Zeyyat Mandalinci, “Eğer Kıbrıs meselesi Yunanlıların lehine hallolsun, Kıbrıs'tan sonra başka bir mesele karşımıza gelecektir.” diyor… Nitekim, Jenosidci Papaz Makaryos da, hedeflerinde, Kıbrıs’tan sonra İstanbul’un bulunduğunu beyân etmişti… Onun bu sözünü, Kıbrıs hakkında, 8 Aralık 1954’te, Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde tertîb edilen “Akademik Toplantı”da, rahmetli Kıbrıs Müftüsü Dânâ Efendi nakletmiştir. (“Müftü Dânâ Efendi ise, yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ın ilhakı propagandalarını Ada'daki komünist Rumların yaptığını söylemiş, Makarios'un, bir konuşmasında, Kıbrıs'tan sonra İstanbul'un da Yunanistan'a ilhak edileceğini söylediğini naklen anlatmıştır.” -Milliyet, 9.12.1954, ss. 1 ve 7-; Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi; Yeni Söz, 10.7.2020/649)

(Milliyet, 28.6.1950, s. 1)
Bu haberde hâssaten dikkat çeken husûs, Kıbrıs’ın bir bütün hâlinde Yunanistan’a ilhâkı (Enosis) için bu memlekette Hük̃ûmetin müsâadesiyle nümâyişler tertîb eden “Kıbrıs İçin Mücâdele Encümeni”nin Reîsliğini, şoven ve zaman zaman tedhîşçi bir siyâsî fırka gibi çalışan Kıbrıs Rum Kilisesi’nin başındaki Patrik Osimate Spiridon’un deruhde etmesidir… Bu münâsebetle, rahmetli Mücâhid Rauf Denktaş’ın 1973 senesine âid “Kıbrıs’ta Gerçek Huzur” başlıklı makâlesindeki pek ibretâmîz tesbîti tekrâr hatırlatalım:
“1955’lerde Rum Ortodoks Kilisesi, gizli yeraltı [tedhîş] teşkilâtı olarak EOKA’yı oluşturduğunda, bu teşkilâtın görevini [vazîfesini] hiçbir yanlışlığa mahal vermiyecek açıklıkla ortaya koyuyordu: ‘Enosis tahakkuk edinceye kadar mücadeleye devam edilecek, Enosis’e karşı olan veya EOKA’nın mücadelesini engellemeye çalışan herkes ‘düşman’ addedilecek[tir]’… O halde tekrar edelim: Rum Ortodoks Kilisesi Kıbrıs’ta hiçbir zaman bağımsızlık [istiklâl] mücadelesi yürütmemiştir. Yürütülen mücadele, […] daima Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak mücadelesi olmuş, […] böyle bir mücadelede Kıbrıs Türk’ünün şerefli yeri [de] Rumun karşısında [ve] Yunan işgaline direniş olmuştur!” (Tıb Prof. Dr. Derviş Manizade, Kıbrıs; Dün, Bugün, Yarın, İstanbul: Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Bölgesi Yl. No 8, 1975 içinde, ss. 68, 71. Denktaş’ın üzerinde ibretle teemmül edilmesi l̃âzım gelen bu makâlesinin geniş bir kısmını Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi ünvânlı araştırmamızda nakletmiştik -Yeni Söz, 4.7.2020/643-.)
