Yunus Nadi ile Ahmet Emin Yalman da “eski dostlar” idiler
Zekeriya Sertel, Yunus Nadi’yle ortaklıktan ayrıldıktan seneler sonra bu def’a Ahmet Emin Yalman’la ortaklık kuracak, aralarına Halil Lutfî Dördüncü’yü de alarak, üçlü bir ekip hâlinde Tan gazetesini neşredeceklerdir. Bu gazetenin başmuharriri olan Ahmet Emin Yalman dahi, Yunus Nadi’nin ahbâbıdır. O derecede ki “Mutlak Şef” tarafından Yalman'ın Türkiye'de gazetecilik yapmasının yasaklandığı devrede (1925-1935), Yunus Nadi, Yalman'a, dolgun bir maaşla, Cumhuriyet gazetesinin Yazı Hey'etine dâhil olmasını teklîf etmiştir:
“Gazeteciliğin bana yasak olduğu yıllarda, [bir daha gazeteciliğe dönmeme karârlılığım hakkında birinci imtihân şu oldu:] Yunus Nadi Bey, Cumhuriyet yazı heyetine o zamanlar için iyi sayılan dörtyüz lira maaşla girmem için teklif yaptı. [1930 senesinde olsa gerek…] Nadi Bey, mesleğime dönmem için Ankara'dan izin sağlamağı üzerine alıyordu. Yüreğim oynamadı değil… Fakat şirket [Tatko A.Ş.] zor durumdayken bırakıp ayrılmama imkân yoktu.” (Yalman 1970: III/212)
Hâl böyleyken, nasıl oldu da iki gazete 1937 Ekim’inde kıyasıya kapıştılar?
Buraya kadar hem Cumhuriyet’in, hem de Tan’ın “Mutlak Şef”in tâlimâtıyle ve onun tahsîs ettiği imk̃ânlarla neşriyât hayâtına atıldıklarını, bu meyânda patronlar arasında da, uzun senelere dayanan bir ahbâblık ve işbirliği münâsebeti bulunduğunu gördük. Bu vâkıalara rağmen, bu iki gazete, 1937 Ekim’inde, ağır hakâretlere varan pek sert bir kalem münâkaşasına gireceklerdir. Nîçin?
Aşağıda, hâdiseyi tafsîl ederek bunun esâs sebebini tesbît etmiye çalışacağız.
Bu hâdiseyle al̃âkalı bir başka hayret verici husûs da, ne Sabiha, ne de Zekeriya Sertel’in Hâtırat’larında bundan hiç bahsetmemeleridir… Mâmâfih, hâdiseyi aydınlatmak için, her iki gazetenin o günlerdeki nüshalarını, devrin dâhilî-hâricî siyâsî konjonktürünü nazar-ı dikkate alarak tedk̆îk̆ etmek k̃âfîdir…
MATBÛÂTIN ESÂRETİNE DÂİR 12. MİSÂL: EKİM 1937’DE, CUMHURİYET İLE TAN ARASINDAKİ KALEM MÜNÂKAŞASI
Kemalist Totaliter Rejimde matbûâtın esâretinin bir tezâhürü de, onun, “Mutlak Şef”in tâk̆îb ettiği dâhilî ve hâricî siyâsetlerin bir âleti vazîfesini görmesidir. Bu hâlin hemen göze çarpan bir şekli, onun tâk̆îb ettiği her siyâsetin, yaptığı her “İnk̆ilâb”ın (o ne olursa olsun) kayıdsız, şartsız desteklenmesi, övülmesidir. Ancak derinlemesine tahk̆îk̆le ve geniş bir perspektifle değerlendirilince farkedilen şekli ise, -başta gazeteler olmak üzere- bâzı matbûât uzuvları arasında, muayyen bir maksadla sahneye konulan kayıkçı kavgasıdır… 1937 Ekim’inde Cumhuriyet ile Tan gazeteleri arasında cereyân eden kalem münâkaşası gibi…
Yalman’ın şahâdeti: Yahûdi “profesörlere ince düşüncelerle memleketin kapılarını açan” Mustafa Kemâl, “Nazilikden ve Hitler'den şiddetle nefret ediyordu”
Ahmet Emin Yalman, Tan'daki neşriyâtı sebebiyle, kendi tâbiriyle “beş büyük fırtına” geçiriyor. Bunlardan ilki, (kendi rivâyetine nazaran) Mustafa Kemâl'in teveccühüyle Türkiye'ye hicret eden ve tasfiye edilmiş Dârülfünûn yerine Kemalist Üniversiteyi kuran Yahûdi akademisyenler hakkında “Yunus Nadi'yle olan şiddetli münâkaşaları” imiş. Yunus Nadi, bu akademisyenlere çatan bir makale kaleme alınca, Yalman da hemen onların müdâfaasını üstlenmiş…
Yalman, bu “münâkaşalarından” bahsederken, bilvesîle, ömrü boyunca Yahûdi Âlemiyle hep yakın dostluk münâsebetleri içinde olduğunu dîğer çalışmalarımızda tafsîlâtıyle ve (her zamân olduğu gibi) mevsûken îzâh etmiş bulunduğumuz Mustafa Kemâl'in, hâliyle, “Nazilikden ve Hitler'den şiddetle nefret ettiği” husûsuna da dikkat çekiyor (zâten onun bu müşâhedesi, bütün hemşehrîleri için de cârîydi):
