binanın adı, ‘Kırmızı Konak'tı. Buraya yerleştim, hazırlıklara başladım. Bir yandan gazetenin makinesini, mürettiphanesini, kâğıdını ve öteberisini hazırlarken, bir yandan da gazetede çalışacak yeni bir ekip yetiştirmeye koyuldum. Öteki gazetelerde çalışmış arkadaşlardan hiç kimseyi istemiyordum. Onlar eski gazeteciliğe alışmışlardı. Ben, hiç tecrübe görmemiş, fena alışkanlıklar edinmemiş yeni gazeteciler yetiştirecektim. Böylece yepyeni ve görülmemiş bir gazete çıkarılacaktı.” (Sertel Z. 2001: 115-116)

“Gazeteler pek iptidâî ve tirajları ancak 5-10 bin”

“O vakte kadar çıkan gazeteler Fransız gazetelerinin tekniğini taklit ederlerdi. Gazeteler her bakımdan ilkel ve teknikçe çok zayıftılar. Bunun için fazla okur da bulamıyorlardı. O vakit gazetelerin baskısı 5 - 10 bin civarındaydı.

“Teknik bakımdan olduğu gibi, fikir bakımından da Cumhuriyet yeni ve ilerici bir gazete olacaktı. O vaktin gazetelerinin çoğu gerici, hilafetçiydi. Cumhuriyet fikrini yadırgıyorlardı. Genel olarak halkın da bu fikre yanaşmadığını sanıyorlardı. Onun için hilafeti savunup Cumhuriyet fikrine saldırıyorlardı. O vakit lstanbul'da Cumhuriyet düşmanlığı o dereceyi bulmuştu ki, bütün dostlarım bana akıntıya karşı gitmemeyi, gazetenin adını olsun değiştirmeyi salık veriyorlardı. Fakat biz bu telkinlere kapılmadık, Cumhuriyet adında ısrar ettik; onun için Cumhuriyet rejiminin avukatlığı bize kalıyordu.

“Aylarca süren hazırlıktan sonra Cumhuriyet çıktı. İlk sayısını [7 Mayıs 1924] merak ve heyecanla makineden alıp baktığım zaman, kederimden o anda düşüp ölebilirdim. Aylardan beri beraber çalıştığım arkadaşları yetiştirmek, onlara yeni gazeteciliği öğretmek için harcadığım emek boşa gitmişti. O vakit gazeteler Arap harfleriyle çıkardı. Ben Arap harflerinin yeni tekniğe uymayacağını hesaplamamıştım. Gazete hiçbir şeye benzemiyordu. Sonra hatamızı düzeltmeye çalıştık. Fakat olmadı. Nihayet Yunus Nadi, Ankara'da Yeni Gün'de çalışan Kemal Salih'i getirtti, o, gazeteye halkın alıştığı şekil ve düzeni verdi, gazete bir şeye benzemeye ve başını kaldırmaya başladı. Bu ilk deneme benim için başarısızlıkla sona ermişti.” (Sertel Z. 2001: 116)

Mustafa Kemâl’in emriyle ve sağladığı imk̃ânlarla, “Kemalist Rejimin avukatlığını yapmak ve onu halka sevdirmek için” 1924’te Yunus Nadi, Zekeriya Sertel ve Nebîzâde Hamdi tarafından kurulan ve o devirden beri bu esâs siyâsetini değiştirmiyen bir gazete… Mustafa Kemâl, “Asrî Mehdî” olarak benimsenmiş, Sabataîlik Kemalizme ink̆ilâb etmiş, Kemalizm, hepsinin ortak paydası olmuştur…

***

“Çürümüş, çökmüş Hilâfetin aleyhinde neşriyât yapıyorduk”

“Gazetenin Cumhuriyet adını taşıması ve ‘Cumhuriyet’ etrafında yayın yapmaya başlaması, İstanbul basınını şaşırttı. Bu kez, gazeteler, toplarını bize çevirdiler: Cumhuriyet adı altında bir diktatörlüğe gidileceğine şüphe kalmadığını söylüyor, kamuoyunu Ankara'nın aleyhine çevirmeye çalışıyorlardı. Fakat biz çeşitli cephelerden, hilafetin nasıl çürümüş ve çökmüş bir kurum olduğunu kanıtlarıyla ispat ediyorduk. Memleketi yabancılara satmış olan hanedan mensuplarının artık bu topraklara dönemeyeceğini sanıyorduk. Milli Kurtuluş Savaşı'nı halk kazanmıştı; milletin kaderini yine milletin eline vermek gerekti. Halk kan dökerek kazandığı hakimiyeti artık asalak saray mensuplarına veremezdi. Yeni Anayasa, halk hakimiyetine dayanıyordu; halk hakimiyeti de ancak Cumhuriyet rejimiyle kurulabilirdi. (Sertel Z. 2001: 116-117)

Y. Nadi'nin Z. Sertel'e “büyük iyiliği”

Yunus Nadi, Mustafa Kemâl'in tâlimâtıyle, İstanbul'da, (Selânik günlerinden beri ahbâb olduğu) Zekeriya Sertel'in yardımıyle, Cumhuriyet gazetesini kurmuş, gazete, Kemalizmin matbûâttaki en kuvvetli sözcüsü, propagandacısı olmuştur. Bu arada gazetenin têsîsleri büyümükte, peş peşe birkaç def’a sermâye tezyîdine gitmek, mecbûriyet kesbetmektedir. Hâlbuki Zekeriya Sertel’in mâlî kuvveti bu kadarını kaldıracak vazıyette değildir. O zamân, Yunus Nadi, Zekeriye Sertel’e bir “babalık” daha yapar:

“Bu savaş böyle devam edip giderken, ben geceli gündüzlü gazeteyle uğraşıyordum. Başka işler de görmeye vakit bulamıyordum. Oysa etrafımda önemli şeyler oluyordu.

