İbn Haldun, “İnsan alışkanlıklarının çocuğudur.” demiş. Aslında mâzimizi severiz, yani alışkanlıklarımız sıcak bulduğumuz tarafımızdır bizim. Ama, “alışkanlıklarımızın kölesi” olmamak kaydıyla. Hem de zaman geçtikçe şartları giderek ağırlaşan bir kölelik. Kafanızı başka yana çevirmenizi ve onun gösterdiklerinden başkasını görmenizi engeller. Bir yazarın dediği gibi, “Önce biz alışkanlıklarımızı, sonra da alışkanlıklarımız bizi oluşturur. Yapımız gereği bir müddet sonra yaşadıklarımızın gerçekliğine ve doğruluğuna inanmaya başlıyoruz. Onları sorgulamıyoruz. Onların en doğru şeyler olduğunu zannediyoruz ve bu durum giderek etkisinden kurtulamadığımız bir önyargı oluşturuyor bizde. “Alışkanlıklarımızdan vazgeçersek, kişilik zafiyetine uğrayacağımızı sanıyoruz.

Alışkanlıklarımızın direttiğini yapmamaya karar verdiğimizde, olumsuz düşünceler kuşatır bizi... Hiçbir şekilde izin vermez onaylamadığı şeyleri düşünmemize, yapmamıza ve bu çemberden biraz olsun kurtulmamıza... Birazcık özgürleşmemize ve ufkumuzu, çevremizi, düşünce dünyamızı genişletmemize... Böylece biraz olsun hayatımızı renklendirmemize... Oysa bu yolla çelişkilerimiz azalır, yıllardır cevaplayamadığımız bazı sorulara cevap buluruz ve kendimizi daha güçlü hissederiz hayat karşısında...

Bu bir insan olabilir; kurtulmamız ya da bağımlılığımızı normal seviyeye indirmemiz gereken... Ne var ki, hiçbir şekilde bırakıp gidemezsiniz; hem o, hem de alışkanlığınız müthiş bir baskı oluştururlar yıllar yılı üzerinizde... Ne bırakıp gidebilir, ne de yeni bir düzenleme için kendinizde kudret hissedebilirsiniz. Zamanı hiç istemediğiniz biçimde harcar ve yılların elinde harcanırsınız. Hiçbir isteğinizi gerçekleştirmek için kendinizde güç bulamazsınız. İşte bu noktada durup, hiç olmazsa bundan sonraki hayatınız için yeni kararlar almalı ve uygulamalısınız. Tamamını değilse bile, bir kısmını en azından...

Bu bir mekân olabilir; yıllardır hep aynı şekilde gördüğünüz ve artık hayatınızdaki yerini, güzelliğini, özelliğini giderek kaybeden... Değiştirmeye ve dönüştürmeye gücünüzün yetmediği böyle bir yerde yaşamak, içinde sevgi olmayan bir alışkanlığa, bir mecburiyete dönüşmüşse; sokaklarında gezdiğinizde, içinizi bir dağılma, bir daralma hissi sarıyorsa; belki yer değiştirmeli, alışkanlığınızın ve bazı haklı gibi görünen mazeretlerin sizi durdurmasına izin vermemelisiniz. Fırsat ve imkân doğduğunda yeni bir mekâna ayak basmalısınız.

Bu bir iş olabilir. Yaparken artık zevk almadığınız, sizi sarmayan, zamanı değerlendirme arzunuza cevap vermeyen, bir bıkkınlıkla dolduğunuz ve sadece geçinmek ve ihtiyaçlarınızı gidermek için yaptığınız... Her geçen gün artan bir yük gibi üstünüze çöken bu işten de kurtulmalısınız. Eğer böyle bir imkanınız yoksa, onu gözünüzde çekici kılacak ya da ona tahammül etmenizi sağlayacak değişiklikler üretmelisiniz kendinizce. Bulunduğunuz mekânı iç açıcı hale getirecek, orayı sevmenizi sağlayacak değişiklikler yapmalısınız.

Beslenmeye, eğlenmeye, töreye, inanca ve kültüre dair alışkanlıklarımız vardır bir de. Olumsuzlukları her geçen gün artmasına rağmen yapmaya devam ettiğimiz ve üzerinde hiç mi hiç düşünmediğimiz, kafa yormadığımız, bir gün olsun sorgulamadığımız alışkanlıklar. Sonuçları bize pahalıya patlasa da bir türlü değiştirmeye ya da duruma uygun hale getirmeye cesaret edemediğimiz…

Onların çoğunu, anamızdan, atamızdan, babamızdan, çevremizden ve içinde bulunduğumuz toplumdan devralmışızdır. Onlar bizim için adeta tabu halini almıştır. Eğer altından kalkabiliyorsak, kime ne zararı olduğu konusunda hiç düşünmeden onları sürdürürüz. Aleyhte olanların ve tenkit edenlerin müthiş karşısındayızdır. Artık onların fanatiği olmuşuzdur.

Çözüm; yanlış yerleşmiş alışkanlıklarımızı, doğru hale çevirmekten ve zaman içerisinde etrafımıza da bu bilinci yerleştirmekten geçer.