“Cumhuriyet [gazetesiyle] olan münakaşa, Nadi Beyin, Üniversitede vazife gören Alman Profesörlerinin kovulmasına dair yazdığı şiddetli yazı yüzünden kopmuştu. Ben, profesörlerle, İstatistik Profesörü sıfatiyle Üniversitede bulunduğum sırada yakından tanışmıştım ve kendilerinin yeni bir Türk Üniversitesi yaratmak için ne kadar başarı gösterdiklerini, bu müstesna adamların elimize geçmesinin bizim için ne kadar büyük bir fırsat ve nimet olduğunu biliyordum. Atatürk, Nazilerden kaçan değerli profesörlere ince düşüncelerle memleketin kapılarını açmıştı. Kendisi de Nazilikten ve Hitler'den şiddetle nefret ediyordu. Bunların hepsini bilerek, Nadi Beye nazik bir cevap verdim, profesörleri savundum. Yunus Nadi sert ve haşin cevaplar verdi. Münakaşa kızıştı, Türk basın tarihinde görülen en sert münakaşalardan biri şeklini aldı. Sonradan haber aldığıma göre, Yunus Nadi Bey, Almanları [Türkiye'ye dâvet edilen Almanya ve Avusturya menşêli Yahûdi akademsiyenleri] kıskanan [???] bazı gençlerin tahriklerine kapılmış [???], hata ettiğini neden sonra farketmiş.” (Yalman 1970: III/230)
Mustafa Kemâl “de Nazilikten ve Hitler'den şiddetle nefret ediyordu…” Bu, beklenen bir müşâhede olmakla berâber, Yalman’ın kaleminden çıkması mühimdir. Tan ile Cumhuriyet arasındaki kalem münâkaşasının nasıl bir stratejinin tatbîk̆i olduğunu anlamak için bu müşâhedeyi de akılda tutmak lâzımdır…
Kalem münâkaşası, Mustafa Kemâl’in nezâreti altında cereyân ediyordu
Bu vesîleyle de, Mustafa Kemâl, hemşehrîsinden himâyesini esirgemiyecektir:
“Haftalarca gazetelerin sütunlarını dolduran bu sert çatışmalar esnasında, Yunus Nadi, Atatürk'e ve Hükûmete başvurarak benim Hükûmet veya Parti yoliyle susturulmamı defalarla istemiş. Atatürk buna razı olmamış. İki tarafın müsavat dairesinde içini dökmesine, hükmü ve kararı umumî efkârın serbestçe vermesine lüzum göstermiş.” (Yalman 1970: III/230-231)
Yalman’ın bu şahâdeti dahi, bahis mevzûu kalem münâkaşasının (Yakup Kadri’nin istiâresiyle) “Yıldırımlar Saçan Zeus”un nezâreti altında cereyân ettiğinin bir delîlidir; zâten bu totaliter rejimde başka türlü olması da beklenemezdi…
Cumhuriyet ile Tan arasındaki münâkaşaya en mühim vesîle, Goebbels’in bir hitâbesiydi
Dîğer taraftan, Yalman, her ne kadar “Cumhuriyet [gazetesiyle] olan münakaşa, Nadi Beyin, Üniversitede vazife gören Alman Profesörlerinin kovulmasına dair yazdığı şiddetli yazı yüzünden kopmuştu” diyorsa da, o devrin gazeteleri tedk̆îk̆ edilince, şiddetli münâkaşa mesnedinin, Kemalist Üniversiteyi têsîs eden Almanyalı-Avusturyalı Yahûdi akademisyenler mes'elesi değil de, bu mes'ele de bahis mevzûu olmakla berâber, asıl, Nazi Propaganda Nâzırı Goebbels (Göbels)'in Nürnberg'de toplanan Nazi Kongresi'ndeki hitâbesi olduğu anlaşılıyor…
Her hâl-ü-k̃ârda bu iki mes’ele birleştirilerek büyük bir kalem kavgası çıkarılmış, maksûd hâsıl olduktan sonra da, kavga bir günde bitirilmiştir…

(Cumhuriyet, 1.8.1933, s. 1)
“Mutlak Şef”in 1933’teki Üniversite İnk̆ilâbı… Abdülhamîd Han’ın eseri olan Dârülfünûn (Dârülfünûn-i Şâhâne, 15 Ağustos 1900) l̃ağvediliyor, onun 151 kişilik kadrosundan 59’u ve 200’e yakın muhâcir Yahûdi akademisyen ile Kemalist Üniversite têsîs ediliyor… Totaliter Rejim, ictimâî hayâtın her sâhasına tahakküm ediyor, kendi şablonlarına uygun yeni bir cem’iyet, yeni bir millet yoğurmıya çalışıyor…
***