Paris'in güneydoğusundaki Créteil banliyösünde bulunan Saint-Exupéry Lisesi'nde başlayan protesto dalgası, ülke genelindeki çok sayıda liseye yayılarak devam ediyor.
Fransa Eğitim Bakanlığı, 5 Ekim'de ülkedeki yaklaşık 3 bin 700 liseden 400 ila 500'ünün tamamen veya kısmen kapalı olduğunu açıklamıştı.
Bir iki hafta içinde 1200'den fazla liseye yayılan protestolara polis şiddeti de eklenince protestolar daha alevleniyor.
Öğrenciler, eğitime 10 milyar Euro bütçe ayrılmasını talep ediyor. Fransa’nın 3,6 trilyon avroya ulaşan kamu borcu ve artan faiz yükü bu bütçenin ayrılmasını zorlaştırıyor.
Bilindiği gibi modern ulus devletlerin doğuşu ve tüm dünyaya yayılması esas olarak 1789 Fransız İhtilali ile gerçekleşmiştir. Ulus devletlerin tasfiye süreci, ulus devletlerin doğuşuna öncülük eden Fransa’dan mı başlayacak bunu zaman gösterecek.
Ancak Fransa’da sistemin çöktüğü bir gerçek.
İspanya’da konut krizine karşı düzenlenen protestolar da ülke geneline yayıldı. Ve kriz her geçen gün büyüyor. Aynı şekilde Hollanda da çiftçiler tarım politikalarını protesto ediyor.
Görüldüğü gibi eğitim, tarım ve ekonomi gibi bir ülkeyi ayakta tutan büyük sektörlerde ciddi sıkıntılar var. Ve toplumlar devletlerine karşı yavaş yavaş ayaklanmaya başlıyor.
Çok şükür ülkemizde benzer görüntüler yaşanmıyor. Ne var ki bu, her şeyin dört dörtlük gittiği anlamına gelmiyor. Elbette bizde de bazı sıkıntılar var.
Örneğin son zamanlarda okul saldırıları bir hayli canımızı sıkıyor. Bunun üzerinde biraz duralım istiyorum.
Hatırlayınız, Nisan 2026’da yaşanan okul saldırıları, Türkiye’nin eğitim tarihinin en karanlık anlarından biri olarak geçmişe geçmişti. O gün 1 öğretmen, 8 öğrenci ve 2 saldırgan hayatını kaybetti ve 29 kişi yaralandı.
Sonra başka okullarda benzer vahim hadiseler yaşandı. Bu tür olaylar medyada fazla görünmesiyle mi bir hastalık gibi yayılıyor yoksa arkasında başka odaklar mı var bilemiyorum. Ancak ortada bir sorun olduğu muhakkak.
Küreselden Yerele Türkiye Grubu’nun yayınladığı rapora göre; Sosyal medyada %89 negatif duygu oranı ile bu olaylar toplumun derin bir öfke ve güvensizlik yaşadığını göstermektedir.
Bu süreçte sorumluluk arayışında MEB ve İçişleri Bakanlığı en çok hedef gösterilen kurumlar oldu. Diğer taraftan saldırganların silahlarının ailelerinden gelmesi, okul güvenliğinin son derece yetersiz olduğunu ortaya koymaktadır.
Yeni güvenlik modeli umut verici olsa da, uygulamanın sürekliliği ve kurumlar arası koordinasyonun sağlanması kritik önem taşıyor.
Bu bağlamda 1 Kasım 2026 itibarıyla tamamen uygulanmaya başlanacak olan köklü bir düzenleme yapıldı.
Çocuklarımızı sanal medyanın tehlikelerinden korumaya yönelik yapılan bu kapsamlı düzenleme umarım riskleri biraz olsun azaltacaktır.
Küreselden Yerele Türkiye Grubu olarak bu süreçte bizim d bazı tavsiyelerimiz var.
MEB ve İçişleri Bakanlığı arasında sıkı koordinasyon ve veri paylaşımı mekanizması kurulmalı.
Rehberlik hizmetleri güçlendirilmeli, öğrencilerin psikolojik durumları düzenli izlenmeli.
Ailelere yönelik farkındalık eğitimleri verilmeli, silah kontrolü konusunda yaptırımlar artırılmalı.
Erken uyarı sistemi (risk puanlama) tüm okullarda uygulanmalı ve düzenli güncellenmeli.
Sosyal medya platformlarıyla iş birliği yapılarak şiddet içerikleri hızlıca kaldırılmalı. Sendika ve sivil toplum kuruluşlarıyla düzenli güvenlik zirvesi düzenlenmeli. Mevzuat, uygulama eksikliklerini kapatacak şekilde güncellenmeli ve denetim mekanizmaları güçlendirilmelidir.
Ne kadar erken önlem alırsak sorunu o kadar aza indiririz…