Galanti’nin îzâhatına nazaran da, iki bin senedir muhtelif memleketlere dağılmış bulunan Yahûdiler, mevcûdiyet ve kuvvetlerini, Tevrât ve an’anelerine merbûtiyetlerine ve aralarındaki teşkilâtlı tesânüde borcludurlar
“Pek çok defa gerek devlet adamlarımız, gerek matbuatımız, Türkiye Yahudilerini Avrupa ve Amerika Yahudileri gibi görmeği arzu ettiklerini beyan etmişlerdir. Bu arzuyu izhar edenlerden bir kısmı, Avrupalı ve Amerikalı Yahudilerin mensup oldukları memleketlerin gayri Musevî vatandaşlarından lisanen, harsen farkları olmadıklarını, tabiri diğerle, Avrupada ve Amerikada bir Yahudi, meselâ Fransada, Fransız ve İngilterede, İngiliz ve Almanyada, Alman ve Amerikada, Amerikan olduğunu beyan ederler; diğer bir kısmı daha ileri giderek, Avrupa ve Amerika Yahudileri, menşelerini ketmettiklerini ve Yahudi namı altında hiçbir hususî müesseseleri olmadığını iddia ederek, ikisi de Türkiye Yahudilerinin Avrupa ve Amerika Yahudileri gibi olmalarını isterler. Tabiîdir ki, istedikleri meşrudur. Türkiye Musevîlerinin memleketlerine olan bağlılıklarını bu eserdeki vesika kolleksiyonları isbat etmiştir. [???] Lisan ve hars cihetine gelince, bunun sebepleri evvelki bölümde uzun uzadıya tasrih edilmiştir. Türkiye Musevîleri ruhî, içtimaî prensipler dairesinde terbiye edilirse, bir Türk Yahudi, kendi memleketine, bir Avrupa Yahudisi kadar ve biraz [daha] fazla merbut olacaktır. Daha merbut diyoruz, çünkü Türk Yahudi, hiçbir vakit memleketinden fenalık görmemiştir.
“Avrupa Yahudilerinin menşelerini ketmettiklerine ve Musevî ismi altında hiçbir hususî müesseseleri olmadığına dair serdedilen iddiaya gelince, bu iddia ahvalin hakikatine tevafuk etmez. Musevî ismi altında Avrupada müessese bulunmadığına dair ileri sürülen iddia, aşağıda dercolunan cedvellerin zengin muhteviyatiyle hem hükümsüz bırakılır, hem de ‘Avrupa Yahudilerinin bu müesseseleri, vatanperverlikleriyle nasıl kabili telif olabilir?’ sualini irad ettirir. Buna cevap vermezden evvel, zâhiren bir tezat teşkil eden bu cihetin sebeplerini arayalım:
“Roma imparatoru (Titus) Yahudilerin siyasî vahdetine son verdikten sonra, Yahudi cemaati başında kalanlar, dağılmış ve dağıttırılmış milletin uzuvları arasında bir vahdet temin etmeğe sâi gayret ederek, bu uzuvların hayatlarını tanzim ve idare eden düstur olmak üzere, dinî mahiyeti haiz üç büyük esas tesbit etmişlerdir:
“Bunlar da: 1) Tevrat, 2) çalışmak, 3) hayırlı eserler [hayır eserleridir]. İbrânicede Tevrat hem din, hem maarif demek olduğundan, bu üç esas ilmî ve asrî tâbirler ile ifade edilecek olursa, bir milletin idamei mevcudiyet eylemesine hâdim olan mâbet ve mektep, çalışmak, tesanüd gibi esas şartları tesbit edilmiş olur. (Galanti 1947: 162-163) [Aslında, burada “Tevrât”la kasdedilen, sâdece (Hz. Mûsâ’ya inzâl olup bilâhare tahrîf edilen) “Tevrât (Torah)” değil, Tevrât’ı da muhtevî olan Ahd-i Atîk̆’tir. Buna, Yahûdiler “Tanah” derler. Tanah, üç grup mukaddes kitabın baş harflerinden meydana gelmiştir: -Beş Kitabı muhtevî- Torah, Neviim (Nebîler) ve Hetuvim (Mezâmir, v.s.)…]
“Yahûdiler, gâyet an’aneperesttir”
“Takriben yirmi asırdanberi siyasî istiklâllerinden olmuş ve mutaassıp Avrupanın bin bir türlü tazyikler[i] altında yaşamış olan Yahudiler, ancak bu üç esas sayesinde tarih sahnesinden çekilip gitmemişler, tâbiri diğerle, bugüne kadar mevcudiyetlerini muhafaza edebilmişlerdir.
