“Sen Türk değilsin! Sen Dönmesin!”

“…(TAN) da Nadinin menfaatine dokunacak yazılar çıkınca Cumhuriyet gazetesinin sütunlarında evvelâ (Teşkilâtı Esasiye Kanununun Türklüğü) filân diye tehditli imalar çıkmıştır. Bunlar beni susturmıya ve korkutmıya kifayet etmeyince B. Nadi, gazaba gelmiştir. Çiğnenen menfaatleri ve yüzünden sökülen maskesi sebebile şahlanarak şöyle demiştir:

‘- Sen sus, sen Türk değilsin. Sen dönmesin. Ağzını açmıya hakkın yok.’

“Derebeyi hitabından sinirlenen bu zat, derebeylik sıfatına nekadar lâyık olduğunu isbat hususunda o kadar ileri gidiyor ki, bir vatandaşa Türklük sıfatını alıp vermekte kendinde bir hak ve imtiyaz vehmediyor.

“Cedlerim üç asırdanberi Türk ve Müslüman câmiasında yer almış, hep Devlet hizmetinde ömür geçirmiş insanlardır”

“Bay Yunus Nadi, bana Türklük sıfatını çok görmekle ve (dönme) demekle ne kastediyor? Bunu şöyle bir araştıralım.

“Cedlerim üç asırdanberi Türk ve Müslüman camiasında yer almış, hep devlet hizmetinde ömür geçirmiş insanlardır. Bu camiaya üç asırlık bir bağlılığı ve hizmeti acaba kaç kişi fiilen isbat edecek vaziyettedir.

“Babam Osman Tevfîk̆, Atatürk’e dört sene hocalık etmiştir… ”

“Babam Osman Tevfik, Selânik Askerî Rüştiyesinin tarih ve yazı hocası sıfatile uzun seneler, müstakbel ordu erkânına muallimlik etmiştir. Hayatının en büyük şeref hissesi, Atatürke dört sene hocalık etmiş olmaktır. Devlet memuriyetlerinde kırk senelik temiz hizmeti olduktan başka Abdülhamidin en istibdatlı günlerinde Selânikte Mütalea gazetesini çıkararak o zaman için çok kıymetli bir tenvir vasıtasını yaratmıştır. Fikretin (Kılıç) gibi, (Bahar olsun) gibi, Servetifünunda çıkamıyan yazıları, Cahidin kavgaları, yeni gidişi müdafaa eden en münakaşalı yazılar (Mütalea) da çıkmıştır.

“Büyük babam alay emini Emin Efendidir. Cedlerim arasında tersane emini Hasan Ağa vardır ki, hususî menfaat dalaverelerile [müellifin imlâsı: “dalaveralarile” şeklinde] dolu bir devirde bahriyede kurduğu dürüst ve intizamlı idareden Cevdet tarihi takdir ve saygı ile bahseder.

“Umûmî câmiaya karışmamalarını”, “Osmanlı İmparatorluğu’nun durgun, tefessüh etmiş ictimâî hayâtıyle izah etmek” lâzımmış!

“Türk ve Müslüman camiasına asırlardanberi süren bağlılığa ve hizmete rağmen ortada (dönme) diye bir kelime kalmasının sebebi, Selânikte yaşıyan birtakım vatandaşların kız alıp vermek suretile umumî camiaya karışmamalarındaki kara cehalettir. Bunu ancak Osmanlı İmparatorluğunun durgun, tefessüh etmiş içtimaî hayatile izah etmek kabildir.

İddiâsına nazaran, Sabataîlerin arasında “bugün [kendi aralarında evlenme gibi] eski köhne ictimâî şartların en küçük bir izi bile kalmamış”!

“Babamın nesli bu itiyadı yıkmıya başladı. Ondan sonraki nesil, secaletin [?] ve geriliğin mahsulü olan itiyada karşı şiddetle isyan duydu. [“Secalet”, “cehâlet” yerine yanlış dizilmiş bir kelime olabilir…] Akrabası arasında beğeneceği bir kız varsa bile bunu almıyarak evlenme yoluyla umumî camiaya karışmıya kıymet verdi. Bugün eski köhne içtimaî şartların en küçük bir izi bile kalmamış, mesele uzak bir tarihî hatıra haline düşmüştür.

