Bizim başımıza ne geldiyse Covid-19 sürecinde geldi. Korkunç bir planlamaydı. İnsanlar psikolojik olarak baskı altına alındı ve dirençleri büyük oranda kırıldı.
Sözde pandemi üzerinden korkuya tutsak edilmiş tüm dünya insanları, küresel diktatörlüğün boyunduruğu altına alınmak istendi. Ve hiçbir bilimsel kanıta dayanmadan yaptılar bunu.
İnsanlar muhakeme yeteneğini kaybetti. Ve sağlıklı analiz yapamadıkları gibi, pervasızca hareket etmeye başladılar.
Düşünün birileri kalkıp Husilerin İsrail namına iş tuttuğunu söylerken, birileri de kalkıp fon dolandırıcılığını aklamak için tüm saçma argümanlarını kamuoyuyla paylaşmaktan çekinmiyor.
Toplumda tam bir zihin bulanıklığı yaşanıyor. Kimileri Kabe’yi kurtarmak kimileri de Kudüs’ü geri almaktan bahsedebiliyor. Demem o ki herkes en uç noktalarda hamasetin dibini buluyor.
Eski İngiliz istihbarat subayı ve AB Ortadoğu danışmanı Alastair Crooke bile Ukrayna, İran ve Yemen’de yaşananları "tek bir yapının, tek bir girişimin parçasıdır" olarak görüyor.
Crooke, bu çatışmaların birleşik bir dünya düzenini dayatmak için kullanıldığı düşünüyor. Baskının özellikle İran ve Rusya'ya yöneltilmesinin sebebini sorguluyor.
Bu ülkeleri de Batı tarafından tanımlanan bir düzene kolayca boyun eğmeyen, kendi tarihsel, kültürel ve siyasi kimliklerine sahip devletler olarak görüyor.
Bugün etrafımızda olan biten tüm hadiseler tek bir yapının marifetleri olarak karşımıza çıkıyor. Bunu anlamak için Covid sürecini iyi analiz etmek lazım.
Bize karantinaları, zorunlu aşıları ve dijital kimlikleri getirenler de aynı yapının unsuru. Şimdi de gıda kıtlığına ve toplumsal huzursuzluğa yol açacak bir enerji krizini organize ediyorlar.
Amaç gezegeni kurtarmak değil, nüfusu kontrol etmek. En önemlisi de sizin hayatta kalmanız için sisteme bağımlı olmanızı istiyorlar. Yani kölelik…
Tarkovski’nin Nostalgia’sındaki delinin “dünyayı yıkıntının eşiğine getirenler, sözüm ona sağlıklı olanlardır" dediği türden…
Yazar Mike Adams, “kışın ısıtmaya ve yazın soğutmaya sınırlamalar getirmek için uğraşıyorlar” diyor.
Elitler size bunun gezegenin iyiliği için olduğunu söyleyecekler. Kilovat saatleri kısıtlayacaklar, kredi veya tahsisat verecekler ve bu limitleri aşarsanız elektriğinizi kesecekler. Size bunun bir acil durum olduğunu söyleyecekler.
Ancak bu tam anlamıyla bir kontrol mekanizmasıdır.
Hazin olan nedir biliyor musunuz? Biz bu yapıyı kendi ellerimizle besliyoruz. Ve bunu yaparken gayet gönüllü ve istekli davranıyoruz. Aklımızı kiraya vererek kendimizi bir zahmetten kurtarmış sayıyoruz.
Günümüzün gazeteci yazarlarının yaptıkları gibi; “Yani benim için düşünen bir efendim varken ben ne diye zahmete gireyim!”
Etienne de La Boétie, Gönüllü Kölelik Üzerine Söylev’de şöyle diyor.
“Sizi gözetleyen sayısız hafiyesini sizden değilse nereden alıyor? Nasıl sizi dövmek için bunca ele nasıl sahip oluyor, bunları sizden ödünç almadıysa? Kentlerinizi çiğnediği ayaklar aynı zamanda sizin ayaklarınız değil mi?
Üzerinizdeki erk sizden gelmiyor mu? Sizinle elbirliği içinde olmazsa, üzerinize yürümeye nasıl cesaret edecektir? Sizi soyan hırsıza yataklık etmeseydiniz, sizi öldüren katilin işbirlikçisi olmasaydınız ve kendi kendinize ihanet etmeseydiniz, size hangi kötülüğü yapabilirdi ki?”
Boétie bu oligarşik, baskıcı, servet avcısı yapıya kulluk etmeyiniz demeye getiriyor. Kısacası “özgür” olun diyor. Bugün Amerika’ya kulluk etmekten zerrece çekinmeyen parasız askerler olduğu sürece küresel oligarşik yapı, her yerde planını uygulayacaktır.
Ben diyorum ki; insan olmanın şerefini kaldığımız yerden yakalamanın yollarını aramalıyız. Yani insanlığımıza ve özgürlüğümüze sahip olmalıyız.
Çünkü insan özgürleştikçe, kendini bilir, insanlaşır ve ilahi nizamın en temel unsurlarından biri haline gelir.