“Yahudi tarihi[ni] -gerek Ahdi Atik tarihi[ni], gerek vatanlarından nefyedildikten sonra zamanımıza kadar yazılan tarihi- ilim göziyle tetkik edenler, Yahudilerin, dinleriyle [onun] emirlerine ve bilhassa dinin maarif hususundaki tenbihlerine pek ziyade merbut olduklarını anlarlar.
“Dinin bu emirleriyle tenbihleri, Yahudileri gayet an’aneperest kılmıştır. Yahudiler otuz beş asırdanberi dinin emir ve tenbihleri dairesinde Hamursuz bayramını tes’it ediyorlar. 1904-1908 senelerinde Mısırda Asuvan karşısında kâin Elcezire (Elephantine) nam mahalde ve Milâttan önce dördüncü asra ait olduğu tarihlerinden anlaşılan Aramca papirüslerden biri Hamursuz bayramına taallûk eder. Bu papirüsün muhteviyatı budur: Elcezirede küçük bir Musevî cemaati var idi. Bu cemaat Hamursuz bayramını tes’it etmek için o zaman İranın hâkimiyeti altında bulunan Mısırın İran[lı] valisine müracaat ederek tes’it müsaadesini istemiştir. Vali, merkez hükûmetine yazarak [yazdıktan sonra] gelen cevapta, Elcezire cemaatinin, Ahdi Atikın Hamursuzun tes’idi hakkında gösterdiği şerait dairesinde bu bayramı tes’it edebileceği yazılıdır. (Hamursuza ait Papirüs. A. Ungnad’ın Aramäische Papyrus aus Elephantine eserinde bulunur.)
“Yahudilerin dinlerine olan merbutiyetlerinin gayet manidar bir misalini irad ediyorum. Bundan yirmi sene evvel, bir Musevî profesör, Hırıstiyanlığın din hikmeti / ‘La doctrine chrétienne’ ismiyle ilmî bir eser yazmıştır. Yahudi matbuatı, mesleklerine [dînî kanâat̃lerine] göre bu eserden bahsetmişlerdir. Fakat bir gazeteci, New-York hür [Liberal̃] Yahudiliğinin hahamı Doktor Stephan Wise’a bu kitap hakkında fikrini sorduğu ve doktor, bu kitabın Yahudilerce tetkik edilmesinde hiçbir mahzur olmadığı cevabını verdiği vakit, mesele alevlendi. Yahudi matbuatı, Doktor Wise’ın cevabını şiddetle tenkid etmiştir. Tenkid esası bu idi: Bugün bir haham böyle bir eserin tetkikine müsaade ederse, yarın başka bir haham gelip bu yahut bunun gibi bir kitabın okunmasına müsaade edecektir. Bu ise, Yahudileri Hıristiyanlığa doğru sevk etmeğe sebep olabilir.

הלאומית
(https://www.nli.org.il/he/archives/NNL_ARCHIVE_AL990027658260205171/NLI#$FL12170966; 1.7.2026)
Pek kurnaz bir Siyonist: Prof. Avram (Avraham, Abraham) Galanti (Galanté)… Burada, İsrâil Millî Kütübhânesi’nin İnternet Sitesindeki çerçevelenmiş resmi… Çerçevenin arkasındaki Fransızca tanıtma yazısı kendisine âiddir: “Prof. Abraham Galanté… İstanbul Üniversitesi’nde Profesör… Türkiyât Enstitüsü Âzâsı… Portekiz İlimler Akademisi Âzâsı…”
***
“Yahudi matbuatının bu kıyamı üzerine, Doktor Wise, maksadının suitefehhüme uğradığını söyliyerek işin içinden güçlükle kurtulabilmiştir. (Hâşiye: Bugün Londra, Berlin, Paris ve Nevyorkta hür [Liberal̃] Yahudiliğin birer küçük cemaati vardır. Hür Yahudiliğin maksadı: Cumartesi gününün kudsiyetini muhafaza etmekle beraber, Cumartesi günü mâbetlere gidemiyenlere mahsus olmak üzere, bir Pazar günü âyini tertip etmek; duaların bir kısmını İbrânice ve bir kısmını halkın anlıyabileceği lisanda okumak; mâbetlerde kadın erkek karışık bulunmak, ilh… Bu cemaatler rağbet görmemektedir.) (Galanti 1947: 163-164)
“Dünyâda bir Mûsevî Cemâati yoktur ki kendisine mahsûs hayır müesseseleri olmasın”
“Yahudiler indinde mâbet ile mektep birbirinden ayrılmazlar. Ayni zamanda bir mâbet ile bir mektebin inşasına zaruret hasıl olur ve ikisinin inşası için iktiza eden vesait kâfi değilse [gelmezse], Talmud, evvel emirde mektebin inşasını emrediyor. (Hâşiye: Masahet Meğila, sahife 26-27.)