“Böyle olduğu halde lâik ve ileri Türkiyede neden bu hatırayı gömüldüğü yerden çıkarmak istiyen bir Yunus Nadi zuhûr edebiliyor. Çünkü ortada kırılmış hususî menfaatler vardır. Ben (dönme) sözünü hayatımda çok mahdut defalar işittim. Bunu söyliyenler, hep Türk vatanının, Türk milletinin umumî menfaatleri namına açtığım mücadelelerde menfaatine dokunulan adamlardı. Harp zamanında harp zenginleriydi. Mütarekede Sait Molla ve Refi Cevattı. Şimdi de Yunus Nadi bu kafileye karışmıştır.

“Harb zamânında, Yunus Nadi, Matbûât Cem’iyeti Reîsi iken, ben, Cem’iyetin Umûmî K̃âtibi idim. Bana kardeşçe bir lisânla yazılmış mektubları çoktur.”

“Nadi: ‘Gazetecilikten çıkmalı!’ diye bağırarak sükûta olan şiddetli ihtiyacını temine uğraşıyor. Gazetcilikte kimin hakkı ve yeri olmadığını ayrıca araştıracağım.

“Evvelâ şu garibeyi anlatayım: Ben gazeteciliğe bugün girmiş değilim. Adeta gazeteci doğdum. Dokuz yaşında (El Matbaası – Başparmak ve Şürekâsı) firmasile (Niyet) diye bir yazma gazete çıkarmıya başladım. Türk gazeteciliğine fiilen otuz senelik hizmetim vardır.

“Bu esnada tesadüf beni senelerce Yunus Nadi ile dirsek dirseğe getirdi. (Dönme) diye beni ayrı tutmıya, (Türklükte ve gazetecilikte yeri yok) demiye, çok gariptir ki, bir dakika bile ihtiyaç duymadı. Harp zamanında o Matbuat Cemiyeti Reisi iken ben cemiyetin umumî kâtibi idim. Beraber çalıştık, yakın bir arkadaşlık içinde beraber vakit geçirdik. Bana kardeşçe bir lisanla yazılmış mektupları çoktur. Maltadan kurtulmamız takarrür edince bana: “Yaşasın yeni kazanılmış hürriyet!’ diye telgraf çekmek ve samimiyet göstermek ihtiyacını duydu.

1-220

“AHMET EMİN (Yalman) (1888 – 1972) MALTA’da SÜRGÜN İKEN çekilmiş İMZALI Fotoğraf. 1921Tarihli.” (https://www.istanbulmuzayede.com/urun/5150382/ahmet-emin-yalman-1888-1972-malta-da-surgun-iken-cekilmis-imzali-fotograf; 19.1.2026)

“Ömrümün iki yılını Malta zindânlarında geçirdim” diyen sahte “kahraman”ın, o “zindânlardaki” hayâtı böyle bir şeydi…

***

“Ermeni kaçakçılığındaki rolünü örtbas etmeyince, aramız bozuldu”

“Ermeni kaçakçılığı meselesinde adı çıkınca bunu örtbas etmemi benden istedi. Umumî menfaate ait bir meseleye şahsî arkadaşlık karıştıramadım. İstediğini yapamadım. On sene süren sıkı ve samimî bir arkadaşlıktan sonra ilk defa aramız bozuldu.

“Ben gazetecilikten ayrı düşünce Nadi defalarla: ‘Benim gazetemde yerin daima hazırdır. Gazeteciliğe avdet ihtiyacını duyduğun saniyede derhal gel!’ dedi ve gazeteciliğim hakkında takdirli bir dil kullandı.