***
“Yakın bir geçmişte Halk Partisi Hük̃ûmetlerinin âciz ve pasif dış politikaları yüzünden kaybedilen Oniki Ada, Türk Gencliğinin kal̃binde ebedî bir yaradır”
Yukarıda bahis mevzûu ettiğimiz üzere, 14 Aralık 1955’de Başvekîl Adnan Menderes tarafından TBMM’de okunan Hük̃ûmet Programı’nın 16 Aralık 1955’deki müzâkereleri esnâsında, İnönü’nün, Kıbrıs Mes’elesi hakkındaki nefsânî ve makyavelist tenk̆îdlerine cevâb veren Başvekîl, bilmukâbele, Oniki Ada’yı bahis mevzûu etmiş ve: “…Mes’ûliyetsiz olarak memleket idâresini elinde bulundurduğunuz sırada 12 Ada’nın bir elden başka ele intikâl etmesini bir acz-ü-zaaf içinde uğurlamaktan ve tescîl etmekten başka hiçbir hareket göstermediniz!” şeklinde bir müşâhedede bulunmuş, sâbık “Millî Şef” ise, Menderes’in tenk̆îdine, daha doğrusu bu kahredici tesbîtine, ancak iki cümlelik mugâl̃atayle cevâb vermiş, daha doğrusu, aslında, cevâb verememişti:
“…Kıbrıs meselesi ile 12 ada dâvasının mukayese edilecek bir ciheti yoktur. Böyle haricî meseleler üzerinde, tahrik etmek istediği gibi, mücerret mahiyette münakaşalar açılırsa âmme menfaati asıl o zaman zarar görür.” (TBMM Z. C., 16.12.1955, s. 324)
İşte böyle: “Millî Şef”in sak̆îm mantığına nazaran, Kıbrıs ve Oniki Ada (daha doğrusu, kendisinin bunlarla al̃âkalı tavrı) birbirine kıyâslanabilir mes’eleler değilmiş! Ayrıca, şahsına, Oniki Ada hakkında yöneltilen tenk̆îdler, “mücerred”, yânî mesnedsiz, hayâlî iddiâlardan, münâkaşalardan ibâretmiş!
“Millî Şef”in ve Kemalist Fanatizmin mugâl̃ataları, târihî vâkıaları vesîkalara istinâden ve aklıselîmle, ayrıca millî şuûrla değerlendirenleri ik̆nâ edebilir mi? Nitekim, Menderes Hük̃ûmeti’ne arzedilen 16 Eyl̃ûl̃ 1952 târihli Kıbrıs Raporu’nun müellifi Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu’nu (KTKF) ve onun altına imzâ atan 10 Yüksek Tahsîl Talebe Teşekkülünü, 2 Kıbrıs Derneğini, Türkiye İşçi Sendikaları Federasyonu’nu, v.s. de ik̆nâ edememişti:
“Yakın bir geçmişte Halk Partisi Hükûmetlerinin âciz ve pasif dış politikaları yüzünden kaybedilen Oniki Ada, Türk Gençliğinin kalbinde ebedî bir yaradır. Türk Gençliği, Türk-Yunan Dostluğu nam ve hesabına Oniki Ada üzerinde Millet adına işlenen fecî hatanın daha geniş ölçüde tekerrür etmemesi için, Kıbrıs meselesinde müteyakkız bulunulması ve bu meselede hiç değilse Yunanistan kadar faal bir politika takip edilmesi icap ettiği fikrindedir.” (Faiz Kaymak, Kıbrıs Türkleri Bu Duruma Nasıl Düştü?, İstanbul: Alpay Basımevi, 1968, s. 70; Yeni Söz, 24-25.6.2020, Tef. No 633-634. Rahmetli Faiz Kaymak -1905 / 1982-, Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu'nun ilk Reîsiydi.)
“Millî Şef”in ve avenesenin mugâl̃ataları, nefsânî, çürük, göz boyamıya mâtûf muhâkemeleri, yine daha evvel naklettiğimiz gibi, “Millî Şef”in menfûr saltanatının henüz devâm ettiği bir devirde, Türk Gençlik Teşkîlâtı ile Türk Kültür Ocağı mensûbu vatanperver gencleri de ik̆nâ etmemiş, 14 Aralık 1949 günü, Emînönü Halkevi’nde tertîb ettikleri toplantıda, esefle feryâd etmişlerdi:
“Kıbrıs dâvası ile yalnız Türk matbûâtı ve Türk gençliği alâkadar oluyor… Hükûmet, bu dâvâya kayıdsız kalıyor… Hâlbuki Yunan hükûmeti, bu meseleye yakından alâka gösteriyor… İlh…” (Yeni Sabah, 15.12.1949, ss. 1 ve 5)

(Yeni İstanbul, 14.12.1949, s. 1)
Kıbrıs Millî Türk Birliği Başkanı Dr. Fazıl Küçük: “(11 Aralık 1949’da) Lefkoşede miting yapan on beş bin Kıbrıs Türkü, seksen beş bin Kıbrıs Türküne tercümean olarak aşağıdaki kararı vermiştir: […] İngiltere kendiliğinden Adadan çekilecek olursa, Adanın eski sahibi, yakın komşusu, Adayı en iyi muhafaza edecek ve müdafaa edecek yegâne Yakın Şark Devleti Türkiyeye iade edilmesini talep eyleriz.”