“Din, cahil kalan Yahudiyi günahkâr sayar ve bu suretle bundan terettüp edecek günahtan kurtulmak için, her Musevî aile reisi, oğullarının tahsillerine son derece ihtimam eder. Bunun gibi, hayırlı eserler ile iştigal edilmesi emri, pek çok hayırlı müesseselerin [hayır müesseselerinin] teşkiline hizmet etmiştir. Denilebilir ki, Yahudilerin içtimaî hayatı âdeta an’ane halini almış ve dinî mahiyeti haiz olan bu üç esas ile kaim oluyor. Dinin mütekâsif kuvvetini zayıflatan zamanımızda bile Yahudilik, bu an’ane tarikiyle bu esaslara merbut kalıyor. Dünyada bir Musevî cemaati yok[tur] ki kendisine mahsus az çok hayırlı müesseseler [hayır müesseseleri] olmasın. Bâzı yerlerde bu müesseseler birleşerek ve ayni idare altında icrayi faaliyet ederek asrîleşmiştir. Almanyada bilhassa buna ehemmiyet verilirdi. Bâzı yerlerde, münferit halde eski şekillerini muhafaza etmekteydi. Meselâ İtalyanın ‘Livorno’ şehri Musevî cemaati, 2.300 nüfustan ibaret iken, İkinci umumî harpten önce bu cemaat, müstakil surette idare olunan müesseselerden gayri, 58 muhtelif hayırlı müesseseler [hayır müessesesi] idare ediyordu. (Hâşiye: Lunario Israelitico, 1926-1928 senesi, sahife 47.) Bâzı yerlerde muayyen hedeflerle teşkil edilmiş olan cemiyetler, muayyen hedefler zail olursa, sâi gayretlerini o muayyen hedeflere yakın hususlara tevcih ederler. Meselâ vaktiyle her ne sebeple olursa olsun, esir edilegelen Yahudileri kurtarmak için cemiyetler vardı. (Yukarıdaki sahifeye müracaat.) Zamanımızda bu nevi esaret kalmadığından, mahpus bulunan fakir Musevîlerin hapishaneden çıktıktan sonra imdatlarına gelmek için cemiyetler teşekkül etmiştir. [Buna dâir hâşiye, fotokopimizde çıkmamış.] Bu son cemiyet, esaretten kurtarmağa mahsus cemiyetin yerini tutmuştur. (Galanti 1947: 164-165)
“Yahûdi büyükleri, bizzât, Mûsevîliğin işleri başında bulunurlar”
“Müteveffa Baron de Hirsche’in meşhur bir sözü vardı: ‘Büyük Yahudiler, bizzat, Musevîliğin mukadderatını idare etmelidirler.’ Gerçekten müterakki ve medenî memleketlerde yaşayan Yahudi büyükleri, bizzat Musevîliğin işleri başında bulunurlar. Bundan maksat, ırkın idamesine çalışmaktır. Bu hal, Musevîlerin, yaşadıkları memleketlere merbut olmalarına asla mâni olmaz. Birinci Umumî Harpte, muharip iki grup Musevî birbirine düşman idi. Harpten sonra, Amerika Musevîleri, harpten müteessir olmuş olan her iki grupun Yahudi fukarasının imdadına gelmek üzere, iki nöbette, otuz iki milyon dolar toplamışlardır. Bu işi deruhde etmiş cemiyet, bugün hali faaliyette bulunmakta olan, muharebeden muztarip Yahudilere mahsus Birleşik Dağıtma Komitesidir (Joint distribution committee for Jewish war sufferers).
“Birinci Umumî Harp esnasında, muhasım muharip zümre memleketlerine, memleketinden bir santimin çıkmasına müsaade etmiyen Birleşik Amerika Devletleri hükûmeti, harp bitince, bu otuz iki milyonun memleketinden çıkmasına mâni olmak değil, itiraz bile etmemiştir.
“Aşağıdaki cedvellerde görüleceği veçhile, bunca hayırlı müesseselere [hayır müesseselerine] mâlik olan Almanya, İngiltere, İtalya, Fransa ve Amerika Musevîleri iyi Alman, iyi İngiliz, iyi İtalyan, iyi Fransız ve iyi Amerikan olmaktan bir dakika bile kurtulamazlar. Başka bir tâbirle, bu memleketlerin Musevîlerinin hayır müesseseleri, vatanperverlikleriyle pek güzel kabili telif oluyor. [???]
“Bu memleketlerin Yahudileri gibi Türk Yahudilere mâlik olmak isteyen Türkiye, kendi Yahudilerinin bu dereceye geldikleri gün pek bahtiyar olacaktır. [???] Bu dereceye varmak için, içtimaî kanunların hükümlerinin tesir icra etmeleri, yani zaman lâzımdır. (Galanti 1947: 165)