“Daha garibi var: Ben Vakit gazetesinden ayrılıp (Vatan) ı kurduğum zaman Mehmet Karataş isminde bir adamın dönmelik hakkındaki bir beyannamesi üzerine eski ortaklarım benim aleyhime, tıpkı bugün Nadinin yaptığı gibi, hücumlarda bulundular. O zaman Nadi: ‘Bu ne rezalet?’ diyerek ortaya atıldı ve prensip namına, Vakit’e karşı şiddetli bir mukabil hücum yaptı. Menfaat meselesi karşısında bir adamın kendi kendini bu kadar inkâr ve tekzip edebilmesi iğrenilecek bir şeydir.

“En derin hayrânı olduğum Büyük Şef”

“Ben övünmek itiyadında olan bir adam değilim. Fakat Nadinin yazıları karşısında bir defacık kaide haricine çıkacağım. Türk vatandaşı ve gazeteci sıfatile geçirdiğim hayatta vatana, en derin hayranı olduğum Büyük Şefe, kendi vicdanıma ve en sıkı bir meslek temizlik ve idealine sadık kaldım. Vatan ve meslek mücadelesi içinde geçen bütün bir hayatı kendi oğluma da, her Türk yavrusuna da örnek gösterebilirim.

“Amerikada tahsilde bulunduğum dört sene içinde yalnız tahsilimi göze çarpacak bir şekilde yapmakla kalmadım. Gazete yazıları ve konferanslarla Türklüğü tanıtmıya ve sevdirmiye, her taraftan gelen propagandalara karşı durmıya uğraştım. Doktora tezi diye ‘Türkiyede terakki hareketinin bir ölçüsü sıfatile Türk matbuatı’ serlevhasile yazdığım bir kitap, bir tez şeklinde kalmadı. Ayrıca basıldı ve bütün Amerika gazetelerinde uzun uzadıya bahis mevzuu oldu.

“Karneci [Dale Carnegie] müessesenin, harbin içtimaî ve iktisadî tarihine dair neşriyatı arasında ‘Cihan Harbinde Türkiye’ ismindeki ingilizce ve harp zamanında Almanyada Gotha matbaasında çıkan ‘Türkiye’ adlı almanca eserim de ayni şekilde karşılandı.

“Avdette üniversitede Ziya Gökalpe muavin oldum. Mülkiyede istatistik muallim muavinliğine geçtim. Az sonra her iki müessesede istatistik profesörü oldum. Ali Kemal, Maarif Nazırı iken beni çıkarmak için istatistik dersini üniversiteden kaldırdı.

“Bir taraftan da gazeteciliğime kavuştum. Tanîn’in harp muhabiri sıfatile harp cephelerini dolaştım. Garp cephesinde hiçbir Alman harp muhabirinin yapmadığını yaptım. Diksmuttan Papaz ormanına kadar bütün cepheyi en ileri siperlerde baştanbaşa dolaştım ve Verdun üzerinde bir Alman harp tayyaresile uçtum. Okuyucuya: ‘Bulutlar arasında harp muhabirliği’ diye bir makale hazırlamak için canımı seve seve tehlikeye koydum.

“Harb zenginleriyle mücâdele edince, bana ‘Dönme’ diye bağırdılar”

“Tanîn yazı işleri müdürlüğünden Sabah, sonra Vakit başmuharrirliğine geçince harp hırsızlıklarına ve dalaverelerine [müellifin imlâsı: “dalaveralarına” şeklinde] karşı gazetecilik cephesindeki yegâne mücadeleyi açtım. Menfaatlerine dokunan harp zenginleri: ‘Dönme!’ diye bağırdılar ve kıyamet kopardılar. Mücadelemde bir saniye için sarsılmadım. Fakat temizlik istiyenler ve vatanı sevenler tarafından da çok teşvik gördüm. Bu arada Celâl Bayarın adını hüremetle anarım. Bir gün Emniyet Sandığı karşısındaki (Vakit) matbaasının yegâne yazı odasına kadar Osmanzade Hamdi ile beraber gelerek bana taze cesaret ve şevk verdi.