“Gazete için başlangıçta koyduğumuz 10 biner lira sermaye yetmemişti. Bunu artırmak gerekti. Sermaye önce 20 bin liraya, daha sonra 30, 40, 60 bin liraya kadar çıktı.

“O sırada Yunus Nadi Bey de Ankara'dan gelip ‘Kırmızı Konak'a yerleşmişti. Evini binanın üst katına kurdu.

“Gazeteden ayrılışım

“Bir gün Yunus Nadi Bey beni yanına çağırdı. Odanın kapısını kapattı ve içeriye kimsenin bırakılmamasını tembih etti. Sonra yumuşak bir sesle söze başladı:

‘- Zekeriya, dedi, görüyorsun ki, gazeteye konan sermaye 60 bin lirayı buldu. Bundan sonra da daha ne kadar paraya ihtiyaç olacağını bugünden kestirmek mümkün değil. İstersen sana sermayeni vereyim, daha iş kopmadan çekiliver. Ne dersin?'

“Teşekkür ettim ve teklifini kabul ettim. Cumhuriyet gazetesiyle bağımı kestim. Bu, Yunus Nadi Bey'in bana yaptığı son büyük iyilikti.” (Sertel Z. 2001: 117) [Zekeriya Sertel'in, 20 bin lira gibi o zaman için büyük bir sermayeyle Cumhuriyet'ten ayrıldığı anlaşılıyor…]

Z. Sertel'e nazaran, “Yunus Nadi nâmuslu, sevimli, babacan, baba gibi muhterem bir gazetecidir”

“Yunus Nadi, namuslu bir gazeteciydi.

“Ben onun hayatını Selanik'te Rumeli gazetesinde başyazarlık yaptığı zamandan beri adım adım izlemiştim. Mütevazı ve düzgün bir hayatı vardı. İttihatçılar zamanında mevkii ve nüfuzu büyüktü. O vakit istese her türlü imtiyazdan faydalanabilir, en yüksek mevkilere kadar çıkabilirdi. Fakat o gazeteci kalmayı tercih etmiş, servet ve mevki gözünü kamaştırmaya yetmemişti. Sadece gazeteci olarak kalmış ve öyle yaşamıştı.

“Milli Kurtuluş Savaşı sıralarında da Ankara' da Yeni Gün adında bir gazete çıkararak yoksunluk içinde Kurtuluş Savaşı'na hizmet etmişti. Amerika dönüşü Ankara'ya gittiğim zaman onu yine gazetesinin başında bulmuştum. Bir hanın iki odasına sığınmıştı, gazetesini orada çıkarıyordu. Evinde doğru dürüst eşya bile yoktu. Bütün öteki mebuslar gibi o da harp yıllarını yoksunluk ve sıkıntı içinde geçirmişti. Sevimli, babacan bir adamdı. Etrafına ve beraberinde çalışanlara kendisini sevdirmişti. Hepimiz ona bir baba gibi saygı gösterirdik.

“Ben bu satırları kaleme aldığım sırada [1968] Cumhuriyet, oğulları Nadir Nadi ve Doğan Nadi'nin elindedir. Evlatları böyle zengin bir mirasa konmuşlardır. Bu gençler gazeteye bağımsız ve tarafsız bir kişilik vermişlerdir. Hatta birçok bakımdan Cumhuriyet gazetesi ileri gruplarla işbirliği yapmaktadır. Yalnız beni üzen şey gazetenin kurucuları arasında adımın unutulmuş olmasıdır.” (Sertel Zekeriya 2001: 117-118)

(https://mustafakemalim.com/13-nadir-fotografla-yunus-nadi-abalioglu-ve-hayati/; 6.7.2019)

Resimde, ilk sıra, soldan sağa doğru: Makbule Hanım, Mustafa Kemâl ve Ülkü, Âfet Hanım, Salih Bozok, Yunus Nadi (Abalıoğlu; Muğla, 1880 – Cenevre, 1945)… “Kemalist Türkiye”, fevkalâde iyi teşkîlâtlanmış ve birbiriyle iç içe geçen üç Cemâatin (Sabataî, Farmason, Siyonist Cemâatlerinin) eseri oldu… Âşik̃ârdır ki Müslümanlar, Allâh-ü Teâl̃â’nın emri vechiyle, sahîh Cumhûrî Nizâmın têsîsi uğrunda teşkîlâtlı mücâdele vermedikce gidişât değişmiyecekdir…

***