İşgal edilmiş topraklar, iğdiş edilmiş zihinlerle dolu koca ümmet coğrafyası…
Bir tek Anadolu, fiilen sömürge olmadı ama ruhen ve zihnen esareti yaşadı yıllarca. Bin yıl boyunca devletini güçlü, insanını dirayetli tutan inancı ve köklerinden kopartılmış topraklarda, faydalı ve verimli her fidan kör bıçaklarla budanırken zehirli yaban otlar büyütüldü, toprağı sardı ve zehirledi nesilleri.
Azerbaycan’da başörtüsü yasağı üzerinden yaşanan gerginliği okurken bazı şeyler eksik değerlendiriliyor sanki. Diğer Türk ülkelerinde durum farklı değil çünkü. Türkistan toprakları çok uzun bir zaman Sovyet Rusya esareti altındaydı. Rusya, işgal ettiği her ülkede halkı, on yıllar boyunca tamamen dinsiz şekilde yetiştirmek istedi. İslam’a ve Türklüğe dair her şey ya yasaklandı ya da yanlış şekilde öğretildi. İnancını yaşamak isteyenler ise yıllarca ağır zulümlere maruz kaldı. Bugün esir Doğu Türkistan’da olduğu gibi.
Arap Coğrafyası farklı mı? Asya’daki Müslüman ülkeler, Balkanlar ve Afrika kıtası… Müslümanların inancına açıkça zorbalık yapılmadığı düşünülen ülkelerde bile politik olarak Müslüman duruşuna ihanet hüküm sürüyor. Bugünle birlikte birazcık geriye dönüp hadiseleri ve aktörleri bütün olarak ele alınca Müslümanların şu iki asırdır ne büyük zulme maruz kaldığını daha iyi anlarız.
Şuraya geliyorum.
Türkiye olarak biz, fiilen sömürge olmadık. Ama ruhen öyle bir esaret zinciri taktılar ki boynumuza, sadece Müslüman öldürüyor diye İsraili destekleyen insanlar var ülkemizde. Hala İslam’a gericilik diyen, ecdada söven, laiklik türküsüyle gönüllü Batı ajanlığı yapan, İslam ve Müslüman nefretinden dolayı vatanın ve milletin faydasına bile olsa her şeye karşı çıkan bir zihniyet… Fırsatını bulsa anında emperyalizm-siyonizme asker yazılacak kadar bu toprakların ruhuna düşman zihinler… Partileri, STK’ları, iş dünyasında güçleri, medya mensupları, akademisyenleri, gençlik örgütleri var…
Bin yıldır İslam olan, halkın kahir ekseriyeti Müslüman olan topraklarda İslam ve Müslüman düşmanlığı yapanlar varken ve en ufak sallantıda yine eskisi gibi sokaklarda başörtülü sakallı sarıklı avlayacaklarını hatta “İstiklal Mahkemelerini” kuracaklarını bangır bangır söyleyenlerin olduğu ortadayken;
Daha dün, yüz yıllık sömürgeden çıkmış, çıkarken de bütün kurumlarıyla sömürgecinin yetiştirdiği kişilerin eline verilmiş ülkelerde ne olmasını bekliyoruz ki?
Daha düne kadar biz, Batının uşaklığını gönüllü ve gururlu şekilde savunan, Batı politikalarını uygulama memurlarının yetkili ve etkili olduğu bir ülkeyken, tahtlarını ve iktidarlarını emperyalist- siyonist desteğiyle elde etmiş ve hala o destekle ayakta tutan birçok Müslüman ülke liderinin Müslümanca tavır göstereceğini mi düşünüyoruz?
Güç cazibe merkezidir. İhaneti de sadakati de belirleyen en önemli etkendir. Çıkarları için İsrail ile dostluk yapan ve sınır komşusu oldukları halde en mukaddes beldemizin işgalini bile kabul eden kral ve yöneticilerin, politik ve askeri olarak ciddi bir güç görmeden hemen bizim yanımızda duracağını mı yoksa?
Onların yüz yılda inşa edip adım adım insan yetiştirerek döşediği yol bir anda değişmez. Bu bir süreç… O noktaya da varacağız elbet ama en önemlisi vatanı ve milleti gerçek ruhuna kavuşturup ayağa kaldırmak…
Diğer yandan;
ABD ve İsrail Kafkasya ve Türkistan bölgesini kontrol etmek ve daha da önemlisi Türkiye’nin o bölgeye sirayetini engellemek için Azerbaycan üzerinden plan kuruyor. Aynı ırktan ve aynı dinden kardeşleri bile birbirine düşman etme çabasında. Ülkemizi kuşatmak için her yolu deneyen Haçlı-Siyonist ittifakın oyununu bozmak için serinkanlı ve seri hareket etmek gerekiyor.
Ak parti iktidarıyla değişen en önemli şeylerden birisi de dış politikadaki paradigma değişikliğiydi. Yıllarca “Yurtta Sulh cihanda sulh” söylemiyle kendi çıkarlarını bile savunamayan, bölgede ve dünyada pasif, sözü itibar edilmeyen kendi halinde bir devlet durumundaydık. Bu duruşla bir yere varılamayacağını hatta var olan topraklarımızın bile parçalanacağını anlayan devlet ve tabi ki Erdoğan’ın üstün gayret ve dirayetiyle bu günlere gelindi. Artık bölgemizde Türkiye olmadan oyun kurulamıyor, adım atılamıyor. Özellikle halklar nezdinde dünyadaki en prestijli ülkelerden biri haline geldik.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında ve Soğuk Savaş döneminde var edilmiş, çoğu sorunlu, sıkıntılı ve her yönden emperyalist ülkelere bağımlı, bağımlılığı derecesinde de ayakta tutulan iktidarla dolu birçok ülkeyle komşuyuz. “Dost olmuyorsa bile düşman olmasın diye” sırtı sıvazlanan ve iç yüzleri bilinse de gerektiğinde “kardeşim” denilen birçok liderle yürütülen ilişkileri bu zaviyeden değerlendiriyoruz.
Bölgemizde yaşananlar karşısında devlet ve millet olarak çoğunlukla doğru yerde durduğumuz, yapılması gerekeni yaptığımız ve alınması gereken tavrı aldığımız hakikatini de özellikle gözden kaçırmamalı şu şartlarda.
Her şey bu topraklarda başladı, şahlanış da yıkımda!…
Anadolu gerçek anlamda ayağa kalkmadan, Allah, vatan, millet ve ümmet ve tüm insanlık için İlayi Kelimetullah Sancağını yüklenmeden kardeşlerimize gerçek anlamda derman olmamız zor. Güç cazibe merkezidir. Bu şuurla güçlenmek ayağa kalkarken kardeşlerimizi de ayağa kaldırmayı sağlar.
Sözün özü, olmadan başkasını olduramayız. Kalkmadan başkasını kaldıramayız. Kendimiz hedefe varmadan başkasını ulaştıramayız…