***

(Yeni İstanbul, 12.12.1949, s. 1 ve Yeni İstanbul, 13.12.1949, s. 1)
Habib Edib Törehan’ın (kaliteli bir baskı ve mizanpajla) henüz (1 Aralık 1949’da) neşriyâta başlıyan Yeni İstanbul gazetesi, peş peşe iki gün, birinci sayfasında, kısa haberler hâlinde de olsa, Kıbrıslı Türklerin 11 Aralık 1949 Ayasofya Nümâyişinden bahsettikden sonra, 14 Aralık 1949 târihli nüshasının birinci sayfasında, Dr. Fâzıl Küçük imzâsıyle, “Ayasofya Karârları”nı neşretmişti… Gazetenin 12 Aralık 1949 târihli nüshasındaki Londra (YİRS) mahrecli haberde, “Kıbrıs Türklerinin bugün (11 Aralık) Lefkoşede bir miting tertip ederek, Kıbrıs Yunan Ortodoks Kilisesinin, Kıbrısın Yunanistana ilhakı için Birleşmiş Milletler Kuruluna gönderdiği muhtırayı protesto ettikleri” bildiriliyor, 13 Aralık 1949 târihli nüshasında ise, Londra’da münteşir Glascow Herald gazetesinin Kıbrıslı Türklerin Ayasofya Nümâyişine dâir yorumundan câlib-i dikkat bir pasaj naklediliyordu:
“Bizler, Kıbrıs’tan bahsedildiği vakit, bu adanın hep bir Yunan adası olduğunu aklımıza getiririz. Bu adada Türklerin bulunduğunu hep unuturuz. Fakat Kıbrısdaki Türkler tarafından dün yapılan büyük miting, bize unuttuğumuz bu noktayı hatırlatmış oldu… Yunanistanda son seneler esnasında cereyan eden hâdiseler, böyle bir ilhakın hiç de pratik bir şey olmıyacağını açıkça göstermiştir. Şimdi bu ilhak meselesi, millî bir dâvadan ziyade siyasî bir oyun halini almış bulunmaktadır. Şimdi adadaki Türkler seslerini yükseltmişler ve Yunanistana ilhakın tamamiyle aleyhinde olduğunu [olduklarını] söylemişlerdir. Türkler plebisiti dahi kabul etmemekte ve İngiliz idaresinin devamını istemektedirler. Yapılan mitingde hatiplerin belirttiklerine göre, adanın Yunanistana ilhakı Kıbrısta sivil [dâhilî] harbin çıkmasına yol açacaktır.” (Aynı haber, Safa Kılıçlıoğlu’nun Yeni Sabah gazetesinin 13.12.1949 târihli nüshasının 5. sayfasında da mündericdir.)
Bu yorumda, Ada’nın idâresini Türklerden devralan İngiltere’de dahi “Kıbrıs’ın bir Yunan adası olarak bilinmesi”, Kemalist Hük̃ûmetlerin gayr-i millî, teslîmiyetçi, sefîl siyâsetlerinin bir tezâhürüdür… Hak̆îkaten, 1948-1949 Ayasofya Nümâyişleri ile, İngiliz, Rum, Kemalist “zımnî jenosid” siyâsetlerini berhava eden, bizzât Kıbrıslı Türkler olmuştur; Kıbrıs bahis mevzûu olduğunda, “kahramanlık” sıfatını birinci derecede hakkedenler, dâimâ onlar olacaktır!
***